Osman CAN
Seçim rekabetinde gelinen noktanın iç açıcı olduğunu söylemek mümkün değil. Pek çok değerin aşındığı bir süreçten geçiyoruz. Kurumlar aşındığı gibi, popülizm nedeniyle kurallar ve standartlar da aşınıyor. Popülizmin aşındırıcı etkisi, rasyonel işleyen bir anayasal düzen olmadığı için toplumu bir arada tutabilecek rasyonel referansları yerle bir ediyor.
Tüm geleneksel değerlerin yerle bir olduğu ama toplumu bir arada tutacak yeni referansların üretilmediği ve yeni referanslar çerçevesinde yeni bir anayasal düzenin üretilmediği ülkelerde, popülizm yıkıcı etkiler meydana getirir. Toplum kendini güvende hissedebilecek kalelere çekilir. Kale psikolojisi bir savunma psikolojisidir aslında. Kale psikolojisi popülizmin en yıkıcı sonuçlara yol açabildiği bir psikoloji. Çünkü normal bir hayat ile ilgili tasavvurlar kaybolur. Kendi kalelerine çekilen homojen topluluklar, sadece kendi gerçekliğinin hâkim olduğu sanal bir normalin hayalini kurmaya başlar. Bu da radikal yaklaşımların hâkimiyeti demek.
19. yüzyıl sonlarında Avrupa’daki popülizm, 20. yüzyılın ikinci yarısındaki popülizmlerden ayrılıyor. Zira ikincisinde, göreceli yerleşik bir anayasal düzen içinde partiler, o alanın sınırları içinde kalmaya özen gösterdiler. İlkinde ise insanlığa ait tüm değerler yerle bir edildi.
İlki “kültürel, sosyal, ekonomik ve tabii ki kurumsal ve siyasal” kriz durumuna işaret ediyordu. Sonuçta, radikal, irrasyonel, şoven ve yabancı düşmanı popülist politikalar, milyonlarca insan hayatına mal oldu.
Bugün ne yazık ki Türkiye açısından benzer bir durum söz konusu. Ya krizi yeni bir başlangıcın fırsatına dönüştüreceğiz ya da on yıllarca tamir edilemeyecek yıkımlara hazırlıklı olacağız.
Bu tercih sadece yurttaşları değil, aynı zamanda siyasi kadroları da hayati bir sorumluluk ile karşı karşıya bırakıyor.
Bu konuda siyasi partilerin iyi bir sınav verdiğini söyleyemeyeceğim.
Ancak bunlar arasında, sonuçları seçim dönemini aşan, toplumu orta ve uzun vadede en çok zehirleme potansiyeline sahip olanına değinmeden geçmek mümkün değil.
Daha önce de yazmış ve bir uyarıda bulunmuştum.
CHP lideri meydanlarda Suriyelilerin geri gönderilmesi gerekliliğini dile getirdikten sonra şimdi de yabancı işçi çalıştırmayı düzenleyen yasayı seçim malzemesi haline getirdi.
Sol politikalar ile nasyonal sosyalist politikalar arasında çizgi çok ama çok incedir. Faşizm ile NSDAP (Nazi) hareketinin tarihine bakmakta yarar var. Nasyonal Sosyalist (ulusal-sosyalist) hareket ile “sol/sosyal demokrat” bir hareket arasındaki fark, işçi haklarını savunmada, yolsuzluğa veya sömürüye karşı çıkmada belirginleşmiyor. Aynı tezler ulusalcı bir çizgide pekâlâ nasyonal sosyalist bir harekete kaynaklık edebiliyor.
CHP’de tarih bilen ve enternasyonal yaklaşıma inanan siyasetçilerin figürlerin bu müdahalede bulunmaları beklenir.
Şu anki söylemler ile Mahmut Esat Bozkurt’un milliyetçi-sol-hümanist (?) söylemleri veya NSDAP’nin 1920 tarihli “25 Madde Program” (özellikle 7-8-11. Md) arasında rahatsız edici paralellikler var.
Aman dikkat.
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- HDP iddianamesi: Kapatma çok zayıf ihtimal
24.03.2021 - Mesele Rektörlük Seçimi Değil: Kaybediyoruz, Hepimiz!
9.01.2021 - Affet, Sevgili Adalet Ağaoğlu!
20.07.2020 - Avukatlık Kanunu Değişiklik Teklifi
12.07.2020 - Almanya Anayasa Mahkemesi Kararı: Hükümet, kamu imkanlarını kullanırken tarafsız davranmalı!
23.06.2020 - Berberoğlu, Güven ve Farisoğulları için çıkış yolu var mı?
20.06.2020 - TBMM’nin Tükenişi-Berberoğlu Vakası
20.06.2020 - 31 Mart Seçimleri: Sorunun yapısal temelleri
24.04.2019 - Anayasal düzenin temel tercihlerine dokunulmuyor
18.01.2017 - Sokak ve demokrasi
1.02.2015
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları





























Mehmet
Halk aynen bunu diyecek hiç şüpheniz olmasın!!! "Halkın bu manasız soruya vereceği cevap belli değil mi: "Sen benimle dalga mı geçiyorsun. Bir hafta önce olsa ne olur, bir hafta sonra olsa ne olur" demeyecek mi? Ve sonuçta bu anlamsız krizi yarattığı için bütün siyaset kurumu halkın gözünde itibar kaybetmeyecek mi?"