Oya BAYDAR
Geçtiğimiz hafta boyunca Türkiye'de en çok tartıştığımız iki konu Melek Mosso ve Abdüllatif Şener vakaları oldu. Bu geyik muhabbeti kıvamındaki tartışmalar, değişim tantanasıyla hiç değişmediğini, değişemeyeceğini bir kez daha ortaya koyan CHP başta, sapır sapır dökülen Millet İttifakı partilerinde neler olup bittiği konusunu bile geride bıraktı.
Yıllardır, "Bu ülkenin insanı çürüdü, çürütüldü; insanî değerlerle birlikte toplumun vicdanı yok edildi, kötülük iyiyi kovdu," diye feryat ediyorum. Ekonomi, hukuksuzluk, hayatımızı karartan, şikayetçi olduğumuz her şey düzelebilir, yoluna girebilir ama insan malzemesi çürüdü mü, insani değerler yitirildi mi, ar hayâ duygusu kalmadı mı, tahribat birkaç nesilde bile kolay kolay onarılamaz, diyorum. Ömrümün son yıllarında ülkemden ve insandan umudu kesmekten acı duyuyorum, çünkü düzeltmeye çabalamak için artık ne gücüm ne de zamanım var. Bunun, benim kuşağımın ortak hayal kırıklığı, ortak acısı olduğunu da söyleyebilirim.
Kötücüllük virüsü ülkeyi istila ediyor
Covid'den daha beter, daha tehlikeli bir virüs ülkeyi ele geçirdi ve hızla yayılıyor. İnsanı manevî olarak çürüten bu virüsün etkisinden kurtulmayı; ahlaklı, vicdanlı, iyi kalmayı başaran, toplumsal sorumluluk yüklenen, ötekileştirmeyen, ayrım yapmadan bütün insanlara el uzatan pırıl pırıl insanlar var kuşkusuz. Son olarak büyük deprem sırasında onları görüp umut tazeledik. Üstelik küçük bir azınlık da değiller. Onların bünyeleri sağlam, kötücüllük virüsüne karşı bağışıklıkları var.
Bir başka -belki de en geniş- kesim ise, yaşamını tümüyle kendi sorunlarına, kendi küçük dünyasına gömülerek sürdürmeyi, üç maymunu oynamayı kurtuluş yolu olarak görüyor. Bu kesim, beni sokmayan yılan bin yaşasın, mantığıyla, zaman zaman virüsün kaynağıyla uyum gösteriyor. Tam hastalanmıyor, tecridin korumasından yararlanıyor ama bağışıklığı da giderek azalıyor.
Ama… Ama vicdanı körelmiş, ahlâken çökmüş, hiçbir değer tanımayan, kin dolu, saldırgan bir kesim de var. Çoğunluk olduklarını düşünmüyorum, ama arkalarını dayadıkları, adına hareket ettikleri iktidar odaklarından aldıkları güçle, azgın azınlık olarak toplumun çürüyen yanını temsil ediyorlar. Kötücüllük virüsünü yayıyor, toplumsal dokuyu çürütüyorlar. Gerçek hayatta, sokaklarda, meydanlarda, ama daha çok sosyal medya denilen mikrop üretmeye elverişli ortamda faaller. Toplumsal çevreyi kirletiyor, çatışmaları körüklüyor, kötücüllük mikrobunu her alana yayıyorlar.
Melek Mosso olayını basite almayın
Melek Mosso başarılı bir şarkıcı, bir müzik sanatçısı. İzlediğim kadarıyla güzel şarkıları var. Son olarak "En Güçlü Cover Şarkı Ödülü"nü aldı. Sanatçı olarak benimsediği özgür kadın imajını, zaman zaman aşırı jest ve tavırlarla ortaya koyan, bu yüzden daha önce de kötücül güruhun saldırganlığına maruz kalmış, konserlerinin iptali istenmiş, hakaretlere uğramış bir şarkıcı. (Bugünlerde gündemde olduğu için onu konuşuyoruz yoksa saldırgan güruhun naralanmasıyla konserleri iptal edilen onlarca sanatçıdan sadece biri.)
Melek Mosso ödülünü alırken, "Bu ödülü yüzyıllardır bu toplumda ve dünyada ötekileştirilen, kıyafetleri ile, kahkahası ile, kadın olmasıyla yargılanan, ittirilen, katledilen bütün kadınların ruhlarına ithaf ediyorum. Sesimiz hiçbir zaman kısılmayacak, kimse beni susturamayacak, konuşmaya, üretmeye ve şarkı söylemeye devam edeceğim," diyor.
Sonra ne oluyor? Bütün konserleri iptal… Bir tek Tekirdağ Süleymanpaşa ilçesinin AKP'li belediye başkanı Mosso konserini iptal etmiyor, çünkü sanatçı o konserde sözleri ve seçimler öncesinde instagram üzerinden yaptığı bir paylaşım için özür dileme sözünü veriyor. Ve özür diliyor…
Onu özür dilerken izledim ve çok kötü oldum, utandım. Önce Melek Mosso adına, çünkü hatalar için özür dilenir; insanın söylediği, yaptığı, inandığı doğrular nedeniyle özür dilemesi acı ve kişiliği yıpratan bir şey. Ama asıl o kadını ödül töreninde yaptığı baştan son doğru ve alkışlanası konuşması yüzünden özür dilemek zorunda bırakan saldırgan, ahlaksız zihniyetle aynı ülkeyi, aynı gökyüzünü paylaştığım için kahroldum ve utandım.
Ardından, konseri iptal etmeyen ve Mosso ile birlikte çıkıp onun özrünü olumlayan belediye başkanına yönelen trol ve yandaş medya saldırısı, hakaretler, tehditler üzerine Belediye Başkanı istifa etmek zorunda kaldı. İstifa ederken de "Esas olan Cumhurbaşkanımızın liderliğinde millete sadakatle hizmet etmektir" diyerek yukarıya hulus çekmeyi de ihmal etmedi.
Ülkemizdeki toplumsal ve siyasal zehirli atmosferin yüzlercesi arasından son günlerdeki bir örneği bu.
Çürümüşlüğün bir başka örneği: Abdüllatif Şener vakası
Bazen kavramakta, yorumlamakta güçlük çektiğiniz olaylar, davranışlar olur. Çünkü; aynı zihin, ahlak, değerler dünyasından değilizdir. Abdüllatif Şener vakası benim için -sadece benim için değil- toplumun kötücüllük virüsünü hâlâ kapmamış, çürümemiş kesimleri için, bu kadarı da olmaz dedirten bir vakaydı. Siyaset kurumunun kirlenmesini, etik değerlerin yitimini, bir siyasî kimliğin çürümesini bu kadar açık sergileyen olay az bulunur.
Ne var ki olayı sadece kişinin şahsına kilitlememek gerekiyor. O, siyaset arenasında giderek çoğalan benzerlerinin bir prototipi. Bu zat -daha uzak geçmişi bir yana- CHP'nin önemli yerlerinde bulunmuş, daha birkaç ay öncesine kadar ekranlara bu hüviyetiyle çıkmış biri. "Günahsız olan ilk taşı atsın," deyiminin tam yeri. CHP eğer değişmekten falan söz ediyorsa, önce Şener gibileri veya Bolu Belediye başkanı olan o garip Âdemi neden bünyesinde barındırdığını sorgulamalı. Siyaset çürürken insanlar da çürüyor, virüs kapmış insanlar da siyaseti çürütüyor.
Abdüllatif Şener vakası ve toplumsal ortamın çürümesiyle bağlantılı olarak sorgulamamız geren bir başka konu daha var: muhalif medyanın durumu…. Geçen akşam Halk TV'de, anlı şanlı ve de küçük dünyaları ben yarattım edalı gazeteciler, programlarına konuk ettikleri Şener'i polis/ veya savcı sorgulamasından geçiriyorlardı. Üstelik öfkelerine hâkim olamıyorlar, bağırıp çağırıyorlardı. Bir tek, ellerine sopa alıp dövmedikleri kaldı. Adam, gerçekten de iç bulandırıcıydı, utanç vericiydi. Ama bizim bildiğimiz kadarıyla medyanın işi halkın haber alma ihtiyacını gidermek, olayları aktarmak, uzmanların, kanaat önderlerinin yorumlarıyla doğru haberi aktarmaktır. Mahkeme kurmak, ele geçirilen suçluyu milyonlarca seyirci önünde kamçılamak değildir. İktidarın propaganda organından ibaret olan yandaş medyadan söz etmeye bile gerek yok, ama halkın haber alma hakkına sahip çıkma iddiasındaki muhalif (?) medya ister reyting yükseltmek ister taraf olmak için bu türden yayımlara başvurursa toplumsal-siyasal atmosfer kirliliğini artırmaktan, temel sorunları ve gerçekleri göz ardı ettirmekten başka bir işe yaramaz, bir kesimin kendini tatmininden öteye geçemez.
Balık baştan kokar
Binlercesi arasından seçilmiş, "Sen kafayı bunlara mı taktın, daha neler neler var!" diyeceğiniz son iki örnek, sağlıksız bir toplumun sağlıksız siyaset dünyasını, kötücüllük virüsünün kemirdiği insanların ve kurumların halini, basit, gündelik vakalar üzerinden anlatıyor.
Uzun zamandır, "Bu ülkede insan malzemesi çürüyor, toplum vicdanını yitiriyor, kötücüllük yayılıyor," diye feryat ediyorum. Bu gidişatta ekonomik boğuntunun, çağın değer bunalımının, insan yaşamına değer kazandıran ideallerin, umutların yitirilmesinin payı var kuşkusuz. Ama asıl önemlisi yıllardır siyaset ortamına hâkim kılınan çatışmacı, saldırgan, kötücül dil ve tavır. Toplumumuzu ve insanımızı çürüten virüs o merkezlerden yayılıyor, ancak o virüsü taşıyanlar tecrit edileceğine korunup kollanıyor.
Bir cumhurbaşkanı veya parti başkanı, çocuğu öldürülmüş bir anneyi meydanlarda kitlelere yuhalatırsa; siyasi husumet nedeniyle keyfî olarak zindanlarda tutulanlar terörist ilan edilip kitlelere idam çığlıkları attırılırsa; çocuk istismarcısı, tecavüzü, domuz bağcı, siyasî cinayet şüphelisi, vb. makbul vatandaş kabul edilirse, seçim sürecinde maruz kaldığımız nefret dili en tepelerden yankılanırsa, kötücüllük virüsü toplumu çürütür.
Ülkenin ve milletin bekasına yönelik en büyük tehdit insanî- ahlaki değerlerin yitimi, toplumsal vicdanın kararması, insanın çürümesidir.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları







































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.05.2024
14.05.2024
3.05.2024
3.05.2024
22.04.2024
16.04.2024
3.04.2024
29.03.2024
22.03.2024
7.03.2024