Oya BAYDAR
Sözcükler ve kavramlar, iki dudak bir dil arasında sakız gibi çiğnendikçe içleri boşalır, anlamsız klişelere dönüşür. En güzel, en değerli, en insanî kavramların adları olan kimi sözcükler, ifade ettikleri özü yitirip etkisiz seslerden ibaret kalır. Hele de bu sözcükler kitleleri afyonlamanın, iktidar savaşının, siyasal amaçların dilsel silahı olarak kullanılmaya başlandığında; zararlı, hatta tahripkâr olabilir: Vatan, millet, din, iman, vicdan, barış, namus sözcükleri bunlardan birkaçı...
Bizim kültürümüzde “ana” kavramının/sözcüğünün de böyle bir yeri vardır. Kadına saygısızlığı, sevgisizliği, zulmü, aşağılamayı böylesine içselleştirmiş bu eril toplumda (en ağır küfürlerin “ananın” diye başladığını hatırlayın) “ana”, “analık”, “kadının ana hali”; içi boşaltılmış, klişeleştirilerek siyasete alet edilmiş, güç ve iktidar mücadelesinde dilsel gösteri unsuru haline getirilmiş kavramların başında gelir.
Bu kadar çok insanın, bu kadar çok çocuğun pervasızca öldürüldüğü bu ülkede, kim yaparsa yapsın, hangi siyasal kanattan gelirse gelsin, analar üzerinden sürdürülen siyasî söylem ve eylemlere öteden beri kendimi yakın hissetmedim. Analığın, kadının tek ayrıcalıklı hali ve saygıdeğer özelliği olduğu aldatmacasına da itibar etmedim. Zaman zaman hepimizin kullandığı şu “analar ağlamasın” sloganını -hele de anaları en fazla ağlatanların ağızlarında sakız oldukça- yüreğimde duyamadım, tekrarlayamadım. Yapay ve klişe buldum. Analar ağlamasın da, ana olmayanlar, babalar, kardeşler, arkadaşlar, yoldaşlar ağlasın mı? diye düşünmekten kendimi alamadım.
Biliyorum: Bu bir özlü söz, bir slogan, diyeceksiniz. Mesele de orada işte. Sloganlar taktığımız rozetlere benzerler. Aidiyetimizi belirtmek için kullanılırlar çoğunlukla. Sözün ardındaki derin, ağır anlam yükü, aklımızdan ve yüreğimizden kopup gider. Harfler, işaretler, sesler kalır geriye. O zaman; Kürt meselesinin çözümünü, Kürt halkının hak ve özgürlük mücadelesini “Bakın işte, artık analar ağlamıyor”a indirgeyenler, 15 yaşındaki oğulcuğu öldürülen anayı miting meydanlarında aralarında anaların da olduğu kitlelere yuhalatırlar. Ve o kitleler, lider bellediklerinin izinde “Analar ağlamasın” diye haykırırken, Okmeydanı’nda bir ana küçük oğlunun mezarına ağlayarak bilyeler bırakır oynasın diye.
Okmeydanı’nın analarını, çocuklarını anlamak...
Alevîlerin çoğunlukta olduğu bölgeler, şehirler, mahalleler her zaman ama özellikle de son bir yıldır huzursuzluğun, baskıların, ölümlerin, acıların yoğun yaşandığı yerler. Benzer bir tabloyu o karanlık 1978-80 döneminde de görmüştük. Gençler hatırlamaz, bilmez. Kimileri naklen duymuş, en meraklıları arşivlerden yarım buçuk öğrenmiştir. Bizler o günlerin, o acıların orta yerindeydik. Toplu katliamların gerçekleştirildiği; çocuk, bebek, genç, yaşlı, kadın, erkek binlerce insanımızın hunharca öldürüldüğü, hanelerin yakılıp yıkıldığı, kin ve nefretin kol gezdiği o lanetli dönemin külleri hâlâ sıcaktır bu ülkede. Hâlâ bir kıvılcım yeter büyük yangınlar körüklemeye.
Alevîler sadece 70’li yılların değil yüzyıllar öncesinin, daha yakına gelelim 1937-38 Dersim katliamının, irili ufaklı bir çok kıyımın, saldırının, mezhepsel ayrımcılığın, asimilasyonist baskıların travmasını birkaç kuşak boyunca taşımışlardır. Kendilerini hep baskı altında, hep öteki hissetmiş milyonlarca Alevînin özsavunma reflekslerini, haysiyet meselesine dönüşmüş hassasiyetlerini, özellikle Alevî gençlerin isyankâr ruhunu, 2010’lar Türkiyesi’nde hâlâ eşit haklı yurttaş sayılmamaktan, hâlâ mezhepsel baskı ve dayatmalara maruz bırakılmaktan doğan tepkiselliklerini anlamayan, hak ve adalet taleplerini hesaba katmayan hiçbir siyaset, bu ülkeye huzur ve barış getiremez.
Okmeydanı’ndaki son acı olayların ardında provokatör arayanlar, öncelikle oradaki Alevî düşmanlığı ile beslenen polis şiddetinin bizatihî provokasyon olduğunu kavramazlarsa analar ve bütün ülke ağlamayı sürdürecektir. Öte yandan, isyankâr ve umutsuz genç kitlelerin olduğu yerde, provokatör yuvası olan şiddet yanlısı örgütlerin taban edinmeleri çok kolaydır. Ortalığı karıştırma peşindeki karanlık odaklar bu tip örgütlerden yararlanırlar. Özellikle gençlerin haklı protestolarını, muhalif eylemlerini, bir halkın “yetti artık” diyerek sokaklara, meydanlara çıkmasını fırsat bilip, yakıp yıkmalı, silahlı, kanlı provokatif olaylar yaratırlar. Gencecik insanlar, nasıl kullanıldıklarının, neye hizmet ettiklerinin farkına bile varmaz, kendilerini haklı bir davanın kahraman savaşçıları olarak görürler. Devletin polis provokasyonu onları özsavunmaya mecbur ederken, öteki taraftaki profesyonel provokatörler de iş başındadır. Böylece geniş kitlelerden destek görebilecek en haklı eylemler iki provokasyon arasında vurdulu kırdılı vandalizme dönüşür, kanla lekelenir.
Analar ağlamasın diyen bir iktidar, emrindeki güçlerin provokatif saldırılarını engellemekle yükümlüdür. Kitle gösterilerine, protestolara katılanları (velev ki şiddet yanlısı illegal örgütün yönlendirdikleri olsun) provokasyonlara karşı korumakla yükümlüdür. Yüzleri maskeli, elleri silahlı bir takım kişilerin MİT ajanı mı, yabancı provokatör mü, yoksa bir halkın, bir kitlenin haklı isyanını müsamereleştirecek yaştaki heyecanlı masum çocuklar mı olduğunu doğru teşhis etmekle yükümlüdür. Başbakan’ın, polis (veya MİT’çi provokatör, her kimse) tarafından öldürülen yurttaşın ailesine başsağlığı dilemek için GBT’sini (polis veya jandarmada kaydı, sabıkası, vb. olup olmadığını içeren Genel Bilgi Taraması) araştırdığını utanıp sıkılmadan ilan ettiği; polislere, “nasıl sabrediyorsunuz aslanlarım,” gibisinden gaz verdiği bir ortamda, devletin polisinden yükümlülüklerini yerine getirmesini istemek hayal olduğu kadar, onun ağzında nakarata dönüşen analar ağlamıyor sözüne inanmak da bir o kadar imkânsızdır.
Diyarbakır’daki anaları görmezsek...
Gezi eylemlerinde, ya da Okmeydanı’nda evlatlarını kaybedenlere duyarsız kalanlar, ölü çocukları terörist ilan edip anaları miting meydanlarında yuhalatanlar bu topraklara barışı, huzuru, kardeşliği asla getiremezler. Ama şu günlerde Diyarbakır’da 15-16 yaşlarındaki çocukları PKK’ye katılmak için dağa çıkan, ya da çıkarılan anaları görmezden gelirsek, “analar ağlamasın”, “barış”, “çözüm” sözcükleri, bir kez daha içi boşaltılmış anlamsız laflar olarak kalır. Ayrıca da AKP’nin Kürt siyasal hareketini şeytanlaştırma propagandasını güçlendirir. Çocukların PKK saflarına katılmak üzere dağa çıkarıldığı haberi eğer gerçekse, çocuk haklarından söz eden ve anaların ağlamasını istemeyen herkes, konunun muhatabıdır. Diyarbakır Beledilesi önünde oturan anaların, bacıların önünden geçip gidemezsiniz; onların iktidarın psikolojik harekatının parçası olmalarına izin veremezsiniz, veremeyiz.
Berkin Elvan 15 yaşındaydı öldürüldüğünde, dağa çıkan/çıkarılan çocuklarla aynı yaştaydı. Kürt hareketine düşen, o çocukların ailelerine geri getirilmesini sağlamaktır. Ötesi boş laf ve savsaklamadır. Sudan’ın, Nijerya’nın, El Kaide’nin “çocuk savaşçıları”nı kınıyorsak, yüreğimiz yanıyorsa onlar için, Kürt çocuklarının, bizim çocuklarımızın hangi haklı gerekçelerle olursa olsun savaşçı yetiştirilmelerine, savaşçı saflara katılmalarına izin veremeyiz. Cihat için eline silah verilen, dehşetin parçası ve uygulayıcısı haline getirilen çocuk ile kendine göre haklı bir dava uğruna savaş meydanlarına, dağlarına sürülen çocuk arasında ayrım yapamayız.
Çifte standart bir kez benimsendi mi, vicdan ve ahlak dumura uğramış demektir. O zaman, anaların gözyaşları hiç dinmez ve ölü çocukların analarının birbirlerini yuhaladığı (yuhalattırıldığı) utanç verici bir toplum olmaktan kurtulamayız.
“Analar ağlamasın” nakaratı eşliğinde çocuklara kıymayın efendiler!
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları





































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.05.2024
14.05.2024
3.05.2024
3.05.2024
22.04.2024
16.04.2024
3.04.2024
29.03.2024
22.03.2024
7.03.2024