Roni MARGULIES
Ben şiddete karşıyım.
Hayatımda tek bir kez bile fiziksel bir kavgaya bulaşmadım.
Tek bir kez bile hiç kimseye vurmadım.
Ama pasifist değilim.
Bu durumun felsefî açıdan çelişkili olduğunu bana anlatabilecek pek çok dostum var. Söylediklerini ciddiye aldığım, yazdıklarını dikkatle okuduğum, çoğu görüşlerini paylaştığım dostlarım.
Örneğin, Mithat Sancar bu sayfalardaki köşesinde şöyle yazdı: “Sadece bir tarafın şiddetini mahkûm etmenin, diğerininkini mazur göstermeye çalışmanın zaten şiddet karşıtlığı olmadığı aşikârdır.”
O kadar makul, o kadar adil bir cümle ki, itiraz etmek imkânsız görünüyor.
Ama benim buna ikna olmam zor.
“Şiddet”, en üst soyutlama düzeyinde, yekpare bir kavram olarak ele alındığında, “Ben şiddete karşıyım” derim. Yukarıda dedim. Ve laf olsun diye söylemedim, gerçekten karşıyım.
Ama o soyutlama düzeyinden biraz daha somuta doğru indikçe mesele biraz çatallaşıyor. Bazı çekinceler beliriyor kafamda.
Bir kere, şiddet kavramının kendisi yekpareliğini kaybetmeye başlıyor.
Ormanda aç bir ayıyla bir tavşan karşılaştığında, ayı tavşanın kafasını ısırıp yemeğe başladığında, şiddet.
Tavşan bir yolunu bulup ayıya çelme taksa, ayı düşüp kafasını kırsa, bu da şiddet.
Bunların ikisine de “şiddet” demek bana biraz anlamsız geliyor. “Hop, hop, niye çelme takıyorsun herife!” diye tavşanı azarlamak da çok anlamlı gelmiyor.
Ayrıca, “şiddet” kavramına neyin dâhil edilip neyin edilmeyeceği de o kadar açık değil.
Örneğin, bir işçinin elindeki aleti patronun kafasına geçirmesi kuşkusuz şiddet kapsamına girer, ama bir fabrikatörün o işçiyi günde 14 saat, berbat ve sağlıksız koşullarda çalıştırması “şiddet” midir, değil midir?
Ayıları, tavşanları bir kenara bırakalım. Filistin’e bakalım örneğin.
Gazze’den İsrail’e roket atmak şiddet kullanmak mıdır? Öyledir.
Üstelik bu roketleri yerleşim bölgelerine atmak masum sivillere karşı şiddet kullanmak mıdır? Öyledir.
Peki, 1,5 milyon insanı muhasara altına alıp aç, perişan, ilaçsız ve umutsuz bırakmak “şiddet” midir?
Bence şiddettir.
Peki, Filistinlilerin yaptığı şeyler ile İsrail devletinin yaptığı şeylerin her ikisine de “şiddet” deyip bunları aynı kavram içinde düşünmek, aynı kategoriye dâhil etmek anlamlı mıdır?
Felsefî, hukukî, ahlakî, herhangi bir açıdan anlamlı mıdır?
“Evet, öyledir, öyle olması gereklidir” deniyorsa, o zaman benim felsefe, hukuk ve ahlak kavramlarıyla sorunum var demek.
Filistinlilerin düzenli ordusu, hava kuvvetleri yok. Başvurabilecekleri yasal bir merci kalmadı. Dünyanın tüm devletleri aslen İsrail’i destekliyor. Zaman zaman BM Filistinlileri haklı bulup İsrail’i biraz azarlayacak olsa, Amerika bunu engelliyor. Filistin halkı birinci İntifada ile İsrail’i Oslo Barış Görüşmeleri’ne zorladığından bu yana, daha çok Filistinli katledildi, Filistin topraklarında daha çok Yahudi yerleşimi inşa edildi, Filistinliler daha çok ezildi.
Filistinlilerin attığı roketler de, yaptıkları başka her şey de, çaresizlikten, umutsuzluktan kaynaklanıyor. Roketleri 62 yıllık baskı, kamp hayatının sefaleti, barış umutlarının İsrail tarafından tekrar tekrar boşa çıkarılması doğurdu.
Artık yapacak başka hiçbir şeyi kalmayanlar atıyor roketleri.
“Şiddet”, insanları bu duruma düşürmenin adıdır. Özgürlük için çaresizce mücadele edenlerin yaptığına da “şiddet” deyip ikisini aynı göreceksek, o zaman “şiddet” kavramında bir sorun var demek.
İsrail devleti 1948’de kuruldu. Filistin Kurtuluş Örgütü’nün ana gövdesini oluşturan El Fetih örgütü ilk “şiddet” eylemini 1965 ocak ayında gerçekleştirdi. Bu iki tarih arasında, neredeyse yirmi yıl, dünyada “Filistin sorunu” diye bir şey yoktu.
O dönem boyunca Filistinlilere karşı şiddet uygulanıyor muydu? Bir insanı kendi toprağında ikinci sınıf vatandaş olarak yaşatmak “şiddet” ise, evet, uygulanıyordu. Şiddet midir peki? Benim hiç kuşkum yok, şiddettir.
Peki, FKÖ şiddeti reddedip 1965’te o ilk bombayı patlatmasaydı ne olurdu? Filistinlilere uygulanan şiddet devam ederdi, dünyada bugün kimse Filistinlilerin adını bile duymamış olurdu.
Bu durumda, hiçbir felsefî tartışma beni o bombayı patlatanları eleştirmeye ikna edemez.
Ben Filistinlilerden söz ettim. Başka bir halk için benzer şeyler düşünenleriniz olursa, itiraz etmem.
Yazarlar
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları











































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
22.03.2023
13.03.2023
27.02.2023
20.02.2023
13.02.2023
6.02.2023
29.01.2023
21.01.2023
15.01.2023
15.01.2023