Yasin AKTAY
Göç insan varlığının ve tarihinin ayrılmaz süreçlerinden biri. İnsan varlığı toprağa mutlak bir bağlılıkla mukayyet değil. Hatta insanın varoluşu büyük ölçüde doğduğu topraklardan uzaklaşmasıyla gerçek anlamda varoluşsal bir nitelik kazanıyor. O yüzden tarihte bilinen bütün medeniyetlerin arka planında büyük bir göç dalgası vardır. Ya gelen bir göç dalgası kurmuştur medeniyeti, beraberinde getirdiği kültürle, anlayışla, vizyon ve enerjiyle. Veya mevcut bir yerleşik toplum yine dışarıdan gelen göçlerin getirdikleriyle bir ufku harmanlayarak bir medeniyeti inşa ediyor. Dünyada daha fazla geçerliliği olan birincisi tabi, ama ikincisi de yok değil.
Bütün medeniyetlerin çöküş aşamasında kendilerini dışarıya kapatmak gibi bir istidatları da oluyor. Kurulu medeniyet kendi güvenliğinin derdine daha fazla düşer ve bunu temin edebilmek için bilhassa kendi konforunu paylaşmaya gelen harici unsurlara karşı, göçmen dalgalarına karşı kalın ve aşılmaz yükseklikte duvarlar örmeye, hendekler kazmaya başlar.
Hendeklerini derinliği, duvarların yüksekliği ve sağlamlığı, aynı ölçüde medeniyetin ne kadar çürümüş olduğunu, acılar içindeki başka insanlara karşı ne kadar lakaytlaştığını da gösterir.
Bu aşamada medeniyetin sakinleri, kendi göçmen kökenlerini unutmuş olarak, giderek göç dalgalarının getirdiği insanlara karşı acımasızlaşır, onları belli ki insan yerine koymaz. Kendi vatandaşları arasında geliştirdiği hukuk standardına, konfora bu insanları layık görmez. Gelen insanlar ister canlarını kurtarmak isterse de daha iyi bir hayat arayışı için gelsinler, durum değişmiyor.
Bu aşamaya gelmiş medeniyetlerde korumacılık ne kadar yüksek seviyede olursa olsun fayda etmez. Tarih döngüsü bir kez çalışmaya başlamıştır. Göz kamaştırıcı ihtişamın ardında burun direğini kıran bir kokuşmuşluk, çürümüşlük medeniyeti hızla kemirmektedir.
Türkiye aslında büyük ölçüde bir iç-göç toplumudur. 1950 yılında yüzde 25 seviyesinde olan şehirleşme oranı bugün yüzde 80'lere varmış durumda. Ama bu göç büyük ölçüde kırın itmesi ve şehrin çekmesi şeklinde formüle edilen temel sosyolojik gelişmeye uygun olarak gelişmiştir.
Oysa bugün göç olgusunu gündeme getiren asıl etkenler uluslararası boyutlarda zorunlu olarak gerçekleşen göçler. Etrafımızda savaşlardan veya iç savaşlardan dolayı kıyılarımıza vuran insan dalgaları. Bu dalgalar büyük bir imtihan oluşturuyor dünya için. Bu imtihanda belki bir tek Türkiye yüzünün akıyla çıkıyor. Onun karşısında Avrupa ülkeleri bir süredir iddiasını kimseye bırakmadıkları insan hakları, ve insanlık değerleri noktasında kelimenin tam anlamıyla dökülüyor.
Üstelik Batı dünyası bugün dünyada yaşanmakta olan kitlesel göçlerin çoğunun sebebidir. Ortadoğu'da yaşanan savaşlarda, bölge halkları birbirleriyle kendi adlarına savaşmıyor, batılı ülkeler adına vekaleten savaşıyor. Batılı ülkelerin ellerine tutuşturduğu silahlarla savaşıyor ve birbirlerini göçe itiyor.
Buna mukabil Batı ülkeleri kendi yol açtıkları savaşların, acıların sorumluluğunu da üstlenmekten ısrarla kaçıyorlar. Suriye'de, Ortadoğu'da yaşattığı acıların sonucunda ülkelerinin yolunu tutmaya kalkanları da yerinde veya Akdeniz'de kıyılarına yanaşmadan denizin dibini boylamalarını sağlıyorlar. Daha da ötesine geçip bu göçmenlerin ya yerlerinde kalmalarını, yerlerinde maruz kaldıkları katliamlarda ölmelerini veya hiç değilse Türkiye gibi üçüncü ülkelerde kalmalarını temin etmeye çalışıyorlar. Oysa milli gelirleri Türkiye halkının gelirlerinden belki en az dört kat daha fazla.
Gelir seviyeleri arttıkça insani siyasetten bu kadar uzaklaşmak bir kader midir? Hiç değil, ama bir ucuz seçenektir ve AB ülkeleri bu ucuz seçeneğe tamah ediyorlar. Tamah ettikçe de şimdiye kadar iddia ettikleri hümanist değerleri bile iyice ayaklar altın alıyorlar.
Oysa gelen göçmenler her şeyden önce insan ve hiçbiri isteyerek kendi yurdunu terk etmiyor. Özellikle Suriyeliler, canlarını kurtarmak için geliyorlar. Gelemeyenler ölüyor. Bunun canlı tanığı ortadaki en az 600 bini geçen ölümler. Kendi ülkelerindeki şartlar onları göç etmeye zorluyor, nitekim şartlar düzeldiğinde de hemen geri dönebileceklerini Türkiye Cerablus örneğinde gösterdi. Bugün Türkiye tarafından DEAŞ elinden kurtarılan Cerablus kriz öncesi nüfusunu aşan bir geriye göçle dolmuş durumda. Cerablus Suriye'nin başka yerlerinden de göç almaya hazır durumda şimdi.
Polis Akademisi'nin Antalya'da düzenlemeye başladığı I. Uluslararası Göç ve Güvenlik Konferansı'nın ilk iki oturumu Göçün İnsani Boyutuna hasredilmişti. Doğrusu bu, tebrik edilecek bir tercih ve mülteci sorununu yaşayan herkesin ilk etapta konuya yaklaştığı açı da bundan başkası değildir.
Altmışlı yıllarda Almanya'ya işçi olarak giden Türklerin insan olduklarını aklına getirmek için Alman yöneticileri en az iki kuşak gecikti. Bugün bile her vesileyle ülkelerindeki Türk nüfusunun entegrasyonunu bir sorun olarak gündeme getiren Almanya'nın yaklaşımına yön veren derin bir ırkçılığın hala devrede olduğu artık gizlenemiyor bile. Prof. Talip Küçükcan, bu göç dalgalarına karşı sergilenen defansın Avrupalıların kendi kimliklerini korumayla ilgili boyutuna dikkat çekti. Doğrusu, büyük ölçüde doğru bir münasebet bu. Avrupa başka ülkeler laiklik ve kozmopolitliği bir değer olarak satarken, hatta dayatırken, kendi kimliğini tamamen seküler-ötesi bir düzeyde kuruyor.
Polis Akademisi Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Çolak'ın başkanlığında gerçekleşen ve göç sosyolojisinin duayeni Prof. Dr. Ruşen Keleş'in açış konuşmasıyla başlayan konferansın İnsani boyut oturumlarında Doç. Dr. Yusuf Tekin, Dr. Mücahit Küçükyılmaz ve Kızılay Başkanı Dr. Kerem Kınık, Dr. Dana Wagner, Doç. Dr. Emel Topçu ufuk açıcı tebliğler sundular. Şahsen katılamadığım diğer oturumlarda da konuyla ilgili birbirinden güzel sunumlar vardı.
Yaşamakta olduğumuz sorunun kuşkusuz güvenliği de ilgilendiren boyutu var. Ama bu göç bugün için bir gerçek ve bunun sosyolojik, psikolojik, siyasi, felsefi, tarihsel değerlendirmelerini bu tür etkinliklerle yapmaktan asla geri durmamak lazım.
Yazarlar
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları









































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
3.06.2020
6.01.2019
16.10.2019
14.10.2019
9.09.2019
8.07.2019
8.07.2019
22.04.2019
1.02.2019
25.02.2019