Yusuf Kaplan
Bugün hicrî 1439 yılının ikinci günü.
Hicret, Çölden doğan Hakikat Güneşi’nin yeryüzüne ışık saçtığı, insanlığın önünü açtığı hakikat medeniyeti yolculuğunun başlangıcı.
Diriliş takvimimizin başlangıç noktası.
İnsanı, esfel-i sâfilîn’den/ en aşağı özelliklerden arındırarak ahsen-i takvîm’e/ en yüce özelliklere ulaştıran, insana eşref-i mahlûkât özellikleri kazandıran hakikat yolculuğunun miladı.
Diriltici hicret ruhuna, umuduna ve ufkuna iliklerimize kadar ihtiyaç hissettiğimiz şu zorlu zamanlarda, daha önce yayımlanan bir hicret yazımı gözden geçirerek, güncelleyerek sizlerle paylaşıyorum.
HİCRET RUHU: SÜFLÎ ÖZELLİKLERİ TERKETMEK, ULVÎ ÖZELLİKLERE YÖNELMEK…
Çağdaş insan hızın, hazzın, ayartıcı hırslarının ve arzularının izini sürmeyi özgürleşmek sanıyor.
Ne büyük gaflet!
Bunlar, süflî/ düşük özelliklerdir; insanı özgürleştirmez; en düşük özelliklerinin kölesi hâline getirir ve düşürür insanı.
Kişi, süflî özelliklerinden kurtularak ulvî özelliklerle donanmaya başladığı zaman, her tür putu yenebilir ve ancak o zaman özgürleşebilir ve insanlaşabilir.
Süflî özellikler, “virüs” gibi yapışkandır, kalıcı ve hızla köksalıcıdır: Kişiyi, kendine mahkûm eder. Aklını, kalbini ve ruhunu öldürür kişinin.
Ulvî özellikler ise su gibi akışkandır: Kişiyi gürül gürül akan nehir gibi, su gibi sürekli olarak yıkar, temizler ve kirlerinden arındırır; hem dış dünyada, hem de iç dünyada leziz ve nefis yolculuklara çıkarır insanı. Dolayısıyla, ulvî özellikler, insanın aklını da, kalbini de, ruhunu da diriltir, diri tutar.
Bu nedenle, ulvî özellikler, insanın diğer varlıklarla kopmaz irtibatlar kurmasını sağlar, önünde uçsuz bucaksız koridorlar açar ve Arş-ı A’lâ’ya yükseltir insanı.
İşte insanı, süflî özelliklerden arındırarak ulvî niteliklerle donatan şey, hicret ruhudur: İnsanı insanlığından uzaklaştıran kötü hasletleri terkedebilme yolculuğu, insanı üstün insanın, kâmil insanın özellikleriyle donatma umudu ve ufku…
Tarih, insanın hem dış dünyada, hem de iç dünyada gerçekleştirdiği hicret yolculuğuyla hayata ve hakikate kavuşur. İnsanı aziz yolculuklara çıkarır...
TARİHİ YÜRÜTEBİLMEK İÇİN…
Tam bu noktada sorulması ve izi sürülmesi gereken, insanlık olarak varoluşsal sorunlarımızı kavramımızı ve insanca bir hayata kavuşmamızı sağlayabilecek temel soru şu galiba: Tarih, alelade yürünülen bir yol mudur; yoksa yürütülen fevkalade bir yolculuk mu?
Tarihte bir yürüyüş gerçekleştirmek, tarihi yürütmekle gerçeğe dönüşebilir. Tarihte yürüyebilenler, ancak tarihi yürütmesini bilebilenlerdir.
Tarihi yürütenler, ulvî özelliklerle donanan ve kemâl yolculuğuna çıkan insanlardır yalnızca.
Süflî özelliklerine mahkûm olan kişilerse, tarihte oraya buraya sürüklenirler ve hâkim konuma geçtikleri zaman da, hayatı çatışmalardan, işgallerden, tecavüzden geçilmeyen bir cehenneme çevirirler; hakikati hayattan sürerek sürgün ettikleri için insanları da “sürüleştirirler”.
HAKİKATİ HAYATTAN SÜRGÜN ETMENİN BEDELİ: ÖZGÜRLÜĞÜN YİTİRİLMESİ
Batı uygarlığı tarihi, süflî özelliklerinden kurtulamayanların, hakikati hayattan sürgün ettikleri için bütün insanlığı “sürüleştirdikleri” bir yokoluşlar ve yokedişler tarihidir.
Latin Amerika medeniyetleri, bu yüzden tarihten sürülmüş, izleri silinmiştir. Afrikalılar, bu nedenle topraklarından koparılmış, zincirlere vurularak Avrupalara ve Amerikalara sürgün edilmiştir. Endülüs’ün kökü bu nedenle kazınmış, İspanya ve Portekiz Müslümanlara mezar edilmiştir.
O yüzden özgürlük sorunu, Batı uygarlığı tarihinin hem teolojik, hem felsefî, hem de siyasî açıdan en temel sorunlarından biri olmuştur.
BİR VAROLUŞ VE VARKILIŞ TARİHİ
Müslümanların tarihi, insanın süflî özelliklerinden kurtularak insanlaşmasının, ulvî özelliklerle donanmasının örneklerinin ortaya konulduğu bir varoluş ve varkılış tarihidir.
Elbette ki, Müslümanların tarihinde de gözardı edilemeyecek sorunlar yaşanmıştır. Ama bu sorunlar, Batı uygarlığı tarihinde yaşanan sorunlarla karşılaştırıldığında devede kulak gibidir. Müslümanların tarihine panoramik bir şekilde bakıldığında bu gerçeği test edebiliriz kolaylıkla.
Müslümanların tarihi, Mekke’de Müslümanlara nefes aldırmayanlara, Müslümanların Medine’de hayat ve varolma hakkı tanıdıkları; Abbasiler döneminde Arap yarımadasında ve hinterlandında; İspanya’da Endülüs’te ve nihayet Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu coğrafyalarında Osmanlı medeniyetinde birbirinden farklı bütün inançların, inanç ve düşünce sahiplerinin güven içinde varolabildikleri, kendilerini gerçekleştirebildikleri zeminlere ve imkânlara kavuşabildikleri sadece Müslümanlar için değil, herkes için bir darü’s-selâm/ barış yurdu tarihidir.
MEDENİYETİN YAPITAŞLARI, HİCRET RUHUYLA DÖŞENİR
Tarihte, hayatın hakikate, hakikatin hayata kavuşması da, insanın insanca bir hayat sürdürebilmesi de, nihayet tarihi yürütebilmesi de yine hicretle mümkündür.
Hicret, tarihin de, hayatın da çok katmanlı, her şeyi ve herkesi varedici derûnî bir mânâya ulaşmasıdır.
Hicret, tarihin de, hayatın da kötülüklerden arınması ve bütün varlıklara diriltici bir nefes üfleyen kanatlandırıcı bir ruhla donanmasıdır.
Hicret, insanı süflî özelliklere mahkûm ve esir eden beşerliğinin, ulvî özelliklerle donanarak insanlaşmasının, kemâle ulaşma yolculuğunun bidayetine erişilmesi zorlu ama münbit yürüyüşünün adıdır.
Medeniyetin yollarının yapıtaşları, Mekke’lerden Medine’lere gerçekleştirilen hicretlerle döşenir…
Hicret, yeniler insanı; taze ve diriltici bir ruh üfler insana…
O yüzden, tarihte varoluş şartı hicrette, hicret ruhuyla donanabilmekte gizlidir.
Yeni hicrî yılımız mübarek olsun. Hayırlı ve taze başlangıçlara vesile olsun. Vesselâm.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları




































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.06.2021
4.06.2021
31.05.2021
28.05.2021
14.08.2020
7.08.2020
20.07.2020
17.07.2020
26.06.2020
14.06.2020