Yusuf Ziya DÖGER
Yeryüzünde insanın var oluşuyla birlikte toplum hayatının başladığını ileri süren görüşler ideal gerçeklik olmaktan ziyade reel bir gerçekliktir. Yeryüzünde insanlığın varoluşuyla başlayan sosyal hayat kendi dinamiklerini oluşturarak tarihsel süreçte var olabilmiştir.
Bu gelişimsel süreçte her toplum kendi özel koşullarına dayanan dinamiklere göre sosyal ilişkiler ağı oluşturmuştur. Dolayısıyla toplumlar kendi özel koşullarıyla oluşturdukları bu ilişki ağından kaynaklanan kültürel algılamalara sahip yapılar var ederek gerçeklik kazanmışlar.
Tarihsel süreçte gerçeklik kazanan bir toplumu anlamanın yolu, onun sosyal yaşamla oluşturduğu kültürel algı ve değer dünyasını kavramakla mümkün olur. Ki onu diğer toplumlardan ayırt eden temel nitelik sosyal yaşama sunduğu kültürel değerlerle ifade edilen farklılığıdır.
Tarihsel süreç, toplumları birbirinden ayırt etmeye yarayan farklı kültürel algı ve değerler var ettiğine göre, tüm toplumlar için geçerli olabilecek toplumsal değişim ve dönüşüm kurallarından söz edilemez. Öyleyse her toplumu ancak kendine ait özel koşullarla oluşturduğu kültürel değerlerle ele alarak anlamaya çalışmak gerekir.
Bu nedenle toplumların sosyal değişim ve dönüşümlerinde etkili olan faktörler ancak o toplumun özel koşullarına göre ele alınıp tartışılması gerekir. Böylece her toplumu kendi özel koşullarıyla anlamaya yarayacak argümanların tarihsel süreçte nasıl oluştuğu daha kolay anlaşılmış olur. Ki buna yönelik geliştirilecek değişim ve dönüşüm önerilerinin bu mantıksal çerçeve içerisinde geliştirilmesi sağlanmış olur.
Örneğin Ortaçağın karanlığından şahlanarak aydınlanma sürecine giren Avrupa ancak kendi özel koşullar üzerinden ele alınınca yaşananlar anlaşılabilir. Aynı şekilde İslam Dünyasının çöküşü de ancak ona ait özel koşullarla anlam kazanabilir. 14. ve 15, yüzyıllarda Osmanlının doğudan Avrupa’yı piston sıkıştırmasına alarak batıya doğru sıkıştırmasıyla oluşan açmazın çözümü deniz aşırı yolculuklara dayanan keşiflerle bulunacaktır.
Bu keşiflere kadar Avrupa için anlamsız olan mamul ürün üreterek pazarlama ihtiyacı yeni bir sorun olarak varlık kazanacaktır. Bu sorunu aşmaya çalışırken Avrupa toplumsal yapılanma biçiminde onlara özgü yeni bir yapıyı var edecektir. Bugün dünya toplumları içerisinde üst düzeyde yer edinerek varlık kazanan Avrupa medeniyeti aslında bu iki sorununa çözüm üretme çabasına girmemenin sonuçlarını devşirmektedir. Öyleyse Avrupa medeniyetini buradan üretilen değerlerle ele almak, onu doğru anlamaya götürecektir bizleri.
Tıpkı toplumların farklı değerler üzerinden okunarak anlaşılabileceğini salık veren sosyolojik ilkenin ehemmiyetini bilme zorunluluğu gibi. Doğu veya Batı medeniyetlerini kendilerine ait olan değerler üzerinden anlamak yerine, bir diğerine ait olan değer üzerinden anlamaya kalkışmanın sorunu çetrefilleştirmekten başka bir şey üretememesi gibi.
Doğu ve Batı medeniyetlerine dine ait algısal değerler üzerinden baktığımızda bu toplumların dünya algılarının temel dayanaklarıyla karşılaşırız. Mesela, bir toplumun dinsel inanışındaki toplumsal karşılık neyi ifade etmekte ve toplumun dinsel farklılıkları neyi kapsamaktadır.
Doğu-Batı ekseninde, din ele alındığında odaklanılabilecek dinler İslam ve Hıristiyanlık olacaktır. Teolojik bir tartışmaya girişmeden bu dinlerin toplumsal yaşam açısından oluşturdukları algının dayandığı arka plan da yer alan değerler levhasının dayanaklarına bakmak gerekecektir.
Bu anlamda, Hıristiyanlık insanın dünyaya kirlenmiş bir varlık olarak geldiğini temel alan bir algıdan hareket etmektedir. Buna karşılık İslam insanın saf ve temiz bir varlık olarak dünyaya geldiğini referans olarak kullanan bir algıya dayanmaktadır. Bu durum ise bu dinlerin, dünya üzerindeki hâkimiyet alanlarına ve hâkim olma güdülerine etki ederek tarihsel süreçte çatışma alanlarının ortaya çıkmasına yol açmıştır.
Dolayısıyla din insanın toplumsal yaşamını düzenleyen ve bu alana yönelik denetlemeler geliştirerek sosyal bir algı oluşturmaya çalışan alandır. Dünya üzerinde önemli sayıda mensubu bulunan dinler arasında diyalog varlığından söz etmekten çok çatışmadan söz etmek mümkündür.
Çünkü her toplumun yapı şekillenmesinde farklı dinamiklerin rol oynamasından kaynaklanan özel oluşumlar etkili olacaktır. Toplumların kendi özeline ait bu dinamikler farklı nitelikteki sosyal ilişki ağlarından kaynaklanan biçimlenmelerle yeni ve farklı olan değer algılarının oluşumunu sağlayacaktır.
Aslında tarihsel süreçte Hıristiyanlık Doğu kökenli bir inanç olmasına karşın Dünya egemenliğini Batı ile bütünleşmesi sayesinde elde etmiştir. Bunu elde edildikten sonra tüm olumsuzluk içeren algısını doğu üzerinde yoğunlaştırarak varlık kazanmaya çalışmıştır. Belki de Roma imparatorluğunun alan hakimiyetini bu şekilde sağlaması bunda etkili olmuştur.
Alan hâkimiyeti sonuç itibarıyla aslında ekonomik değerlerin kontrolünü amaçlamaktadır. Bir toplum oluşturduğu değerler dünyasıyla olup biteni anlamlandırdığına göre kendisi için avantaj olan hiçbir koşulu es geçmeyi düşünmeyecektir.
Bugün dört devlet arasında bölüştürülen Kürdistan’a sahip olma güdüsü de aslında bu devletlerin kendi ekonomik çıkarlarını korumak adına egemenliklerinden vazgeçmemeye dayanmaktadır. Ki oluşturdukları değerlerle bunu sağlamaya çalışırlarken egemenlikleri altındaki Kürdleri ancak kendilerine benzeme koşuluyla kabul etmektedirler.
Oysa kadim bir geçmişten gelen bu toplum tarihsel süreçte kendisini ürettiği kültürel değerleriyle var kılarak bugüne taşımıştır. Bunlar o değerlerde oluşturacakları gediklerle kadim geçmişi yok edebileceklerini tasarlamaktadırlar. Bu nedenle kendi hâkimiyetleri altındaki Kürdleri asimile ederek alan hâkimiyetini sağlamayı düşünmektedirler.
Sonuç:Her toplum oluşturduğu değerler dünyasıyla varlık kazandığına göre, Kürdlerin tarihsel nitelikteki kültürel değerleriyle buluşması geleceklerinin aydınlık olmasına vesile olacaktır. Bu değerleriyle ancak dünya toplumları içerisinde varlık kazanabileceklerdir. Bu nedenle her türlü entegrasyon fikri toplum geleceğinin başkalarının ipoteğine verilmesi anlamına geleceği unutulmadan hareket edilmelidir.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
29.05.2018
21.02.2018
13.10.2017
24.09.2017
27.03.2017
27.02.2017
16.02.2017
31.01.2017
28.01.2017
22.01.2017