Ali BAYRAMOĞLU
Siyasi gerginlik ve kutuplaşma her olayda karşımıza çıkıyor, her olayla ivme kazanıyor. Öylesine ki, siyasi olmayan konuları, acıları, insanlık hallerini, adabı muaşeret kurallarını bile kendisine araç kılıyor.
Muhalefet, sokaktaki itiraz siyasallaşmasıyla, CHP'si ve MHP'siyle (Kürt hareketi dışında) adeta tüm enerjisini bu gerginlikten alıyor.
Kutuplaşmayı bir tür varoluş kriteri olarak benimsiyor.
Özellikle muhalif siyasi partiler açısından, bu, yeni bir durum değil.
Gerginlik, siyasi iktidara yönelik blokaj arayışlarından ibaret bir siyasi duruş Türkiye'de uzun süredir muhalefeti tarif ettiği gibi, ülkedeki muhalefetsiz siyasetin ana nedenini oluşturuyor.
Kutuplaşma ve gerginlik söz konusu olunca siyasi iktidardan söz etmemek mümkün mü?
Tercih edilen olarak sadece muhalefeti değil, açık bir şekilde siyasi iktidarı da tanımlar hale geldi.
Son dönemde AK Parti'ye yönelik en önemli eleştirilerden birisi kutuplaşma ve gerginliği politik bir tutum ve strateji olarak benimsemesi.
Ve bu, hiç de haksız bir eleştiri değil.
Bu açıdan iki farklı dönemden söz etmek doğru olur. Vesayet dönemi ve post-vesayet dönemi.
Vesayet dönemi AK Parti'nin kutuplaşma politikaları üzerinden yol almasının zorunlu olduğu ve doğal karşılandığı bir dönemdi. Askerden medyaya, sivil bürokrasiden üniversite aristokrasisine eski rejim unsurlarının ağır baskısı kaçınılmaz bir kamplaşmayı, bunun üzerinden verilen, hatta verilmesi gereken bir siyasi kavgayı gerektiriyordu. Öyle ki, liberal, demokrat sol, kimi kentli laik gruplar dahi bu kavgada ve kutuplaşmada AK Parti'nin yanında yer aldılar.
Bugün farklı bir noktadayız.
Artık ortada özellikle kurumsal açıdan eski rejimin sadece kalıntıları var.
Buna karşılık yeni ve farklı bir soyolojinin doğumuna tanıklık ediyoruz. Bu çerçevede siyasi iktidarın karşısında yeni talepler, yeni siyasallaşma biçimleri, yeni itiraz ve eleştiri tipleri bulunuyor.
Araya karışan 'eski rejim tutkunu parazitleri' ve 'istikrasızlık virüsleri'ni saymazsak bunlar siyasi normalleşmenin tabii sonuçları ve siyasetin doğal gerekleri.
Ne var ki siyasi iktidar tüm bu muhalefet ve talepleri 'mutlak bir tezgah' ya da 'komplo' mantığı içinde ele alıp, tek kutuda paketlemeye çalışıyor. Bunu yaptıkça, dilini, stratejisini bunun üzerine kurdukça 'kutuplaşma ve gerginlik politikaları'nın üzerinde sörf yapmaya başlıyor. Taleplerin karşılıksız kalması, asayiş tanımına tabi tutulması her dönem olduğu gibi bu dönemde otoriterleşme tartışmalarını öne çıkarıyor.
Velhasıl 'gerginlik' açısından tek adres muhalefet değil, aynı zamanda, siyaset tarzı ve söylemi üzerinden belki daha çok fazla siyasi iktidar.
Hele sorumluluk söz konusu olduğunda siyasi iktidar kefesinin daha ağır bastığına hiç şüphe yok. Zira politik gücü, iktidar imkanları, söylemi, tarzı ile bu ortamı dindirecek asıl panzehir AK Parti'de.
Ancak AK Parti bu panzehiri kullanmadığı gibi, bundan sonra da kullanacağına dair umut vermiyor. Başbakan Erdoğan 'gerginliği ve kutuplaşmayı isteyen biz değiliz' dese de, 'haklılık haksızlık meselesi bir yana', sadece Danıştay açılışından Soma'ya ve TOBB toplantısına uzanan sembolik tutumuyla bile duruma, yani 'arzu edilen ya da tarz olarak benimsenen bir gergin duruşa' işaret ediyor.
Sorun odur ki, aslında AK Parti açısından ortada bir 'paradoks' bulunuyor.
Kutuplaşma ve gerginlik, demokrasi ve istikrar açısından hem Türkiye hem AK Parti için son derece riskli ve tehlikeli bir durum. Yönetmeyi zorlaştıran, yönetilebilme alanını daraltan, özgürlük çıtasını aşağıya çeken, otoriterleşme baskısı yapan, bedeni açık yaralarla dolduran bir hal.
Bunun en çok farkında olması gereken aktör siyasi iktidar. Nitekim bir ölçüde farkında ki, risklerin altını en çok çizen, bundan en çok söz eden o.
Buna karşın AK Parti bugüne kadar siyasi başarıya kutuplaşma ortamında ulaşmış, lideri tarafından bu ortamı mükemmel kullanmış bir siyasi parti.
Belli ki, Ağustos ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerine böyle gidilecek. Muhtemelen iş burada da kalmayacak 1 yıl sonra yapılacak başkanlık sistemi referandumuna dönme ihtimali büyük genel seçimler ve onu takip edecek gelişmeler de bu mantıkla, bu ortamda yaşanacak.
Bu, fazladır...
Türkiye'nin ve AK Parti'nin bu paradoksu ne kadar taşıyabileceği, taşıdığı oranda ne tür hasarlar alacağı önemli bir sorudur.
Yazarlar
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları









































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
12.02.2026
7.02.2026
5.02.2026
1.02.2026
29.01.2026
24.01.2026
22.01.2026
17.01.2026
15.01.2026
10.01.2026