Ali BAYRAMOĞLU
Türkiye'de “taraf olma üzerinden siyasi algı”, her toplumsal ve siyasal gerginlikte önümüze dikilir, siyasi kültürümüz buna yatkındır.
Konu Kürt meselesi, şiddet, terör eylemleri olunca, asayiş tedbirleri olunca gerginlik keskinleşir, zihinleri tam savaş iklimi kuşatır.
Böyle bir evre 2011 yılının yaz aylarında başlamıştı. 14 Temmuz 2011'de Silvan'da PKK'nın saldırısı sonucu 13 asker hayatını kaybetmiş, bir ateşkes dönemi daha bitmişti. Kürt sorununun, terör eylemlerinin en kanlı evrelerinden birisi başlayacaktı. Yaklaşık olarak Çözüm Süreci'nin peşrevlerine kadar süren bu dönemde, 14 ayda 1000'in üzerinde insan hayatını kaybedecektir.
Sizi o günlerde kaleme aldığım bir yazıyı okumaya davet ediyorum:
“Siyasette, basında, kamuoyunda görünüm aynı: İki uç kutup iki uç tutum, iki uç açıklama…
Bu kutuplaşma sadece bir mücadele anlayışından ya da gerçeğinden kaynaklanmıyor. Aynı zamanda tarafların iki ayrı siyaset tanımından, iki ayrı Kürt meselesi tanımından yola çıkmasından ileri geliyor.
Siyasi iktidar aslında kendi açısından Kürt meselesinde oldukça önemli bir yol aldı. İnkar ve gayrimeşru araçlarla mücadele dönemine son verdi, temel hak ve özgürlerin alanını bir ölçüde genişletti, kültürel haklar konusunda kimi adımlar attı.
Bugün şunu söylemek yanlış olmaz: AK Parti asayiş nesnesi olmanın ötesinde bir Kürt sorunu varlığını kabul ediyor ve bu sorunu çözmek istiyor. Ancak kendi öngördüğü çerçevede, soruna ve çözüme bakışı da doğal olarak bu çerçeveden besleniyor.
Çerçeve ise şu: Genel bir demokratikleşme üzerinden Kürtlerin kimlik haklarını bireysel bazda kullanacağı, kültürel kimliğin önündeki sembolik engellerin kaldırılacağı, bunlar üzerinden ve ayrıca hizmet ve siyaset mekanizmasıyla “entegrasyon”un sağlanacağı bir “çözüm”…
Kürt siyasi hareketi ise tamamen farklı bir eksende ilerliyor. Siyasi statü, kolektif haklar, resmi muhatap gibi taleplerden yola çıkıyor, sorun, çözüm, siyaset olarak bunları temel alıyor.
İki uç nokta…
Kürtlerin siyasi beklentisi hükümet tarafından kabul edilemez, siyaset ötesi bir durum olarak algılanırken, hükümetin bakışı da Kürt siyasi hareketi tarafından bir tasfiye stratejisi olarak görülüyor.
Siyasi alanda hiçbir kesişme yok, karşılaşmanın olduğu tek alan ise “şiddet”… Farklı diller arasındaki gidiş gelişler ise sadece şiddet üzerinden oluyor. Şiddet her iki taraf için de mücadele etme amacının ötesinde bir rol oynuyor…”
3,5-4 yıl sonra, bugün durduğumuz nokta farklı mı?
Çatışmaların ana nedeni aynı değil mi?
23 Mart 2012 tarihli o yazıyı birlikte okumaya devam edelim:
Sert güvenlik politikaları devlet için ilk bakışta meşru bir tedbir aracı…
Ancak bir adım sonrasında işlevi açısından her anlamda başkalaşıyor. Siyasi iktidarın çözüm projesini ikame eden bir rol oynayacak çapa ulaştığı andan itibaren, bir 'imkansızlığı' ifade ediyor. Sorunu tanımlamak ve çözmek için kullanılan 'siyasi araçların yetersizliği' olarak karşımıza çıkıyor”.
Madalyonun öte yüzüne geçelim yazıyı okumaya devam edelim:
“Kürt siyasi hareketinin de hakimiyet arayan bir konumu bulunmaktadır. Bu konum, bulunduğu alanı, yani Kürtlere ait gördüğü siyasi ve sosyal alanı inşa etmek ve denetlemek arayışıyla yakından ilgilidir.
Ve şiddet bu noktada farklı işlevle karşımıza çıkmaktadır.
Şiddet Kürt hareketi için bir mücadele cihazı olmak kadar, bir “kurucu araç” olarak da karşımıza çıkmaktadır.
Kürtler devletle karşı karşıya gelen bir siyasallaşma yaşamakla yetinmiyorlar. Aynı zamanda bir uluslaşma süreci de yaşıyorlar. Ve bu süreç kendi dilini, imgelerini, sembollerini, iç hiyerarşilerini, iç iktidar sahasını ve ilişkilerini üretiyor.
O zaman görmek gerekir ki, Kürt siyasi hareketinin temel ilişkisi sadece devlet ve hükümetle kurduğu çatışma ilişkisi değil, aynı zamanda kendi toplumsal iç dokusuyla kurduğu kurma ilişkidir.
Alan kurmak, ulus kurmak, merkez kurmak…
Bu kurma araçlarından birisi de 'şiddet'tir…
Dün durum buydu...
Bugün biraz daha derinleşti.
Peki sonuç?
İktidar siyasetsizlikle, Kürt tarafı kurucu şiddetle hesaplaşmak zorundadır.
Aksi halde sıkıntılar büyüyecektir.
Yazarlar
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları











































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
12.02.2026
7.02.2026
5.02.2026
1.02.2026
29.01.2026
24.01.2026
22.01.2026
17.01.2026
15.01.2026
10.01.2026