Bekir AĞIRDIR
Korku politikaları günümüz siyasetinin en güçlü silahlarından birisi. Yalnızca Başbakan’ın idam şantajı gibi bize özgü de değil. Tüm dünyada, korku ve korkutma politikaları hemen tüm liderlerin kullandığı bir araç.
Endişe, küreselleşme çağında her bir bireyin gündelik hayatında ve zihninde var olan bir duygu. Endişe ya da kaygı çok boyutlu, çok aktörlü, çok katmanlı gündelik hayatın ritmi içinde yok sayılamaz bir duygu hali. Bu yeni gündelik hayatın en önemli özellikleri belirsizlik durumu ve kaotik hal. Az ya da çok nereden geleceği kestirilemeyen, ne olduğu ve nasıl olacağı da bilinemeyen bir tehlike algısı bireylerin zihninde yer ediyor.
Siyasetçiler ve medya bu içgüdüsel endişe duygusunu korku politikalarına dönüştürerek manipüle ediyor. Her ülkenin kendi reel politik sorunlarına bağlı olarak bu korku ABD’de İslami terör, Fransa’da Afrikalı Müslüman göçmenler, bizde bölünme, darbe, irtica biçimine dönüştürülüyor.
Bu korku politikalarının kaynağının ve hedefinin yalnızca siyasi olması da gerekmiyor. Bugün gündelik hayatın içinde bilgisayarlarımızı koruma programlarından konut sitelerinin güvenliğine hemen her detay endişe ve kaygı kaynağı. Bu duygulara karşı geliştirilen bir dizi güvenlik araçları ve politikaları her yanı sarmış durumda.
Bir de küresel korku politikaları var elbette. En yaygın bildiğimiz milenyum virüsü. Anımsayacaksınız milenyum başlarken tüm bilgisayarların duracağı, bankacılıktan hava ulaşımına her şeyin aksayacağı endişesi sarmıştı tüm dünyayı. Ne oldu? Yine anımsayacaksınız üç, dört yıl önceki kuş gribi vakalarını. Tüm bir yaz boyunca kuş gribiyle yattık, kalktık. TV haberlerinden gazete haberlerine kuş gribi salgını ve vahameti üzerine binlerce haber bombardımanına maruz kaldık. Peki, bilir misiniz ki Türkiye’de Sağlık Bakanlığı kayıtlarına girmiş kuş gribi vakası yüzün altındadır.
Politikacıların endişe ve kaygı duygularını korku politikalarına çevirirken en büyük müttefikleri de medya. Medya ve politikacılar, endişeleri her gün yeniden üreterek, çoğaltarak korku politikalarına zemin oluşturuyorlar.
Fransa’da Afrika’dan gelen Müslüman göçmenlerin eğitimsiz ve cahil oluşları, 4-5 çocuk doğuruyor olmaları, geldikleri Fransa’da önce iş, yerleştikten sonra da hak talep ettikleri, Fransızların haklarından ve varlıklarından pay istedikleri üzerine geliştirilen şoven söylem ile bizim gazetelerdeki Kürtlere, başı kapalılara, kente yeni göç etmişlere, Ak Parti’ye oy verenlere karşı geliştirilen söylem arasında hiçbir fark yoktur.
Her ülke ve siyaset kendi reel politik sorunlarına karşı başka ve özgün gibi gözüken, özünde benzer duygulardan ve söylemde gelişen korku politikalarına maruz kalıyor.
Bu durumu analiz etmek için illaki siyasi meseleler de gerekmiyor. Gündelik hayata dair haberlerin ve söylemlerin hemen hepsi bir biçimde endişe ve kaygı duygularını körükleyerek korku politikalarına zemin oluşturuyor.
Bir basılı gazetede manşet haberden en küçük habere, siyasi haberden magazin ve spor haberlerine kadar bir günlük baskıda 110 ile 130 haber yer alıyor. Kabaca söylersek bir basılı günlük gazete yıllık olarak 40 bin dolayında haber kullanıyor.
Öte yandan bir günlük gazetenin mutfağına her gün binlerce, yıllık olarak milyonlarca haber akıyor. Soru şu: Bir gazetenin mutfağı, her gün kendine doğru akan binlerce haberin içinden basacağı 110 – 130 haberi hangi ölçütlere göre seçiyor? Seçilen haberler nasıl bir dilden yazılıyor?
Yalnızca bu iki soru üzerine bile onlarca tartışma açabilir ve yazı yazabiliriz ama şimdi konumuz gündelik hayatta var olan endişe duygusunun nasıl körüklenerek korku politikalarına zemin oluşturduğu.
Bu tezin doğruluğunu kontrol etmek için şöyle bir şey yaptık. Hiç de siyasi tını içermeyen “tehlike”, “risk”, “felaket”, “endişe”, “korku” kelimelerinin yıllık 40 bin haberin içinde kaç kez kullanıldığını öğrenmek için internet arşivi ulaşılabilir ve kullanışlı olan, internet siteleri en yüksek oranda ziyaret edilen Hürriyet ve Milliyet gazetelerinde bu kelimelerin kaç haberde kullanıldığını saydık.
Bazı sonuçları aşağıdaki grafiklerde görüyorsunuz. Gördüğünüz gibi her yıl bir önceki yıla göre oldukça yüksek oranlarda artış var.
Bu durum siyasi mesele ve gerilimlerde daha da çoğalıyor. Şehit haberlerinin veriliş tarzından kadınlara dair haberlere kadar bir dizi alanda medya daha da etkin rol oynuyor. Siyaset de bu zemin üzerinden söylem geliştirerek umut yerine korku üretmeyi tercih ediyor.
Bunun en uç örneği de idam tartışmalarına geri dönmek oluyor. Çünkü idam şantajı yalnızca İmralı’yı ima etmiyor. “İdamı geri getirmeyi bile düşünürüz” demek önce Kürtlerin bir kesimine, sonra Kürtlerin tümüne sonra da ülkedeki tüm hak taleplerine karşı her türlü baskı ve yasak politikalarına geri döneriz iması da içeriyor. Bu ima her türlü hak talebini korkutmaktan öte bir şey değil elbette. Çalışırsa!
.jpg)
Yazarlar
-
Akın ÖZÇERBugünlerde aklıma hep Brezilya geliyor 14.03.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan Tuğalİran rejimi ve antiemperyalizm 14.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYANewroz Ateşinin Yoldaşı; Mücadele ve Barışın Sönmeyen Yıldızı Salih Müslim... 14.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUOrtadoğu savaşının göbeğinde… 14.03.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçTürkiye'nin üniversite tarihi aynı zamanda 'tasfiyeler' tarihidir 14.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALEkrem İmamoğlu davası tüm muhalefetin yargılandığı bir davadır… 14.03.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolAdalete güven... 14.03.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet Berkan‘Neden S-400’ler depoda’ sorusu neden yanlış soru 14.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğluİmamoğlu Davası ilk haftadan neyi gösterdi? 14.03.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuYangının ortasında… 13.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENAmerikan PDY’si 13.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDünyanın en büyük terör örgütü 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYBarbarlık Çağında Savaşlar Kaçınılmaz 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUTerörsüz Türkiye’ye adalet yakışır 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN15 Yaşındaydı… 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasYerli ve milli füzelerimiz nerede? 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciYolsuzluk yasaları neden çıkmıyor? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURİranlılar neden rejimi devirmek için ayaklanmıyor? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLU“Kabe’de Hacılar” sahiden ortak ses mi? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAK Parti ile böyle bir Türkiye hayali kurmamıştık 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünSavaş gerçekten bitiyor mu? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSilivri’de başlayan yargı üzerinden siyasi rekabet 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİPeki İmamoğlu niye canlı yayında yargılanmıyor? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIİSKENDER’DEN BUGÜNE İRAN’IN DİRENÇ HAFIZASI 10.03.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRDünya büyük çağ değişiminde: Yükselen milliyetçilik, korkunun refleksi 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMANİran savaşında Türkiye boyutu 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞTrump’ın en büyük yanlışı, açmazı anlayamadığıdır 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKBu toplumda herkes devletçi! 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞATEŞ AVUCUMUZUN İÇİNDE... 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANSiyasi dava… Sansür yasası! 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNBinlerce kadın Taksim'den sesleniyor: "Bitmeyecek bu İSYAN" 8.03.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTAkçakoca sapağı… 8.03.2026 Tüm Yazıları

































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
2.03.2026
23.02.2026
16.02.2026
9.02.2026
2.02.2026
26.01.2026
19.01.2026
12.01.2026
5.01.2026
29.12.2025