Bekir AĞIRDIR
Gezi Parkı direnişinin olası sonuçlarını analiz etmeye çalışırken bazı hatalara dikkat çekmek istiyorum. Elbette bahse konu olan “yanlışlar”, “bilerek yapılan yanlışlar” değil. Çünkü ayrı bir bahis ve inceleme konusu olması gereken iki tarafın paralı askerlerinin bilerek yaptıkları yanlışlar var ama bunlar benim uzmanlık alanıma girmediği için bir değerlendirme yapmak istemiyorum.
'Müjde! Yeni bir kaynak bulduk' yaklaşımı
Hiç kuşkunuz olmasın şimdi onlarca ofiste toplantılar yapılıyor. Ortak arayış, Gezi’de keşfedilen yeni enerjiden nasıl yararlanılacağı?
Burada iki türlü yaklaşım var. Birinci yaklaşım, “bu gençlerden aramıza katmak lazım” yaklaşımı. Adeta yeni keşfedilmiş kaynaktan çorbaya bir tas koyarsanız, çorbanın lezzeti değişecek sanılıyor. Malzeme, terkip, yöntem konularında şu ana dek yapılan yanlışların bir tas “yeni” ile düzeltilebileceği veya “yeninin” sizin içinizde erimeye razı ve gönüllü olduğu sanılıyor.
İkinci yaklaşım, "yeni parti kurmak lazım" yaklaşımı. Bu yaklaşım, Gezi’yi muhalefet boşluğunun sonucu olarak okuma, Ak Parti ile rekabet edebilecek yeni bir parti arayışı. Başlangıç noktası da oldukça doğruluk içeriyor bir bakıma. Sorun şu ki arayışın içindekilerin hiç birisi “yeni olanın içinden” gelmiyor. Eski siyasetçiler, küskünler, hep bildik isimler gibi “yeni olanın dışından” ve “yeni olan adına” siyaset yapılabileceği sanan bir dizi nafile çaba.
'Hoşnutsuzluk bize yazar' yaklaşımı
Daha temel bir başka hata, muhalefetin ve eskinin egemenlerinin, olanları yalnızca “hükümetten hoşnutsuzluğun yükselişi” olarak görmeleri. Sanılıyor ki hükümetten hoşnutsuzluk artıyorsa, onlar yeni bir vaat ve ütopya üretmemiş olsalar da insanlar muhalefete ve eskiye oy verecekler.
Son on sekiz ayın KONDA araştırmalarına baktığımızda şu karakteristiği özetleyeyim. 2012 Boyunca yeni anayasa konusunda ve Kürt meselesi konusunda somut ilerleme kaydedilemediği ilk on ayda “toplumun ağrı eşiği” düşmüştü. (29 Ekim 2012 tarihli T24 yazımın başlığı da tam bu idi). Toplumsal ve siyasal sorunlar konusunda beklenen çözümlerin beklenen hızla gelişmiyor oluşu, yükselen şiddet ortamı ve bunların üzerine Suriye meselesi toplumdaki ülke sorunlarına karşı olan duyarlılığı artırmıştı. Bu meselelerde somut ilerleme kaydedilemiyorken bir de Suriye meselesinin uçak düşürülmesi, sınır ihlalleri gibi yakın tehlike işaretleri vermesi, toplumun ve hatta Ak Parti seçmenlerinin de hoşnutsuzluğunu artırmaktaydı.
Bu süreçteki hareketlenme siyasi tercihlerde Ak Parti ile diğer partiler arasında bir hareketlilik biçiminde olmadı. Gözlenen hareketlilik Ak Parti ile “kararsızım” veya “oy vermeyeceğim” biçiminde oldu.
Ocak ayından itibaren ise Kürt meselesinde çözüm süreciyle beraber hoşnutsuzluk giderek yerini iyimserliğe bırakmaya başladı. Yani toplum ile Ak Parti oynaştı ve bu süreçte muhalefet partilerinin belirleyiciliği olmadı.
Bu süreç bile gösteriyor ki oy tercihinde değişiklik tek başına hoşnutsuzluk ve iyimserlik/karamsarlık meselesi değil. Bunlar oy tercihinin en önemli belirleyicileri arasında. Ama oy tercihinin değişmesi için bunların yanı sıra “güvenilir”, “bel bağlanabilir” bir vaadin veya alternatifin olması lazım.
Yani Gezi’den sonra artan hoşnutsuzluktan yararlanmak istiyorsanız başka şeyler yapmanız lazım. Bu akışkanlık kendiliğinden oluşmuyor.
'Y kuşağı' açıklaması
Yaygın bir başka hata da Gezi’dekileri "Y kuşağı" teorisiyle anlamaya çalışmak. Bu teorinin de oldukça açıklayıcı olduğu noktalar var kuşkusuz. Teori Batı’da geliştirilmiş yeniçağın gençlerinin davranış ve tutumlarını açıklamaya yönelik. Türkiye gençliği (ki 15-30 yaş arası 19 milyon genç) içinde ne kadarı bu teorinin şemalarıyla açıklanabilir? KONDA’nın Gençlik araştırmalarının en önemli bulgularından birisi “gelecek kaygısının” ne denli güçlü olduğuydu. Gençlerin eğitim sistemine ne denli itirazları olduğuydu. Gençlerin özgüven eksikliğinin ne denli güçlü olduğu bu nedenle de hayat pratikleriyle değerlerini ayrıştırdıkları; hayat pratiklerinde yeniye bu denli açık olan gençlerin hukuka, kurumlara olan güvensizlikleriyle aileye, geleneklere sarıldıklarıydı. Ama en önemli bulgu 19 milyon gencin bir şema içinden açıklanamayacak denli karmaşık değerler, pratikler, beklentiler, fikirler ve kimlikler sahibi olduklarıydı. O nedenle gençleri, yeni hayatın ritmi ve karakteristikleri içinden ve bu topraklara özgü koşullar ve karakteristikler içinden anlamak gerekiyor.
“Gezi’dekilerin gerçek talebi ise katılımdır. İtiraz merkezi otoritenin, merkeziyetçiliğine ve keyfiyetçiliğinedir. Seçimlerde, referandumlarda var olan seçeneklerden birisine oy veririz. Ama bugünün karmaşık, çoğulcu hayatı seçeneklerden birisini seçmekten öte kendimize dair tüm karar süreçlerine kendi kimliğimiz, ihtiyaçlarımız ve taleplerimizle katılabilmektir. Kararların ve süreçlerin şeffaf ve denetime açık olmasıdır. Yani var olabilmektir talep. Gezi direnişi demokrasinin bir fazla oy sahibinin istediğini, istediği gibi yapabileceği olarak anlaşılmasına itirazdır. Bir tek kendisi olsa bile farklılığıyla var olma talebidir.”
“Gezi’dekiler “multiple choice” kuşağıdır bir bakıma. Ülkenin “seçeneklerden doğruyu bul” yöntemine dayalı eğitim ve sınav sisteminin çocukları. İtirazları da bu zihniyet. Onlar tüm seçeneklerin doğru, haklı ve geçerli olacağı bir hayat talep ediyorlar.”(T24, 14.06.2013)
Eğer bu enerji ve insanlarla siyaset yapacaksanız, yukarıda sıralamaya çalıştığım yaklaşımlarla, özünde “onlar adına” yapılacak yeni siyaset çıkmaz.
Yeni siyaset yalnızca Gezi’yi değil yeni bir çağı, hayatı, ülkeyi anlamayı iş edinerek olur. Siyasete ve ülkeye dair bildiklerinizin yanlış olabileceğini kabul etmekle, yeniden bir öğrenme ve kendinizi değiştirme sürecine razı ve gönüllü olarak düşünmeye, çalışmaya başlamakla olur. Ve elbette yeni hayatın içinde, yeni insanlarla beraber, yeni zihin haritalarıyla olur.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTYatırım Var da, Ödenek Nerede? 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciPiyasalar seçime hazırlanıyor 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünSıra artık İran’a gelmişe benzer… 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNSaatler yine savaşa kuruldu 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBir devletin nasıl yönetildiği hapishanelerinden anlaşılır 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de ateşkes, Türkiye’de çözüm: İki gerilim 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayDavos, jeoekonomi ve emperyalizm 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAK Parti’nin millet iradesine yabancılaşması… 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolPencereleri açmak 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYARojava Devrimi Tüm Dünya ve Kürdistan’ın Devrimidir... 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTrump çıpası ile yeni Gazze’ye doğru... 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Dünyada canavarlar zamanı! 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasGaribanın oyu… 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni bir dünya kuruluyor… 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidarın seçim planı 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluÇözüm yolunda duygusal kırılmalar… 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALDış politikada yeni motto: Yurtta barış, dünyada barış, Suriye’de savaş… 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezKayıt dışı ekonominin büyüklüğü 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİİsmet Özel: Bir dava adamının aktif nihilizmi 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞ“Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır”, öyle mi? 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYalnız kalabalıklar, dijitalleştikçe daralan güven çemberi, kaleye dönüşen aile: Toplum, kopan bağla 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞTÜRK USÜLÜ “SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ…” 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇEREmeklide CHP in, Cumhur İttifakı out 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR“Abdi, Savunma Bakan yardımcılığı için isim verdi. ‘Terörsüz Türkiye’ ismi dahil güncellenebilir” 25.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAlla curda başladı alla turca bitecek 25.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanTürkiye’yi savcılar ve yargıçlar mı yönetiyor? Benim kimi seçeceğime mahkeme mi karar verecek? 25.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKSahadaki “kazanımların” ötesini görebilmek 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİCHP ile AK Parti’nin kültür barışı 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARNedir bu Birleşik Arap Emirlikleri? 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUTürkiye’de değişim meselesi 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANKürtlerin elinde kalan “kağıt bir kepçe" mi? 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRROJAVA'YA SALDIRIYA HAYIR! 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“10 bin liraya bir adam”… 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselÜcretli çalışan sayısında aykırı gelişmeler; sanayide gerileme devam ediyor 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpToplumsal kutuplaşma artarken enflasyondaki düşüş yavaşlıyor 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraŞükür 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞBarbar medenileşmenin sonu 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYOrtadoğu'da Emperyalist Yeni Oyunlar Yeni Tehklikeler! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
19.01.2026
12.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
22.12.2025
15.12.2025
1.12.2025
24.11.2025
17.11.2025
11.11.2025