Bekir AĞIRDIR
Referandumun ardından bugünün karmaşık, çok boyutlu, çok aktörlü sorunlarını çözebilir miyiz? Bundan önce asıl soru, referandumun konusu olan değişiklikler bu sorunlara ne kadar çözüm üretecek? Sürdürülebilir olacak mı?
Bu sorulara cevap verebilmek için meselenin iki ayrı katmanına bakmamız gerekiyor. Birinci katman toplumun ihtiyaç ve talepleriyle anayasa değişikliklerinin örtüşüp, örtüşmediği. AK Parti bir bakıma başardı ve referandumda değişikliklere yüzde 51,4 onay çıktı. Bundan sonrasında yüzde 51,4’ün rızasıyla özgürlükleri daha da kısıtlama pahasına güvenliği sağlamaya çalışacak. Aslında iki yıldan beridir geleneksel güvenlikçi politikalarla Kürt meselesi de özgürlük talepleri de siyasi alan daraltılarak yok sayılmaya, muhalefet kısıtlanmaya, internet, iletişim, medya daha da çok denetlenmeye çalışılıyor. Bundan sonra da bu politikalar sürdürülerek, bir yere kadar başarılı olunacak belki de.
Ama refah mı demokrasi mi ikileminden demokrasiden taviz vermek pahasına ekonomik refahı seçen kitlelerin refah talebi nasıl karşılanacak? Petrolü, doğal gazı olmayan, doğal kaynakları kısıtlı, tasarruf oranı düşük, dış kaynağa ve borca bağımlı, küresel rekabet gücü, patent sayısı, araştırma-geliştirme kapasitesi sınırlı ekonomi nasıl büyüyecek? Orta gelir tuzağını aşmak için yapısal reformları yapma niyeti yokken, hukukun yerine giderek keyfiyetin ağırlık kazandığı ortamda ekonomik girişim ve yatırım nasıl artırılacak?
Ekonomik büyüme ihtiyacı ve refah talebi karşılanamadıkça bölüşüm sorunları daha da büyümeye başlayacak. Kısa süre sonra popülist politikalar tıkanmaya başlayacak. Bu tıkanmanın var olan ekonomik, toplumsal ve siyasal yarılmaları daha da büyüttüğünü göreceğiz yakın gelecekte.
Küresel ara buzul dönem
İkinci katman ise küresel dinamikler tarafı. Tüm dünyada bir yandan kaynakların giderek sınırlanması ya da ekonomik büyüme kapasitelerinin bilinen modeller içinden sınırlarına gelmiş olması meselesi var. Diğer yandan popülist, şoven, otoriter eğilimlerin, politikaların, liderlerin ağırlık kazanması, yabancı düşmanlığının, İslam düşmanlığının artması, küresel terör ve bir dizi daha birbirini besleyen ara buzul çağını yaratan, besleyen gelişmeler. Dolayısıyla küresel bölüşüm sorunları artacak ve bir süreliğine serbest ticaret alanlarında daralma ve paralelinde demokrasilerde gerileme eğilimleri artacak.
Türkiye’nin hem iç dinamikleri ve sorunları nedeniyle hem de bu dış dinamiklerden doğrudan etkilenen bir ülke olması nedeniyle tüm bu sorunları daha ağır biçimde yaşayacağını öngörmek mümkün.
Suriye veya Esad sorunu gibi tanımlayarak olduğundan daha küçük biçimde zihin dünyamızda yer kaplayan mesele tüm yeni küresel siyasal denge arayışının kostümlü provası aslında. Yakın gelecekte Suriye ve Orta Doğu meselesi hayatımızı beklenenden daha fazla etkileyecek. Çünkü Suriye meselesi Kürt meselesine bağlantılı boyutundan dolayı da, radikal İslamcı eğilimlerin kendi içimizde de var olmasından dolayı da sanılandan daha çok hayatımızı etkileyecek.
Zaman içinde bu sorunların güvenlikçi politikalarla bastırarak, yok sayarak sürdürebilmenin imkansız olduğu kavşağa geleceğiz.
Kalkınmayı, ekonomik refahı sağlamayı, iç toplumsal ve siyasal gerilimleri çözebilmeyi, küresel meselelerde kendimize de zarar vermeden ve hatta çözümlerinde etkin rol alarak kurtulabilmenin yolu siyasetten geçiyor.
Bu karmaşadan ancak siyaset marifetiyle, siyasal ve toplumsal uzlaşmalar üreterek çıkabiliriz. Sorun tam da burada. Çünkü ülkeyi yönetenler ve devlet mekanizması çözümü siyasette değil merkeziyetçilikte ve olması gerekenin tam tersine siyasi alanın daraltılmasında arıyor.
Yaşanan demokrasi krizidir
Bu nedenle Türkiye bir demokrasi krizi yaşıyor. Milli iradenin yalnızca kendi oyu kadar tanımlandığı, siyasetin kimliklere sıkıştığı, kendi kimliğinin “iyi, güzel, doğru” tanımlarının diğer herkese dayatıldığı, kutuplaşmış siyasal alan içinden atılacak her adım yeni gerilimler, fay hatları üretiyor. Hele şimdi referandumun ardından oluşan ve iktidarıyla muhalefetiyle yanlış yönetilen bir süreç sonunda oluşan şaibe algısı, siyasi alana olan güveni daraltırken bu fay hatlarını daha da keskinleştiriyor.
Yerelleşmek yerine merkeziyetçiliği ve keyfiliği güçlendiren bu değişiklikler, eksik milli irade bakış açısı, siyasi ve kültürel farklılıkları çatışma alanı olarak gören hakim siyaset kültürü içindeyken, uzlaşmalar üreterek yürüme imkanı giderek azalıyor.
Rasyonel akılla senaryolar üretiyor olsak, dört partinin de üç yıl ve bir Yerel Seçim, iki Genel Seçim, bir Cumhurbaşkanlığı seçimi, bir Anayasa Referandumu sonrası sürekli tekrarlanan siyasal haritayı değerlendireceklerini umabilirdik. Dört partinin de sıkıştıkları kimliklerden ve köşelerden çıkış için bu haritayı üreten dinamikleri ve sorunları değişim yönünde kaldıraç olarak kullanmaları gerektiğini söyleyebilirdik.
Ama ne yazık ki siyasi alanda ve bu dört partide böyle bir değişim umudunu yaratacak hiçbir belirti yok. Gerçeklikten bakınca, siyasi konsolidasyon sürecek ve muhtemelen yakın gelecekte siyasi alan üç partili bir yapıya doğru evrilecek. Hem toplumsal hem de siyasal olarak üç partili Türkiye haritasının bir süre daha gerçekliğimiz olmaya devam edeceği anlaşılıyor. Popülist, şoven, otoriter, keyfi, merkeziyetçi, güvenlikçi politikalar bir süre daha sürecek görünüyor. Her bir ülkenin benzer politikaları ve ekonomik sıkışmışlık nedeniyle de küresel itiş kakış da bir süre daha devam edecek.
Bunlar küresel ara buzul dönemin karakteristikleri olarak yaşanacak ve geçecek. Mesele bu ara dönemden siyaset marifetiyle nasıl çıkacağımıza cevaplarımızdadır.
SÜRECEK…
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTYatırım Var da, Ödenek Nerede? 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayDavos, jeoekonomi ve emperyalizm 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNSaatler yine savaşa kuruldu 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBir devletin nasıl yönetildiği hapishanelerinden anlaşılır 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de ateşkes, Türkiye’de çözüm: İki gerilim 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolPencereleri açmak 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAK Parti’nin millet iradesine yabancılaşması… 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünSıra artık İran’a gelmişe benzer… 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciPiyasalar seçime hazırlanıyor 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Dünyada canavarlar zamanı! 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni bir dünya kuruluyor… 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYARojava Devrimi Tüm Dünya ve Kürdistan’ın Devrimidir... 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidarın seçim planı 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasGaribanın oyu… 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTrump çıpası ile yeni Gazze’ye doğru... 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYalnız kalabalıklar, dijitalleştikçe daralan güven çemberi, kaleye dönüşen aile: Toplum, kopan bağla 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALDış politikada yeni motto: Yurtta barış, dünyada barış, Suriye’de savaş… 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞTÜRK USÜLÜ “SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ…” 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞ“Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır”, öyle mi? 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİİsmet Özel: Bir dava adamının aktif nihilizmi 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezKayıt dışı ekonominin büyüklüğü 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇEREmeklide CHP in, Cumhur İttifakı out 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluÇözüm yolunda duygusal kırılmalar… 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanTürkiye’yi savcılar ve yargıçlar mı yönetiyor? Benim kimi seçeceğime mahkeme mi karar verecek? 25.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAlla curda başladı alla turca bitecek 25.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR“Abdi, Savunma Bakan yardımcılığı için isim verdi. ‘Terörsüz Türkiye’ ismi dahil güncellenebilir” 25.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANKürtlerin elinde kalan “kağıt bir kepçe" mi? 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARNedir bu Birleşik Arap Emirlikleri? 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKSahadaki “kazanımların” ötesini görebilmek 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUTürkiye’de değişim meselesi 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİCHP ile AK Parti’nin kültür barışı 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRROJAVA'YA SALDIRIYA HAYIR! 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“10 bin liraya bir adam”… 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselÜcretli çalışan sayısında aykırı gelişmeler; sanayide gerileme devam ediyor 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraŞükür 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpToplumsal kutuplaşma artarken enflasyondaki düşüş yavaşlıyor 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞBarbar medenileşmenin sonu 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYOrtadoğu'da Emperyalist Yeni Oyunlar Yeni Tehklikeler! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları




















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
19.01.2026
12.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
22.12.2025
15.12.2025
1.12.2025
24.11.2025
17.11.2025
11.11.2025