Berrin Sönmez
Bir gizli el, bir üst akıl, iç ya da dış mihrak değil bu döngünün sebebi. Akıl sır ermez güç ve yetenekte komplocuların oyunu değil vesayet tezgahının tekrarı. Bu sadece bilindik insani zaafların harekete geçmesi. Her insan ve kurumda var olan zaafların hukuk tarafından kontrol edilemez oluşundan ibaret.
Her zamanki gibi toplumun aklını biçimlendirme niyetinde devlet aklı. Binlerce kamu görevlisi daha işinden oldu son günlerde. Çoğunluğu öğretmen ve akademisyen… Terör, darbe bahanesiyle güvenlik sosuna bulanmış endoktrinasyon bu başka izahı yok.
Zihinlere hücum eden devlet…
Yabancı değil çok tanıdık bildik, vesayet rejimi bu. Vaktiyle çağdaşlık makasıyla biçilirdi toplumun kumaşı, şimdi dindarlık makasıyla biçilmede. Biçen yine devlet, biçilen yine halk…
Kimlikler halklara ve asıl olarak insana ait, iktidarların kimliği yok. Devlet kudretinin kimliği olmaz zira. Meğerki hukuku olsun. Hukuk askıya alındığı zamanlarda iktidardaki kişi ve partileri siyasi, kültürel, etnik ya da dini aidiyetleri, sınırlamaya yetmez. Devlet gücünü elinde tutanları, inançları değil sadece hukuk sınırlar. Hukuk, devlet ideolojisiyle sınırlandığında da işte böyle zamanın akışı tersine döner. Kronik hastalık gibi habire nükseder, yanlışları tarihin. Cumhuriyet tarihimizin dinmeyen ve son aylarda hızını iyice artıran tasfiye kasırgası, devlette devamlılık esasından.
Hangi siyasi partinin hangi görüşün hükümet ettiği fark etmez, bu devamlılık anlayışında. Normalde anayasanın, yasaların uluslararası anlaşma ve sözleşmelerin, temel politikaların değişmeyeceğini anlatmak için kullanılır bu devamlılık esası. Özellikle demokrasilerde ve hukukun üstün olduğu ülkelerde iktidarın el değiştirmesiyle kazanılmış hakların ihlal edilmeyeceği anlamına gelir. Ancak bizde anayasanın, yasaların değil yazılı olmayan kuralların devam edeceğini anlatır. 1934’den beri her fırsatta tekrarlanan akademi ve kamu ihraçları gibi.
Devlet ideolojisinin, gizli hükümlerle uygulandığı garip ülkemizde siyasi partiler devlet politikası üretmiyor. Devlet, siyasi partilerin politikalarını –iktidar olunca- yeniden biçimlendiriyor. AK Parti’nin YÖK politikası gibi…
Darbecilerin kurduğu vesayet mekanizmalarına 82 Anayasası’nın eklediği halkalardan biri olarak YÖK, kurulduğu günden bu yana en çok protesto edilen kurumlardan. Siyasi çalkantılar içinde geçirdiğimiz yıllar boyunca değişik vesilelerle ve her seferinde farklı kesimlerce karşı çıkılıp kaldırılması en çok istenen kurum. Ne var ki uzun yıllar boyunca hiçbir zaman ortaklaşmadı toplumsal muhalefet. Solcular karşı çıkarken onların gerekçelerine katılmadı, diğer muhalifler. Dindarlar karşı çıkarken de solcular destek vermedi eylemlere.
Öğrenim harçlarına karşı yürütülen kampanyalar belki tek istisna. Hemen her görüşten öğrenci ve tabii kitlesel muhalefet harçlarının kalkmasını istedi. AK Parti iktidarının ilk dönemlerine rastlar bu ortaklaşma. Seçilmiş, iktidar olmuş ancak henüz muktedir olamamıştı o yıllarda. Başta asker ve yargı tüm vesayet odakları hâlâ çok güçlüydü. Demokrasinin güçlenmesi önündeki büyük engeldi vesayet ve AK Parti hükümetlerinin de vesayete karşı mücadele etme azmi vardı. Halkın karşı çıkışta ortaklaşmasının yarattığı güçlü rüzgarı arkasına aldı iktidar ve harçları kaldırdı. YÖK uygulamalarında ciddi bir değişimdi, arkası gelmesi beklenen.
YÖK, yok edilmeli veya işlevi akademik koordinasyonla sınırlı, demokratik niteliklere sahip bir kurula dönüşmeliydi. Ancak sorunlar çoktu ve birer birer aşılması için sıranın YÖK’e gelmesini ümitle bekledi halk, AK Parti’ye güvenini yitirmeden. Kuruluşundan itibaren halkın hoşnutsuzlarını ve beklentilerini dikkate almış, kendi içinden çıkmış hükümetti zaten. Dahası AK Parti’nin iktidara gelirken halka verdiği sözlerden biri, bu kurumu kaldırmaktı. Üniversiteleri demokratik özerk yönetime kavuşturmaktı.
Sırası geldiğinde yapılan tek şey başkanı kendi sevdiği kişiler arasından atamak oldu. Hatta üstüne bir de son dönemde Rektör seçimlerini kaldırdı. Kaldırılması gereken seçilen rektör dışında, daha düşük oy alan adaylardan birini atayabilme yetkisi olduğu halde.
Vesayet zincirinin halkalarını oluşturan diğer kurumlara da yapıldığı gibi YÖK de fethedilen kalelerden biri oldu ve vesayetin sunduğu imkanlar sonuna kadar kullanıldı. Vesayete konmak demokratikleşmekten kârlıydı.
Vesayetin sunduğu artı güç nimetlerini sonuna kadar tepe tepe kullanmakta uzunca bir süredir AK Parti.
OHAL sürecinde çıkarılan kararnamelerle hukuk by-pass edilmiş olarak vesayet mekanizmalarının sağladığı kolaylıkla, yeni bir toplum düzeni oluşturulmakta. Hedeflenen yeni düzene uymayanlara yol gösteriliyor. FETÖ, PKK bahane…
686 sayılı KHK ile geçmiş aylardaki tasfiyelere ek olarak 4464 kamu görevlisi daha ihraç edildi. 2585 öğretmen ve 330 akademisyen de kendilerinden önceki binlerce tasfiye edilen binlere eklendi. Tüm bunlar da YÖK ve diğer kurumlara tanınan olağan üstü yetkiler ve hukuksuzluğu hukukmuş gibi gösteren vesayet usulleri sayesinde. Ülkenin düşünce ve bilim hayatını da kontrol etmeyi devlet görevi sayan darbecilerin dizaynı sayesinde. AK Parti iktidarının darbecilerin getirdiği vesayet odağını kaldırmak yerine zapt etmekle yetinmesi nedeniyle.
Vesayet odaklarını kaldırmadı. Ele geçirdi. Kullanıyor. Başkaları kullanırken halka açı veren bu kurumlar ve yetkiler, AK Parti kullanırken de aynı acıyı yaşatıyor,
Bir gizli el, bir üst akıl, iç ya da dış mihrak değil bu döngünün sebebi. Akıl sır ermez güç ve yetenekte komplocuların oyunu değil vesayet tezgahının tekrarı. Bu sadece bilindik insani zaafların harekete geçmesi. Her insan ve kurumda var olan zaafların hukuk tarafından kontrol edilemez oluşundan ibaret. Her siyasi parti gibi Ak Partinin de ülkemizdeki hukuksuzluğu, kural tanımazlığı kullanarak, partilerinin ve şahıslarının faydasını ülke çıkarından önce düşünmesi. Ülkenin yararı adil ve demokratik ilkelere bağlı olduğu halde bu ilkeleri kendi faydalarına kurban edişleri…
Ve, önümüzde bir anayasa değişiklik paketi var. Vesayeti kaldırdık diyorlar. Gerçek dışı bir iddia…
Yeni, yepyeni bir anayasa diyorlar. Gerçekle hiç alakası yok.
16 Nisan’da Kenan Evren anayasası bir kere daha oylanacak.
Yazarlar
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları












































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.12.2025
22.11.2025
3.11.2025
19.10.2025
12.10.2025
4.10.2025
21.09.2025
23.08.2025
17.08.2025
10.08.2025