Berrin Sönmez
Eskiden görünmezliğe mahkum edilen, görünmezlik perdesini yırtabildiği zaman şaşkınlık yaratmıştı. Laik ataerkinin illüzyonuyla görünmez kılınan zihinlerde de yok sayılmıştı çünkü. Çok benzer biçimde dindar ataerki de şimdilerde Ak Parti iktidarında başörtüsünün özgür kalmasına dayanarak mücadelenin tamamlandığı fikriyle kadınlara kendi biçtiği rolü dayatmaya yelteniyor.
Laiklik ilkesiyle iktidarın, cumhuriyet tarihi boyunca dini ve asıl olarak da İslam’ı, toplum hayatında görünmez kılmayı amaçladığından söz etmiştim önceki yazımda. Bu görünmezlikte aslan payı kadınlara düşmüştü, malum. Dindar kadının, başörtüsü yasaklarıyla dayatılan kamusal alandan dışlanışı, laisizmin bizde İslam karşıtlığı olarak uygulanışını aynı anda kadın karşıtlığına da dönüştürmüş oldu.
Modernleşmeci devlet ideolojisiyle hemhal olmuş ataerki yüzünden bizde laiklik, kadın karşıtı bir yönetim anlayışına dönüştü. Başörtülü kadın karşıtlığıydı görünen ama şüphesiz temelinde yatan, kadına, cinsiyet rolü biçmekle, yön çizmekle maruf eril hegemonyaydı. Ataerki kadın karşıtlığını öyle ustaca gizledi ki bu modernleşmeci, laik, Kemalist ideoloji içinde dindar kadın, dindar ya da İslami kimliğiyle görünemez kılınırken, dayatılan normu kabul ederek kamusal alanda varlığını mümkün kılan kadın sayısı arttığı için sistem, kadın özgürlüğüyle özdeşleşti.
Connell, Toplumsal Cinsiyet ve İktidar adıyla Türkçeye çevrilen eserinde evrensel bir yapı oluşturan ataerkilliğin, teknolojik gelişme sonrası modern iktidarlar eliyle sürdürülebilirliğini, kadınları ayrıştırma politikasına bağlar. Teknolojik gelişme ve endüstriyel üretimle birlikte kaçınılmaz olarak artan çalışma hayatına kadın katılımından kamu yönetimlerinin uzak kalması imkansızdı. Böyle olunca modern iktidarlar, devlet yönetimi dahil olmak üzere her alanda kadın katılımını, “kadını denetleyerek” gerçekleştirmeye yöneldi.
Tam olarak Kemalizmin gerçekleştirdiği de buydu işte. Bir biçim tahayyül edildi kadın görünümü üzerine. Prototip oluşturuldu. Kemalizmin “çağdaş kadın” adını verdiği bu prototip, kamusal hayata katılmak isteyen kadınlar tarafından özümsenmeliydi. Toplumsal evrimin geldiği bu aşamada ev içi üretimin değer yitirdiği oranda değersizleşen kadın emeği, doğal olarak kadınları emeklerinin karşılığını alabilecekleri kamusal alana yöneltti ve giderek arttı o prototip gereği yaşayan kadın sayısı. Cumhuriyet öncesine kıyaslanamayacak kadar yükselen kadın görünürlüğüyle de modern Kemalist rejim, kadını özgürleştiren yönetim tarzı olarak algılandı. Laiklik bu nedenledir ki cumhuriyet ideolojisinde kadın haklarıyla özdeşleştirilerek parsayı topladı. Dayatılan normu içselleştirip, çizilen role uyum sağlayan kadınlar, kendileri için biçilen bu cinsiyet rolüne uygun davranışı, duygu ve düşünceleri de geliştirerek sonraki nesillere aktardılar.
Yıllarca süren bu olguyla görünmezliğe mahkum edilmiş kadınlar, çoklarınca yok sayıldı. 60’ların ikinci yarısından itibaren yok sayılanların itirazı, isyanı çıktı karşımıza. Dayatılan normu benimsemeyip kendi İslami kimliğiyle kamusal alanda üniversitelerden başlayarak yer almaya çalıştıkları zaman bu isyankarlar, yine başlangıçta önemsenmedi. Görmezden gelindi ya da 68 kuşağının özgürlükçü ruhu içinde bir iki aykırı örnek olarak algılandı. Ama isyan ateşi çabuk yayılır malum. Hem devletin laik ataerkil iktidarına hem toplumun ve ailelerinin dindar ataerkil iktidarına karşı aynı anda mücadele vererek 70’leri aşan dindar kadın isyancıların başörtüleriyle aldıkları yol bir hayli ilerleyip görmezden gelinemeyecek sayıya ulaştığında 12 Eylül, diğer özgürlükler gibi başörtülü özgürlüğü de yasakladı. Adı türbana dönüşerek bir süre devam eden yasaklara rağmen üniversiteler bitirilip kamusal alanda görünürlüğü arttı başörtülü kadınların. Özgürlük ve eşitlik talepleri de arttı aynı oranda. Başörtüleriyle, özel sektörde olduğu gibi kamu sektöründe da çalışma şansını Özal döneminin kısmi özgürlükçü yönetim anlayışı sırasında yakaladı. Fakat 90’ların ikinci yarısı, unutulmaya yüz tutmuş handiyse evrim geçirdiği sanılan, ayrıştırıcı Kemalist ideolojinin yeniden sahne aldığı zamanlar oldu. 28 Şubat’ta Sincan’da caddelere çıkan tanklarla yetinmeyen darbe, başörtülü kadınlar üzerinden silindir gibi geçtiğinde okullardan atılıp kamudan ihraç edilen başörtülü kadınlar artık eğitimli, meslek sahibi özgür bireylerdi. Ataerkinin din içine ve devlet içine sızmış her türlü biçimine karşı direnç geliştirmişlerdi. Destek de almışlardı gerçi mücadele sürecinde erkeklerden. Gerçek şu ki, post modern darbe sürecinde ideolojik kamplaşma doğrultusunda çoğu dindarın desteklediği şey başörtülü kadının özgürlüğü değil sadece başörtüsünün yani İslami kimliğin özgürlüğüydü.
İşte bu yıllarda karşı kamptan yükselen sesler arasından çok duyulan sözlerden biriydi “nereden çıktı bunlar” sorusu. Eskiden görünmezliğe mahkum edilen, görünmezlik perdesini yırtabildiği zaman şaşkınlık yaratmıştı. Laik ataerkinin illüzyonuyla görünmez kılınan zihinlerde de yok sayılmıştı çünkü. Çok benzer biçimde dindar ataerki de şimdilerde Ak Parti iktidarında başörtüsünün özgür kalmasına dayanarak mücadelenin tamamlandığı fikriyle kadınlara kendi biçtiği rolü dayatmaya yelteniyor. Başörtüsü yasaklarına direnişin özündeki kadın özgürlük mücadelesini görmediklerinden, uzun kadın mücadelesinin sonunda Ak Partili yıllarda gelen başörtüsü serbestisini, bu defa kadınlara biçilecek yeni rolün aracı kılmaya çalışıyorlar. Önce başörtülü kadınları hizaya sokarak “yeni” prototip üretme denemelerine girişmiş haldeler. Madem artık başörtüsü serbest o halde kadınlar tam da onların istediği biçime girmeli. Evde, sokakta, işte kadın kıyafetine, davranışına, iş hayatındaki konumuna hatta kariyer çabasına karşı annelik rolüyle dayatılan yeni “ayrıştır-tabi kıl” taktiği. Her vaaz kürsüsünden, gazete köşesinden fışkıran da ataerki. Falan parti filan ideoloji, din, kültür değil her zaman hepsinin içine sızabilen, girdiği kabın şeklini alan su gibi her kılığa bürünen eril hegemonya bu. Kadınları ayrıştırarak bir kısmını tabi kılan modern iktidarların yaptığı aynıyla devam ediyor. Zaten tüm politikalarıyla artık “yeşil Kemalizm” olmuş, geçmişten tanıdığımız bütün sağ partiler gibi devletçi kimliğe bürünmüş sıradan partilerden birine dönüşen Ak Parti eliyle.
Müftülüklere verilen nikah yetkisi de bir vakitler görünmez kılınan başörtülü kadının kamusal alana çıkışı nasıl şaşkınlık yarattıysa aynı şekilde hayret uyandırdı. Toplumda böyle bir ihtiyaç olmadığını söylüyor pek çok kişi, görünmez kılınanı yok saydığı için. Biraz da laik ataerkinin zihinlere kazıdığı tek tipçi dayatmayı eşitlik zannettiği için. Şüphesiz din kılığındaki atareki de boş durmuyor, durmayacak. Müftülük nikah yetkisini, geleneksel rollerin dayatılması için elverişli bir araç olarak kullanmaya çalışacak, tıpkı yakın geçmişte başörtüsünü kullandığı gibi. Neyse ki iktidar partisinin tekrar “gömlek değiştirme” vakti geldiğinden, İslamcı kimliği sıyırıp atmaya çalıştığı açık. Zaten kamu kurumu olan diyanetin yönetimindeki devlet memurları olan müftüler de iktidar partisinin devletçi-milliyetçi yeni kimliğiyle harekete mecbur. Din kılığındaki ataerkinin hevesi kursağında kalacaktır. Başka biçimleri berdevam kuşkusuz. Mücadele de…
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları







































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.12.2025
22.11.2025
3.11.2025
19.10.2025
12.10.2025
4.10.2025
21.09.2025
23.08.2025
17.08.2025
10.08.2025