Gülay GÖKTÜRK
"Geleneğin kurbanları"
9.01.2013
2929
Balyoz Davası gerekçeli kararı, sanıkların dava boyunca sürdürdükleri "belgeler sahte" iddialarını "davadaki belgelerin, Genelkurmay Başkanlığı tarafından askeri birimlerde asıllarının bulunduğunu" belirterek geçersiz hale getirdi.
Bir başka deyişle inkarın sökmediği bir noktaya gelindi.
Aslına bakarsanız, ben o sanıkların avukatı olsam, daha baştan savunma stratejisini inkar değil pişmanlık üzerine kurardım. Darbeci komutanları "bir geleneğin kurbanları" olarak tanımlar, savunmayı da bu temelde yürütürdüm.
Şöyle bir şey yani:
Trafikte kırmızı ışıkta geçmenin sıradan bir şey haline geldiği; sürücülerin hiçbirinin kırmızı ışıkta durma kuralını tanımadığı, gücü yetenin kendine yol açtığı, bu yüzden meydana gelen kazalarda ölenlerin de kim vurduya gittiği bir ülke düşünün...
Günün birinde işi sıkıya almaya karar veren bir trafik müdürü geliyor; yolluyor bütün trafik polislerini sokaklara ve kırmızı ışıkta durmayan ne kadar sürücü varsa durdurup cezayı basmalarını söylüyor.
Sürücüler şaşkın... O zamana kadar normal olan bir davranışın birdenbire suç haline gelmesine anlam veremiyor, kendisini haksızlığa uğramış hissediyor. Yeni uygulamayı yaya kaldırımından seyreden yayalar da şaşkın. Bir kısmı "iyi oldu, artık bu rezalete bir son verilmesi gerekiyordu" diye sevinirken, bir kısmı da eski köye gelen bu yeni adete adapte olamıyor, ceza yiyen sürücülere haksızlık yapıldığını düşünüyor.
İşte böyle bir durumda, yeni uygulamanın ilk kurbanı olan sürücünün yapması gereken şey, kırmızı ışıkta geçmenin yanlış olduğunu ama böyle kötü bir gelenek oluştuğu için kendisinin de aynı şekilde davrandığını, şimdi ise pişman olduğunu söyleyip bu defalık af talep etmektir. Umutsuz bir şekilde "ben kırmızı ışıkta geçmedim" diye tutturmak değil!
Tek hafifletici sebep
Ne yazık ki, darbe davalarından yargılanan TSK mensupları şimdiye kadar hep inkar yolunu seçti.
Oysa, tıpkı kırmızı ışıkta geçmeye alışmış sürücüler gibi onlar da, ordunun siyaseti kontrol etmesinin, kontrol edemediğinde de müdahale etmesinin bu ülkede gelenek haline geldiğini; kendilerinin de harp okullarına girdikleri andan itibaren bu gelenek içinde yetiştirildiklerini, bunun bir suç değil misyon olarak öğretildiğini söyleselerdi, çok daha etkili bir savunma yapmış olurlardı.
Ayrıca, bu kötü geleneğin sadece TSK içinde değil, bütün toplumda egemen olduğunu; toplumun azımsanamayacak bir kesiminin de onlara "kurtarıcı" gibi davranarak; müdahale için kışkırtarak suç işlemeye teşvik ettiklerini de ekleyebilirlerdi ki bu da bir hafifletici sebep olurdu.
Ancak böyle bir savunma stratejisi kamuoyunda etki yaratabilir, affetme ve yeni bir sayfa açma eğilimi doğurabilirdi.
Ne var ki, Balyoz, Ergenekon gibi darbe teşebbüsü davalarından yargılananlar kendilerinin tamamen masum olduğunu; ABD-AK Parti-Gülen hareketi ittifakı tarafından ortaklaşa planlanan bir tasfiye operasyonuna kurban gittiklerini öne sürüyorlar. 12 Eylül ve 28 Şubat gibi "başarılı" darbelerin sanıkları ise hâlâ Anayasa'nın kendilerine böyle bir görev verdiğini; yapılanın darbe olmadığını; her şeyin yasal sınırlar içinde cereyan ettiğini iddia etmeye devam ediyor.
Böyle bir tablo, bu hesaplaşmanın bitmediğini; darbeciliğin Türkiye'de hâlâ mahkum edilmediğini; darbecilerin nadim olmadığını gösteren bir tablodur. Bu tablo sürdükçe de bir af ikliminin oluşması söz konusu olmayacaktır
.
Aslına bakarsanız, ben o sanıkların avukatı olsam, daha baştan savunma stratejisini inkar değil pişmanlık üzerine kurardım. Darbeci komutanları "bir geleneğin kurbanları" olarak tanımlar, savunmayı da bu temelde yürütürdüm.
Şöyle bir şey yani:
Trafikte kırmızı ışıkta geçmenin sıradan bir şey haline geldiği; sürücülerin hiçbirinin kırmızı ışıkta durma kuralını tanımadığı, gücü yetenin kendine yol açtığı, bu yüzden meydana gelen kazalarda ölenlerin de kim vurduya gittiği bir ülke düşünün...
Günün birinde işi sıkıya almaya karar veren bir trafik müdürü geliyor; yolluyor bütün trafik polislerini sokaklara ve kırmızı ışıkta durmayan ne kadar sürücü varsa durdurup cezayı basmalarını söylüyor.
Sürücüler şaşkın... O zamana kadar normal olan bir davranışın birdenbire suç haline gelmesine anlam veremiyor, kendisini haksızlığa uğramış hissediyor. Yeni uygulamayı yaya kaldırımından seyreden yayalar da şaşkın. Bir kısmı "iyi oldu, artık bu rezalete bir son verilmesi gerekiyordu" diye sevinirken, bir kısmı da eski köye gelen bu yeni adete adapte olamıyor, ceza yiyen sürücülere haksızlık yapıldığını düşünüyor.
İşte böyle bir durumda, yeni uygulamanın ilk kurbanı olan sürücünün yapması gereken şey, kırmızı ışıkta geçmenin yanlış olduğunu ama böyle kötü bir gelenek oluştuğu için kendisinin de aynı şekilde davrandığını, şimdi ise pişman olduğunu söyleyip bu defalık af talep etmektir. Umutsuz bir şekilde "ben kırmızı ışıkta geçmedim" diye tutturmak değil!
Tek hafifletici sebep
Ne yazık ki, darbe davalarından yargılanan TSK mensupları şimdiye kadar hep inkar yolunu seçti.
Oysa, tıpkı kırmızı ışıkta geçmeye alışmış sürücüler gibi onlar da, ordunun siyaseti kontrol etmesinin, kontrol edemediğinde de müdahale etmesinin bu ülkede gelenek haline geldiğini; kendilerinin de harp okullarına girdikleri andan itibaren bu gelenek içinde yetiştirildiklerini, bunun bir suç değil misyon olarak öğretildiğini söyleselerdi, çok daha etkili bir savunma yapmış olurlardı.
Ayrıca, bu kötü geleneğin sadece TSK içinde değil, bütün toplumda egemen olduğunu; toplumun azımsanamayacak bir kesiminin de onlara "kurtarıcı" gibi davranarak; müdahale için kışkırtarak suç işlemeye teşvik ettiklerini de ekleyebilirlerdi ki bu da bir hafifletici sebep olurdu.
Ancak böyle bir savunma stratejisi kamuoyunda etki yaratabilir, affetme ve yeni bir sayfa açma eğilimi doğurabilirdi.
Ne var ki, Balyoz, Ergenekon gibi darbe teşebbüsü davalarından yargılananlar kendilerinin tamamen masum olduğunu; ABD-AK Parti-Gülen hareketi ittifakı tarafından ortaklaşa planlanan bir tasfiye operasyonuna kurban gittiklerini öne sürüyorlar. 12 Eylül ve 28 Şubat gibi "başarılı" darbelerin sanıkları ise hâlâ Anayasa'nın kendilerine böyle bir görev verdiğini; yapılanın darbe olmadığını; her şeyin yasal sınırlar içinde cereyan ettiğini iddia etmeye devam ediyor.
Böyle bir tablo, bu hesaplaşmanın bitmediğini; darbeciliğin Türkiye'de hâlâ mahkum edilmediğini; darbecilerin nadim olmadığını gösteren bir tablodur. Bu tablo sürdükçe de bir af ikliminin oluşması söz konusu olmayacaktır
.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları




























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.01.2016
8.02.2016
3.02.2016
31.12.2015
29.12.2015
27.12.2015
25.12.2015
22.12.2015
21.12.2015
18.12.2015