Gülay GÖKTÜRK
Seçmeni köşeye sıkıştırmak
19.02.2013
3035
Son günlerde en fazla kafama takılan soru şu:
Yarın öbür gün, Kürt sorununun anayasadaki köklerini temizlemiş, Türk etnisitesine atıf yapılan maddeleri kaldırmış, anayasal vatandaşlık anlayışına göre düzenlenmiş, hak ve özgürlükler açısından devleti değil bireyi önceleyen ama öte yandan başkanlık sistemini korktuğumuz bütün unsurlarıyla birlikte getiren bir anayasa karşımıza gelirse ne yapacağım? Referandum sandığında ne oy vereceğim?
Kürt sorununun -ve şiddetin- bitmesi uğruna son derece sakıncalı bulduğum bu Türk tipi başkanlık istemine boyun mu eğeceğim yoksa başkanlık sistemine geçit vermemek için Kürt meselesinin ve savaşın sürmesini göze mi alacağım?
Açıkçası 'kırk katır mı kırk satır mı' gibi bir durum...
Benim gibi, yazı yazmaya başladığı günden bugüne kadar, yani 30 yılı aşkın bir süredir Kürtler'e uygulanan inkar ve asimilasyona karşı mücadele etmiş biri, bu inkar ve asimilasyon politikasını anayasadan temizleyen, yerinden yönetimi güçlendiren bir anayasa değişikliğine nasıl hayır der! Ama öte yandan, 30 yıldır siyasette otoriterleşme eğilimlerine karşı mücadele etmiş biri, güçler ayrılığını ortadan kaldıran, yasama ve yargıyı tam kontrole alan bir başkanlık sistemine nasıl evet der!
Geri dönüş ne kadar mümkün?
Geçenlerde Kürşat Bumin'in yazısını okuyunca, bu sorunun sadece benim kafamı meşgul etmediğini; kendini zor bir tercihle karşı karşıya hisseden başkaları da olduğunu gördüm.
Bumin, AK Parti'nin BDP ile yapmaya hazırlandığı anayasa ittifakı üzerine yazdığı yazıda şöyle diyor:
"Bu yeni süreç 'iç savaş'a son verecek ise benim açımdan da hoş geldi sefalar getirdi... Bu olumlu tablo ancak bu şekilde oluşacaksa taraflara akıl vermek hakkını -ve yetkisini- kendimde görmüyorum tabii ki. Yanlış olarak 'başkanlık' olarak sözü edilen sisteme -açıklanan öneriler çerçevesinde- kendimi hiç mi hiç yakın hissetmesem de, sürecin sonunda eğer 'iç savaş'ın bir daha geri gelmemek üzere ülkeyi terk etmesi gerçekleşecek ise 'Şimdilik kaydıyla bu sistemi de tecrübe edelim' diyebilirim."
Kürşat Bumin'in kafası benden daha net görünüyor. Keşke ben de onun kadar rahat olabilsem. Ama böyle bir sistem değişikliğinin "şimdilik" kaydıyla tecrübe edilip, sonra kolaylıkla geri dönülebileceğine hiç aklım ermiyor ki...
Sonuçta, herhangi bir sistemin nasıl uygulanacağında, nasıl hayata geçeceğinde belirleyici olanın söz konusu toplumun demokrasi bilinci olduğunu bilsem de; bizim toplumun bu konuda hiç de küçümsenmemesi gerektiğini düşünsem de; bütün güçleri elinde toplamış bir başkanın anayasayla ele geçirdiği mutlak iktidarı geri vermemek için neler yapabileceğini düşünmek bile korkutucu...
Bir tüzük değişikliği her şeyi çözebilirdi
Gördüğünüz gibi, kendimi tam olarak köşeye sıkışmış hissediyorum ve herhangi bir iktidarın seçmeni böyle köşeye sıkıştırmasını etik olarak doğru bulmuyorum.
Oysa bütün bunlara mecbur değildik. Bir tüzük değişikliği her şeyi çözebilirdi ve hâlâ da çözebilir. Askeri vesayetten sonra Kürt sorununu da terör sorununu da çözmüş bir Erdoğan, Cumhuriyet tarihinin görüp göreceği en güçlü başbakan olarak, cumhurbaşkanlığı makamında oturan Gül'le de uyum içinde tarih yazmaya devam edebilir
.
Kürt sorununun -ve şiddetin- bitmesi uğruna son derece sakıncalı bulduğum bu Türk tipi başkanlık istemine boyun mu eğeceğim yoksa başkanlık sistemine geçit vermemek için Kürt meselesinin ve savaşın sürmesini göze mi alacağım?
Açıkçası 'kırk katır mı kırk satır mı' gibi bir durum...
Benim gibi, yazı yazmaya başladığı günden bugüne kadar, yani 30 yılı aşkın bir süredir Kürtler'e uygulanan inkar ve asimilasyona karşı mücadele etmiş biri, bu inkar ve asimilasyon politikasını anayasadan temizleyen, yerinden yönetimi güçlendiren bir anayasa değişikliğine nasıl hayır der! Ama öte yandan, 30 yıldır siyasette otoriterleşme eğilimlerine karşı mücadele etmiş biri, güçler ayrılığını ortadan kaldıran, yasama ve yargıyı tam kontrole alan bir başkanlık sistemine nasıl evet der!
Geri dönüş ne kadar mümkün?
Geçenlerde Kürşat Bumin'in yazısını okuyunca, bu sorunun sadece benim kafamı meşgul etmediğini; kendini zor bir tercihle karşı karşıya hisseden başkaları da olduğunu gördüm.
Bumin, AK Parti'nin BDP ile yapmaya hazırlandığı anayasa ittifakı üzerine yazdığı yazıda şöyle diyor:
"Bu yeni süreç 'iç savaş'a son verecek ise benim açımdan da hoş geldi sefalar getirdi... Bu olumlu tablo ancak bu şekilde oluşacaksa taraflara akıl vermek hakkını -ve yetkisini- kendimde görmüyorum tabii ki. Yanlış olarak 'başkanlık' olarak sözü edilen sisteme -açıklanan öneriler çerçevesinde- kendimi hiç mi hiç yakın hissetmesem de, sürecin sonunda eğer 'iç savaş'ın bir daha geri gelmemek üzere ülkeyi terk etmesi gerçekleşecek ise 'Şimdilik kaydıyla bu sistemi de tecrübe edelim' diyebilirim."
Kürşat Bumin'in kafası benden daha net görünüyor. Keşke ben de onun kadar rahat olabilsem. Ama böyle bir sistem değişikliğinin "şimdilik" kaydıyla tecrübe edilip, sonra kolaylıkla geri dönülebileceğine hiç aklım ermiyor ki...
Sonuçta, herhangi bir sistemin nasıl uygulanacağında, nasıl hayata geçeceğinde belirleyici olanın söz konusu toplumun demokrasi bilinci olduğunu bilsem de; bizim toplumun bu konuda hiç de küçümsenmemesi gerektiğini düşünsem de; bütün güçleri elinde toplamış bir başkanın anayasayla ele geçirdiği mutlak iktidarı geri vermemek için neler yapabileceğini düşünmek bile korkutucu...
Bir tüzük değişikliği her şeyi çözebilirdi
Gördüğünüz gibi, kendimi tam olarak köşeye sıkışmış hissediyorum ve herhangi bir iktidarın seçmeni böyle köşeye sıkıştırmasını etik olarak doğru bulmuyorum.
Oysa bütün bunlara mecbur değildik. Bir tüzük değişikliği her şeyi çözebilirdi ve hâlâ da çözebilir. Askeri vesayetten sonra Kürt sorununu da terör sorununu da çözmüş bir Erdoğan, Cumhuriyet tarihinin görüp göreceği en güçlü başbakan olarak, cumhurbaşkanlığı makamında oturan Gül'le de uyum içinde tarih yazmaya devam edebilir
.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları




























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.01.2016
8.02.2016
3.02.2016
31.12.2015
29.12.2015
27.12.2015
25.12.2015
22.12.2015
21.12.2015
18.12.2015