Gülay GÖKTÜRK
"Coğrafyaya hükmetmek"
3.04.2013
3245
"Kürt sorunu iddia edildiğinin aksine bir kültürel haklar ve eşitlik sorunu değildir. Belli bir coğrafya parçasına ait olmaya ve o coğrafyaya hükmetmeye dair insani, ontolojik ihtiyaç yatıyor Kürt sorununun temelinde."
Son günlerde o kadar çok alıntılandı ki, artık öğrenmişsinizdir yukarıdaki satırların Bejan Matur'a ait olduğunu...
Bu yazıyı yazmadan önce, Matur'un duygularını anlamak için gerçekten çaba gösterdim. Empati kurmak için zorladım kendimi, o varoluşsal ihtiyacın nasıl bir şey olduğunu hissetmeye çalıştım.
Ama olmadı, yapamadım...
Ulustan etnik ağa
"Belli bir coğrafya parçasına ait olma ihtiyacı" sözleri bana, bundan yıllar önce okuduğum bir söyleşiyi hatırlattı.
Massachusetts Teknoloji Üniversitesi'nden (MIT) Michael Dertouzos bundan on beş yıl kadar önce NPQ'da yayınlanan bir söyleşisinde tam da bunu anlatıyor, ulusun coğrafyadan kopup dünya çapında etnik bir ağa dönüşme sürecinin işaretini veriyordu:
"Ben Yunanlıyım ve yeryüzündeki Yunanlıların yarısı Yunanistan dışında yaşıyor. Yahudilerin yarısı da İsrail dışında. Filistinlilerin yarısı da öyle... Devam edeyim. Küreselleşme devam ettikçe, daha fazla sayıda insan kendi etnik gruplarının ana topluluk yeri olan ülkelerin dışında yaşıyor olacak. Diyelim ki, 50 yıl sonra, çok garip bir durum ortaya çıkabilir. Örneğin, belli bir toprak üzerinde yoğunlaşmış bir Yunan ulusu artık kalmayabilir. Onun yerine Yunanlılar yeryüzünde bir etnik ağa sahip olurlar. Böylece, ulustan etnik ağa ulaşılır."
Elli yıl mı, daha az mı, daha çok mu zaman alır bilemiyorum. Ama gidişatın Michael Dertouzos'un işaret ettiği gibi etnik ağa doğru olduğunun, bu sözlerin söylendiğinden bu yana geçen on beş yılda daha da belirgin hale geldiğinden kuşku yok...
Artık insanlar ağaçları değil leylekleri taklit ediyorlar. Doğdukları ülkeye bir ağaç gibi kök salmaktansa, leyleklerin bin yıllardır yaptıkları gibi mevsimlik göçler yaşıyorlar.
Dünyanın küçücük bir noktasına hapsolup yaşamayı reddediyor, bu planetin tümünü kendilerine ait hissediyorlar. Hayatını Londra'nın puslu havasında güneşe hasret geçirmiş İngiliz emekliliğini de orada yaşamak zorunda hissetmiyor kendini.
Güneş, yaşadığı gezegenin neresini daha çok ısıtıyorsa soluğu orada alıyor ve bir bakıyoruz yazlık sitemizde komşumuz olmuş. Baksanıza, bizim Ege kıyılarında 50 bin kişilik, 20 bin kişilik "Avrupa kentleri" oluşuyor. İsveçliler, yanı başında da İrlandalılar... Her biri farklı farklı yaşam tarzlarına, alışkanlıklara, dini kültürel özelliklere sahip topluluklardan oluşmuş adacıklar halinde, hiçbir varoluşsal kriz belirtisi göstermeden gül gibi yaşayıp gidiyor. Bu arada Amerikalı bilgisayar yazılımcısı da dizüstü bilgisayarını kapıp Tibet'in yolunu tutuyor.
Aslında o kadar uzağa gitmeye de gerek yok. Bugün Kürt nüfusun yarısının Bejan Matur'un deyişiyle "ait olduğu coğrafyadan" kopup Türkiye'nin diğer bölgelerine dağıldığını, oralarda kendi dilini serbestçe konuşarak, kendi kültürünü yaşatarak yaşamaktan başka bir şey istemediğini, geri dönüşü de aklından geçirmediğini düşünürsek, "belli bir coğrafya parçasına ait olma ihtiyacı"nın hiç de Matur'un söylediği gibi ontolojik bir ihtiyaç olmadığına hükmedebiliriz.
Hükmetme iktidar tutkunlarının ihtiyacıdır
Bütün bu yazdıklarıma rağmen, "Belli bir coğrafya parçasına ait olma ihtiyacı" meselesini yine de anlayışla karşılayabilirdim.
Ama "o coğrafyaya hükmetmeye" dair insani, ontolojik ihtiyaç da neyin nesi oluyor?
Ben şimdiye kadar hiçbir şeye hükmetme ihtiyacı duymadım. Kendi evime bile... Evimi sevdim, benimsedim, içinde olmaktan mutlu oldum ama hiçbir zaman orayı "hükmettiğim bir alan" olarak görmedim.
Bejan Matur, Türkler'in Türkiye'ye hükmettiğini mi sanıyor ki, Kürtler'in Kürdistan'a hükmetme ihtiyacından söz ediyor.
Hükmetme ihtiyacı halkların değil iktidar tutkunlarının ihtiyacıdır. Onlar da coğrafyalara, taşa toprağa değil insanlara hükmederler.
Ama olmadı, yapamadım...
Ulustan etnik ağa
"Belli bir coğrafya parçasına ait olma ihtiyacı" sözleri bana, bundan yıllar önce okuduğum bir söyleşiyi hatırlattı.
Massachusetts Teknoloji Üniversitesi'nden (MIT) Michael Dertouzos bundan on beş yıl kadar önce NPQ'da yayınlanan bir söyleşisinde tam da bunu anlatıyor, ulusun coğrafyadan kopup dünya çapında etnik bir ağa dönüşme sürecinin işaretini veriyordu:
"Ben Yunanlıyım ve yeryüzündeki Yunanlıların yarısı Yunanistan dışında yaşıyor. Yahudilerin yarısı da İsrail dışında. Filistinlilerin yarısı da öyle... Devam edeyim. Küreselleşme devam ettikçe, daha fazla sayıda insan kendi etnik gruplarının ana topluluk yeri olan ülkelerin dışında yaşıyor olacak. Diyelim ki, 50 yıl sonra, çok garip bir durum ortaya çıkabilir. Örneğin, belli bir toprak üzerinde yoğunlaşmış bir Yunan ulusu artık kalmayabilir. Onun yerine Yunanlılar yeryüzünde bir etnik ağa sahip olurlar. Böylece, ulustan etnik ağa ulaşılır."
Elli yıl mı, daha az mı, daha çok mu zaman alır bilemiyorum. Ama gidişatın Michael Dertouzos'un işaret ettiği gibi etnik ağa doğru olduğunun, bu sözlerin söylendiğinden bu yana geçen on beş yılda daha da belirgin hale geldiğinden kuşku yok...
Artık insanlar ağaçları değil leylekleri taklit ediyorlar. Doğdukları ülkeye bir ağaç gibi kök salmaktansa, leyleklerin bin yıllardır yaptıkları gibi mevsimlik göçler yaşıyorlar.
Dünyanın küçücük bir noktasına hapsolup yaşamayı reddediyor, bu planetin tümünü kendilerine ait hissediyorlar. Hayatını Londra'nın puslu havasında güneşe hasret geçirmiş İngiliz emekliliğini de orada yaşamak zorunda hissetmiyor kendini.
Güneş, yaşadığı gezegenin neresini daha çok ısıtıyorsa soluğu orada alıyor ve bir bakıyoruz yazlık sitemizde komşumuz olmuş. Baksanıza, bizim Ege kıyılarında 50 bin kişilik, 20 bin kişilik "Avrupa kentleri" oluşuyor. İsveçliler, yanı başında da İrlandalılar... Her biri farklı farklı yaşam tarzlarına, alışkanlıklara, dini kültürel özelliklere sahip topluluklardan oluşmuş adacıklar halinde, hiçbir varoluşsal kriz belirtisi göstermeden gül gibi yaşayıp gidiyor. Bu arada Amerikalı bilgisayar yazılımcısı da dizüstü bilgisayarını kapıp Tibet'in yolunu tutuyor.
Aslında o kadar uzağa gitmeye de gerek yok. Bugün Kürt nüfusun yarısının Bejan Matur'un deyişiyle "ait olduğu coğrafyadan" kopup Türkiye'nin diğer bölgelerine dağıldığını, oralarda kendi dilini serbestçe konuşarak, kendi kültürünü yaşatarak yaşamaktan başka bir şey istemediğini, geri dönüşü de aklından geçirmediğini düşünürsek, "belli bir coğrafya parçasına ait olma ihtiyacı"nın hiç de Matur'un söylediği gibi ontolojik bir ihtiyaç olmadığına hükmedebiliriz.
Hükmetme iktidar tutkunlarının ihtiyacıdır
Bütün bu yazdıklarıma rağmen, "Belli bir coğrafya parçasına ait olma ihtiyacı" meselesini yine de anlayışla karşılayabilirdim.
Ama "o coğrafyaya hükmetmeye" dair insani, ontolojik ihtiyaç da neyin nesi oluyor?
Ben şimdiye kadar hiçbir şeye hükmetme ihtiyacı duymadım. Kendi evime bile... Evimi sevdim, benimsedim, içinde olmaktan mutlu oldum ama hiçbir zaman orayı "hükmettiğim bir alan" olarak görmedim.
Bejan Matur, Türkler'in Türkiye'ye hükmettiğini mi sanıyor ki, Kürtler'in Kürdistan'a hükmetme ihtiyacından söz ediyor.
Hükmetme ihtiyacı halkların değil iktidar tutkunlarının ihtiyacıdır. Onlar da coğrafyalara, taşa toprağa değil insanlara hükmederler.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları




























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.01.2016
8.02.2016
3.02.2016
31.12.2015
29.12.2015
27.12.2015
25.12.2015
22.12.2015
21.12.2015
18.12.2015