Gürbüz ÖZALTINLI
Partilerin kimliklerine ilişkin “çözümlemeler” yapmayı, onları tarihsel olarak belirlenmiş kategoriler içine yerleştirmeyi önemseriz. Böylelikle kendi siyasi kimliğimizle o partinin mesafesini tanımlarız. Önemli bir konfordur bu.
Biz farkında olmasak da, kavramlar olgulardan önce gelir bu ilişkilerde. Daha doğrusu, siyasi-kültürel benliğimizle bir siyasi partinin ilişkisi, olgulardan çok kavramlar aracılığıyla meşrulaştırılır. Kavramlar, tekil şahıslar olarak “x” partisini sevmemizi ya da sevmememizi kısa yoldan anlaşılır ve haklı kılmakla kalmazlar, aynı zamanda bizzat kendi algılarımızı yeniden üretmemize de yararlar.
Biz “solcu”yuzdur, “x” partisi “sağcı”; biz “demokratızdır” o parti “otoriter”, biz “ilerici”yizdir o“muhafazakâr”... Bu ikilikler; bariz uzaklıkları, dahası karşıtlıkları meşru kılar. Sadece meşru kılsa neyse. Aynı zamanda bizde; kaba, mekanik, kendini yüzeyde verimsiz biçimde durmadan tekrar eden bir algı evreni yaratır. Gördüğümüz her şeyi ucundan tutup bu ikilik dünyasına yerleştirmeyi alışkanlık ediniriz. Yerleştirilemeyen olguları görmezden gelip önemsizleştirme mekanizmaları üretiriz. Olgular önemlerini, gerçek hayattan değil, bizim zihnimizde bu şemayı ne kadar temsil ettiklerinden almaya başlarlar.
Böyle bir zihinde; hiçbir olgunun “muhaliflik” ya da “yandaşlık” duygularının sarsılmasına yol açacak biçimde “ikili şemayı” zedelemesine izin verilmez. Duygular akla emir verir. Akıl gereğini yerine getirerek “şemayı zorlayan olguyu” uygun yere oturtacak izahı üretir.
Örneğin böyle işleyen bir akıl dünyası, kurduğu şemada “sağ”da duran bir politik aktörün, “sol”cu bir kimlik yüklediği siyaset çizgisinin asla cesaret edemeyeceği dönüştürücülükte bir adım atması karşısında iki tepkiden birisini verir; ya o adımı önemsizleştirir ya da onu sağı güçlendirecek taktik bir manevra olarak tanımlar.
Aslında, hepimiz için psikolojik bir ihtiyaç olarak kendini dayatan “aidiyet duygularının” siyasal alana yansıma mekanizmalarından söz ediyorum. Aidiyet duygusu benliğin bir parçası. Onsuz olmuyor. Her zaman da, ciddi tuzaklarla karşı karşıya bırakıyor bizi.
Bu sıkıcı soyutluktan günümüzün elle tutulur hâllerine gidersek...
Bugün milyonlarca insan, “solcu”, “ilerici” ya da “demokrat” oldukları için AKP’yi sevmediğini (çoğu için sevmemek çok yumuşak kaldı farkındayım) düşünüyor.
Fakat öyle zamanlardan geçiyoruz ki, dünün tartışmaları ve algıları içinde şekillenmiş bu kavramlar, artık aidiyet duygularımızı meşrulaştırabilecek güçte değiller.
İçinden geçmekte olduğumuz değişim süreci, bu kavramların yeniden anlamlandırılmasını dayatıyor. “Solculuk” nedir, “muhafazakârlık” nedir, “demokratlık” nedir? AKP neden solcu, demokrat, ilerici değildir? Muhalefet neden solcu, demokrat ve ilericidir? Bu soruların asla, somut olgularla kanıtlanabilecek ikna edici, bütüncül cevaplarını veremeyiz.
Eğer biz, isim koyunca olguyu var kıldığımıza inanan bir nominalizm penceresinden bakmıyorsak hayata; olguların nesnel varlığına ve tarihsel anlam yüklerine dürüst bir saygı içinde yaklaşıyorsak, bu ikiliklerin siyasal konumlarımızı izah etme gücünü kaybettiğini teslim etmemiz gerekir.
AKP’nin politik eylem çizgisine baktığınız ya da söylemine kulak verdiğinizde, bu kavramların hem kendilerinin hem de karşıtlarının birarada bulunduğunu görürsünüz.
AKP, bütün bu tanımlanmış ikilikleri sözünde de eyleminde de temsil edebilen bir aktördür.
O hâlde şu soruyu gerçekten sormak gerekir: Bu karşıtlıkları bünyesinde birarada bulundurabilen bir yapıya nasıl oluyor da böyle derin bir nefret duyulabiliyor?
Bu soru şunu açığa çıkartıyor: Bizim duygularımız o kavram kalıpları içinden izah edilebilecek, akla kavuşturulabilecek duygular değil. Biz; solcu, demokrat ya da ilerici olduğumuz için değil (çünkü hepsi biraz da AKP’de temsili olan kavramlar bunlar) başka nedenlerle kızgınız bu partiye.
Yaptığımız şey ise siyaset falan değil, öfkelenmek...
Öfkelerimizi “bir zamanların” ezberleri içinden gelen siyasal aidiyet kavramlarıyla durmadan yeniden meşrulaştırmak yerine, bu duygularımızın kültürel, ideolojik, psikolojik köklerine doğru bir anlama yolculuğuna ihtiyacımız var bence.
Belki o zaman, manasızca homurdanan anti-politik özneler olmaktan kurtuluruz.
Gerçekten şikâyet ettiğimiz yanlışlık ve eksiklikleri gidermeye katkıda bulunabilecek politik öznelere dönüşürüz.
Yazarlar
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları








































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.04.2024
14.04.2024
8.04.2024
5.04.2024
25.11.2023
16.11.2023
12.11.2023
9.05.2023
7.05.2023
2.05.2023