Halil BERKTAY
“Cumhurbaşkanı Erdoğan, Adalet Bakanlığı’na mı yeşil ışık yaktı, Yüksek Seçim Kurulu’na mı? Van belediye başkanlığı mazbatasının Zeydan’a verilmemesine mi kızdı, buna kızanlara mı? Mehmet Uçum’un ‘not edici’ parmak sallamasının mı önünü açtı, onu protesto edenlerin mi? Seçim yenilgisinin faturasını, Özlem Zengin, Rümeysa Kadak ve Müşerref Pervin Tuba Durgut gibi kadın milletvekillerine (ya da genel olarak kadın haklarının biraz olsun savunulmasına) çıkartan ‘Emre’ ve benzeri erkek trollerden mi, yoksa bu aşırı muhafazakâr saldırganlık karşısında Özlem Zengin’i savunan (yönetiminde kendi kızının da olduğu) KADEM’den mi yana?”
[9 Nisan 2024] En son, bu sabah: “Sabah gazetesi, Özgür Özel röportajını vermek için, hele birinci sayfada ve manşetten vermek için Erdoğan’dan izin aldı mı, almadı mı?” Konuşulan dört gazeteciden ikisi, mutlaka izin ve onay alınmıştır kanısında. (*)
Size de ilginç ve önemli geliyor mu, son günlerde küçük büyük çeşitli çevrelerde, açık örtük süregelen bu tartışmalar? Bana çok önemli geliyor doğrusu. Ama pratikteki, yüzeysel cevapları açısından değil. Daha derindeki, tarihsel diyebileceğimiz dinamikler nedeniyle. Niçin böyle bütün sorunlar gelip, Erdoğan’ın nerede durduğu veya duracağında, kimi tuttuğu veya tutacağında düğümleniyor?
Bir zamanlar paşalar vardı Türkiye’de. Daha doğrusu, tabii şimdi de var ama, fî tarihinde memleket biraz paşaların Türkiyesiydi. Çok önemliydiler. Politikanın merkezindeydiler. Yıllık Askerî Şura toplantıları, öncesi ve sonrasında muazzam spekülasyona konu olurdu. Kimler orgeneralliğe terfi etti – edemedi? Kara Kuvvetleri Komutanlığı sırasında kim öne geçti? Hava Kuvvetleri Komutanı mı daha solcu-reformcu, Deniz Kuvvetleri Komutanı mı? Kimden bekleyeceğiz, “özde laikliği” ya da “gerçek Atatürkçülüğü”? Emekli olanların da üzülmesine gerek yoktu. Hemen bütün büyük holding yönetim kurulları, anaakım gazeteler (örneğin Cumhuriyet), dernekler, YÖK… açıktı kendilerine. Daha olmadı; post-Maocu mutantlardan birine, İşçi Partisi veya Vatan Partisi’ne girip (kuşkusuz şimdiki “üç muhtar”dan çok yukarılardaki) ehemmiyet hayallerini sürdürebilirlerdi.
Çok değil; on – onbeş yıl öncsine kadar bütün bunları normal kabul eden bir siyasî kültür ve ortam söz konusuydu. Genelkurmay Başkanının ağzına bakılırdı, özellikle bunalım dönemlerinde, ne diyecek, ne düşünüyor diye. Gün gelir, hükümetlerin kaderi yüksek rütbelilerin ağzından çıkacak iki çift lâfa bağlı sayılırdı. Benzer bir davranış biçimi, 12 Eylül yasaklısı liderlerin güvenilir adamlarına kurdurduğu vekâlet partilerinde de gözlenir; bütün kritik noktalarda, perde arkasından yönettiği kabul edilen “bir bilen”e soralım denirdi.
Ne değişti? Ne kadar değişti? Tamam, sürekli darbe korkusu (veya umudu?) içinde yaşamıyoruz artık. Belirli bir askersizleşme, sivilleşme gerçekleşti. Bu iyi bir şey. Ama siyasal hayatın geleneksel merkeziyetçiliği yumuşadı mı, yoksa büsbütün sert ve keskin bir karaktere büründü?
Tersten soralım: Nasıl bir olaylar ve tavıralışlar zinciri, nasıl bir ideolojik yapılanma, 2012’den bu yana AK Parti’yi, hükümeti, ülkeyi, bizi, hepimizi… Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bütün dinamiklerin merkezine oturtan; her şeyin ondan kaynaklandığını kabullenen; (aidiyet durumumuza göre) o konuşursa konuşan, o konuşmazsa asla konuşmayan; faraza sayısız TV programında yığınla yorumcunun yaptığı gibi “tabii AKP’nin de hatâları var” deyip bu muğlak ifadenin asla içini açmayan (**), bu konuda kendi fikrini söylemeyen, söyleyemeyen, çünkü “tek bilen”le ters düşmekten korkan… bir noktaya getirdi?
Bir zamanlar iyi kötü çok-faktörlü tahliller yapardık, yapmaya çalışırdık, siyaset hakkında. Doğru veya yanlış; sermayeden, çeşitli kesimlerinden, OYAK’tan, cuntadan ve cuntalardan, küçük burjuvaziden, TÜRK-İŞ’i ve DİSK’iyle sendikalardan, TİSK’ten, MESS’ten, büyük holdinglerden söz ederdik. Nasıl oldu da böyle tek-faktörlü, tek-aktörlü analizlere, daha doğrusu spekülasyonlara döndük?
Bunun ne kadarı reel, ne kadarı muhayyel? AKP’nin (Erdoğan’ın da vâdettiği!) olası muhasebesinin kapsamına bunlar da girer mi, girebilir mi acaba?
——————–
(*) Bkz Kulis / Sabah’ın Özgür Özel manşeti Erdoğan’a da sürpriz oldu (Serbestiyet, 9 Nisan 2024).
(**) “AK Parti’nin hatâları” aslında ne veya neler? Bu konuda yoğun bir özet için, bkz Gürbüz Özaltınlı, İktidarın ideolojik katılaşması, CHP liderliğinin kucaklayıcı, ılımlı profiliyle birleşince; daha ayrıntılı bir döküm için, bkz Vahap Coşkun, Pirus zaferinin sonu (ikisi de Serbestiyet, 8 Nisan 2024).
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları








































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.03.2025
8.03.2025
8.03.2025
6.03.2025
10.02.2025
29.01.2025
25.01.2025
16.01.2025
24.12.2024
20.11.2024