Hasan CEMAL
Erdoğan, anlaşılan o ki, polis gazından kaçanlara Divan Oteli'nin kapılarını kapatmayan Koç Grubu’nun canını acıtmak istiyor. Koç’un üzerinden büyük iş dünyasına da gözdağı veriyor. Erdoğan'ın, seçimler öncesinde, medya gibi büyük iş alemini de kuşatma peşinde olduğu anlaşılıyor.
İş dünyasının, Türkiye’nin sorunlarına demokrasi penceresinden bakmaktan başka çaresi yoktur. Bunu neden mi vurguluyorum? İş dünyası, iktidar rüzgârı sert estiğinde eğilir. Oysa bu rüzgârlar demokrasinin kolunu kanadını da kırar, ekonomik istikrarı da etkiler. Şimdi bu süreç işliyor.

TÜPRAŞ, Türkiye’nin en büyüğü. Aygaz ve Opet’le birlikte üçü de Koç Grubu’nun.
Çarşamba sabahı erken saatlerde Maliye Bakanlığı ve polis ekipleri, Koç Grubu’nun bu büyük üçlüsünde inceleme başlattılar.
Bununla birlikte baskın mı değil mi, rutin mi değil mi tartışmaları uç verdi.
Resmi açıklamalara bakılırsa, yapılan rutin bir inceleme, baskın söz konusu değil.
Öyle mi?
Ben şöyle düşünüyorum:
Eğer gerçekten her zamanki rutin incelemelerden biri olsa, kimsenin ruhu bile duymazdı.
Oysa Çarşamba sabahı her şey öylesine bir ‘şov’la başladı ki TÜPRAŞ’ta, rutin vurgulu resmi açıklamaların herhangi bir inandırıcılığı kalmadı.
Sabah vakti erken...
Maliye ekipleri...
Polisler...
Medyaya haberin verilişi...
Sonra internette şok baskın diye bir anda yayılan o reyting müptelası haberler...
Arkasından da, TÜPRAŞ ve Koç Grubu hisseleriyle ilgili olarak borsada gözlenen düşüşler...
Kısacası:
Bu zincirin halkaları, yaşananların rutin değil, rutin dışı olduğu konusunda herhangi bir soru işareti bırakmıyor.
Erdoğan neden Koç Grubu'nun canını acıtmak istiyor
Peki, neden bütün bunlar?..
Akla hemen Gezi Parkı-Divan Oteli bağlantısı ileseçim kampanyasıtakılıyor.
Her ikisi de Tayyip Erdoğan’la ilgili.
Başbakan Erdoğan, anlaşılan o ki, polis gazından kaçanlara Divan Oteli'nin kapılarını kapatmayan Koç Grubu’nun canını Gezi'den dolayı acıtmak istiyor.
Aynı zamanda Koç’un üzerinden büyük iş dünyasına, belki de, kendi deyişiyle ‘krema’ya gözdağı veriyor, onlara da sesleniyor:
“Ayağınızı denk alın!”
Bir hedefinden daha söz etmek mümkün Tayyip Erdoğan’ın:
Seçim kampanyası.
Seçmen kitlesine dönüp demek istiyor ki:
“Bakın ben, imtiyazlılara da, kremaya da dokunuyorum. Benim Allah’tan başka kimseden korkum yok.”
Aslında Tayyip Erdoğan korkuyor!
Bundan dolayı da, ne yazık ki, demokrasiden adım adım uzaklaşıyor.
Nilüfer Göle’nin deyişiyle:
Korku demokrasiyi yiyor!
Korkularla örülen güvensizlik çemberi
Korkuyor Erdoğan!
Faiz lobisi diyor korkuyor; iç ve dış mihraklar diyor korkuyor; uluslararası komplo diyor korkuyor;beni kimse yiyemezdiyor korkuyor.
Bu korkularla Erdoğan kendi etrafında büyük ya da derin bir güvensizlik çemberi oluşturuyor. Böylece etrafı tenhalaşıyor.
Kim bilir belki de, Erdoğan’ın bu ‘iç dünyası’dır, 10 yılın sonunda iyice kendini belli eden ‘tek adamlık’tır, onu demokrasiden adım adım uzaklaştırmaya başlayan...
Erdoğan'ın piyasa dışı yaklaşımları
Çok iyi hatırlıyorum.
Başbakan Erdoğan 2008 yılında da Doğan Grubu’na karşı düğmeye basmıştı, vergi operasyonları ile...
Şimdi de Koç Grubu’na karşı mı?..
Şu rahatça söylenebilir:
Erdoğan’ın özellikle Gezi Parkı sonrası içe ve dışa karşı üstüste yapmaya başladığı çıkışlar,piyasa dışı yaklaşımların ürünüdür.
Sermaye hareketleri pazar ekonomisinde serbesttir. Alan alır, satan satar! Bu işleyişe müdahale başlarsa devlet tarafından, işin rengi değişir.
Para kaçmaya başlar dışarı. İç ve dış yatırımcılar kulaklarının üstüne yatar. İktidar eğerpiyasaya müdahale konusunda kantarın topuzunu kaçırırsa, piyasanın işleyişindetürbülanslar yaşanır.
Başbakan Erdoğan, Gezi sonrası ekonomik istikrar açısından son derece olumsuz olan bu gelişmelerin kapısını araladı. Bu açıdan TÜPRAŞ operasyonu zincirin yeni bir halkasıdır.
Medyadan sonra iş alemine kuşatma isteği
Şu da rahatça söylenebilir:
Başbakan Erdoğan, anlaşılan, medya gibi büyük iş alemini de kuşatmanın peşinde.
Nasıl medyayı kuşatmak aslında demokrasiyi kuşatmaksa, büyük iş dünyasına korku salarakpiyasaya müdahale de farklı değildir.
Soru ister istemez akla takılıyor:
Piyasa işleyişine sıkı devlet müdahalesi, örneğin demokrasiden yoksun Çin’de var. Putin’in Rusyası’yla birlikte Şanghay Örgütü’nün temel direği Çin’e mi benzeyeceğiz? Yoksa piyasanın, sermaye hareketlerinin serbest olduğu Avrupa Birliği’nin ipine mi sarılacağız?
Bu soru hepimiz için, ama en başta demokrasi ve hukuk devleti diyenler için yaşamsal bir soru.
İş dünyasının boyun eğdiği rüzgârlar demokrasiyi zedeledi
Türkiye’nin daha hızlı büyümesi ve kalkınması için, aş ve iş sorunlarını çözüp yaşam kalitesini iyileştirmesi için iki hedefe kilitlenmesi şart:
Barış ve demokrasi!
Bu ikisi de, birinci sınıf demokrasiyle hukuk devletinden geçiyor. Bu ikisi olmadan istikrarolmaz, istikrar olmayınca da gün gelir ekonomiyle birlikte Türkiye de tıkanır.
İş dünyasının Türkiye’nin sorunlarına birinci sınıf demokrasi ve hukuk devleti penceresinden bakmaktan başka çaresi yoktur.
Bu noktayı neden mi vurguluyorum?
İş dünyası, iktidar rüzgârları sert estiğinde eğilir, fırtına geçinceye kadar...
Genel eğilimi budur.
Oysa, bu rüzgârlar demokrasinin kolunu kanadını da kırar, hukuk devleti çıtasını da düşürür, ekonomik istikrarı da olumsuz etkiler.
Şimdi bu süreç işliyor.
Uzun lafın kısası:
Demokrasi konusunda dik durma zamanıdır, ses verme zamanıdır!
Haber twitleyen gazetecinin işine son!
Tuluhan Tekelioğlu, meslektaşım.
Son altı yıldır Sabah gazetesinde röportajlar yapıyordu.
İşine son verildi.
Özellikle Gezi Parkı sırasında attığı tweet’lerle başı belaya girdi ve gazetesinden kovuldu.
Dün bana şu mesajı gönderdi:
“Geçen hafta işime son verildi. Nedeni açıklanmadı. Twitter’daki bir haberi rt’lediğim için bu başıma geldi sanıyorum. Fas Kralı’nın Başbakan Erdoğan’ı neden kabul etmediğine dair AFP kaynaklı bir haberi rt’lediğim için gazete yönetiminden bir bakana kadar tepki çekmiştim.
İşimden oldum.
Eleştiri sanki bir ihanet!
Böyle bir dönemden geçiyoruz. 28 Şubat öncesi ve sonrası başörtülü arkadaşlarımın haklı taleplerini savunduğum için de o zamanlar çok tepki toplamıştım.
Demek, o günden beri hiçbir şey değişmemiş... ‘Bana hak gör, sana hak yok!’ olmaz ki. Biz-siz ayrımına inanmıyorum. Ne ben ötekiyim, ne de sen... Benim için Allah sevgisinin ispatı, insanları olduğu gibi sevmektir.”
Twitter: @HSNCML
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları



















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.04.2025
3.03.2025
28.02.2025
20.02.2025
13.02.2025
28.11.2024
12.11.2024
24.10.2024
27.08.2024
20.04.2024