Hasan CEMAL
Can sıkıntısı kıvrılıyor içimde...
Alaattin Çakıcı...
Yeraltı dünyasından bir mafya lideri...
Dahası var:
Devlet Bahçeli'nin de dava arkadaşı...
Kılıçdaroğlu'na tehditler, olmadık hakaretler savuruyor:
Ulan dürzü...
Akıllı ol!
Köpeklik yaptığın vatan hainleri ile
Bahçeli'yi bir potaya koyarsan,
hayatının en büyük hatasını
yaparsın, seni bakla kazığıyla
tanıştırırım. Bak Kılıçdaroğlu,
sana akıllı ol diyorum.
Bana bak dürzü!
Saray diye ifade ettiğin o Külliye
devletimizin en üst makamıdır.
Millet adına devletin yanında olmak,
Sayın Bahçeli için bir yaşam tarzıdır.
Bir mafya lideri, ana muhalefet liderine
dürzü diyor,
köpek diyor,
"seni kazığa oturturum" diyor.
Saray'dan ses yok!
Erdoğan'dan ses yok!
Yargı'dan da ses yok sayılır,
çünkü resen başlatılmış bir soruşturma yok.
Bir tek Devlet Bahçeli ses veriyor:
Alaattin Çakıcı
dava arkadaşımdır!

Bu hakaretlerin binde biri,
evet binde biri Saray'a,
Erdoğan'a dönük olsaydı,
kıyamet kopar, yer yerinden oynardı.
Bu sözlerin sahibi kendini çoktan
demir parmaklık arkasında bulurdu.
Ama şimdi tık yok.
Bu saatten sonra zevahiri kurtarmak için
bir tık çıksa da değişen birşey olmaz.
Pis bir oyun sahneleniyor.
Muhalefete gözdağı bu oyunun adı.
"Sesiniz çıkmasın,
oturun oturduğunuz yerde,
ayağınızı denk alın,
yoksa fena yaparız" deniyor
muhalif odaklara...
Bu kirli oyun ilk kez de oynanmıyor.
Mafya devlete çok çalıştı Türkiye'de,
fazlasıyla devlet hizmeti yaptı.
Devlet hukuk dışına çıkarken,
devletin ağzı süt kokmaz zihniyetiyle hareket ederken,
"söz konusu vatansa gerisi teferruattır" anlayışını
devreye sokarken, "yeraltı dünyası"nı,
"organize suç örgütleri"ni,
yani "mafya"yı da kullandı.
Bir başka deyişle:
Türkiye'de "derin devlet" her zaman "mafya"yı elinin altında tuttu.
Google'da "Hasan Cemal, Susurluk,
derin devlet, yazılar" diye tıkladım,
ne kadar çok yazı çıktı.
Hep aynı yazılar ama değişen birşey yok!
Mafya bugün yine devlet hizmeti yapıyor.
Muhalefeti sindirmek için,
korkutmak için kullanılıyor siyasal iktidar tarafından...
Evet değişen birşey yok.
Can sıkıntım bundan kaynaklanıyor,
ben bu filmi gördüm hissi
sarıp sarmalıyor beni yine...

27 Kasım 1996 tarihli
Sabah gazetesindeki
yazımdan:
Kulaklarıma inanamıyorum.
Susurluk kazasında ölen Abdullah Çatlı'yı savunuyor,
vatansever ilân ediyor:
"Ülke uğruna, millet uğruna,
devlet uğruna kurşun atan da,
kurşun yiyen de her zaman için
saygıyla anılır."
Aynen böyle diyor Başbakan yardımcısı Çiller.

Reuters haber ajansı bu haberi dünyaya şöyle yayıyor:
"Türkiye Başbakan yardımcısı Çiller,
ünlü gangster Çatlı'yı savundu.
Abdullah Çatlı, aşırı sağcı bir kanun kaçağıydı.
1970'lerde
yedi solcunun öldürülmesinden sanıktı.
İsviçre'de uyuşturucu kaçakçılığından
sekiz yıl hapis cezası çekerken kaçırılmıştı."
Haberde bir eksik vardı:
Çatlı-Ağca ilişkisi...
Abdi İpekçi'nin katili Mehmet Ali Ağca, cinayeti işledikten sonra
Abdullah Çatlı'nın evinde saklanmış,
hapisten kaçtıktan sonra da yurt dışına çıkışını sağlayan
sahte pasaportu kendisine veren yine Çatlı olmuştu.
Sonra ne yapmıştı Çatlı?
Devlet kendisini kullanmıştı.
'Derin devlet'e dahil edilmişti Çatlı. Susurluk işte buydu.
Hukuksuzluktu. Devletin kendini hukukla bağlı saymadığı,
kanun kaçaklarını tetikçi olarak kullandığı,
faili meçhul cinayetler için düğmeye bastığı bir dipsiz kuyuydu Susurluk.
O dipsiz kuyunun karanlığında hukuk da,
insan hakları da kaybolup gitti.

17 Ağustos 2004 tarihli
Milliyet gazetesindeki
yazımdan:
Yargıtay - MİT - Çakıcı...
Doğrusu uzun yıllardır böylesini görmedim.
Yargıtay ve MİT başkanları.
Söyledikleri birbirini tutmuyor.
Birbirlerini yalancılıkla suçluyorlar.
Üstelik kamuoyu önünde...
Gerçek nedir?
Bir mafya liderinin mahkumiyetini bozdurmak
ya da geciktirmek için Yargıtay Başkanlığına
kadar uzanan bir kulis söz konusu.
Bu kulise MİT de karışıyor veya karıştırılıyor.
Alaattin Çakıcı öylesine bir ağ kurmuş,
kendisine öylesine düzenli bir bilgi akışı şebekesi kurmuş ki,
sanki Yargıtay'ın kalp atışlarını dinliyor.
MİT'çileri işin içine sokabiliyor.
Yargı içi çekişmeler de ilginç...
Sonra, MİT - Emniyet kavgası...
Yargıtay'ın Başkanı ile MİT'in Başkanı
birbirlerini üstelik kamuoyu önünde yalancılıkla suçlayabiliyorlarsa,
gerçeği öğrenmek kamuoyunun hakkıdır.
Ortada bir çelişki yumağı var.
Eğer hukuk devleti,
demokrasi vesaire diyorsak,
bu yumağın çözülmesi şart.
1 Haziran 2006 tarihli
Milliyet gazetesindeki
yazımdan:
Nedir Susurluk?
Devletin hukuk dışına çıkmasıdır.
Devletin kendi varlığına karşı
tehlike olarak gördüğü kişi ve örgütleri,
hukuk dışı yöntemlerle
etkisiz kılması, temizlemesidir.
Bu amaçla kanun kaçaklarını, suçluları,
hatta katilleri kullanmasıdır.
Onlara siyasi cinayetler işletmesidir.
Bunun için suç örgütlerinden,
mafyadan yararlanmasıdır.
Susurluk deyince şu da vardır:
Devlet adına kirli işler yapanlar, bir süre sonra
çeteleşme yoluna giderler.
Sırtlarını dayadıklarını devlet
gücünü kullanarak kendilerine
menfaat alanları yaratırlar.
Devletin içinden de ortak edinirler
ve hukuk dışılığın avantaları
ortaklaşa yenir.
Susurluk budur.
Hukukun katledilmesidir.
1990'ların sonlarında
Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire
Başkanlığı yapan Bülent Orakoğlu şöyle diyor: "
Dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinde oturmuş bir derin devlet vardır.
Ama bu derin devlet çok ciddi olarak parlamentonun kontrolündedir.
Derin devletin görevi,
kendi vatandaşlarını sıkıntıya sokmak, onu bunu vurmak,
hükümetleri götürmek değildir.
Türkiye'de derin devletin,
halkın ve ülkenin çıkarları için mücadele ettiğine ben inanmıyorum.
Eski bir NATO yapılanması bu.
Bu yapılanmanın çok büyük bir güce
ve paraya sahip olduğu iddia ediliyor.
Ben de öyle tahmin ediyorum.
Bu ülkede hangi olaya el atsanız, bir
çete bağlantısı ile karşılaşıyorsunuz."
Evet, can sıkıntısı.
Çünkü, çeyrek yüzyıldır hep aynı yazılar.
Ama bir kez daha yazın bir kenara:
Devlet-çete ilişkileri kesilmedikçe...
Çakıcı örneğindeki mafya-devlet ilişkileri son bulmadıkça...
Mafya devlet dışına, hukuk dışına itilmedikçe...
Devlet, hukuk ve demokrasiyle tanışmadıkça...
Türkiye'ye ne demokrasi,
ne de hukuk gelir.
Bir mafya lideri, bir ülkede bir ana muhalefet liderini ölümle tehdit edip
hala elini kolunu sallaya sallaya dolaşabiliyorsa, o ülkede
hukuk çoktan güme gitmiştir.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları




















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.04.2025
3.03.2025
28.02.2025
20.02.2025
13.02.2025
28.11.2024
12.11.2024
24.10.2024
27.08.2024
20.04.2024