İlker DEMİR
Bugün 27 Mayıs, 4 Nisan 1963’te 27 Mayıs “Hürriyet ve Anayasa Bayramı”nın ilan edildiği gün.
Bugün 1981’e kadar kutlandı.
Her kutlamada göğsümüz kabardı, marşlar söylendi, "Gün doğdu hep uyandık/Siperlere dayandık" dendi, gericilik lanetlendi.
Gazetelerden her 19 Mayıs'da kezzap haberleri okundu, radyolardan dinlendi; şortlu kızlara cemek sakallılar kezzap atıp yakacak dedikoduları yayıldı, devlet halkla beraber tedbir almalı dendi.
Her Türk asker doğardı, hiçbir rütbe, aferin beklemeden bayramda gözler dört açılmalıydı.
"Su uyur düşman uyumaz"dı.
Kasıt masıt diye kıvırmanın manası yok ayıplı bir sözdü ama o zamanlar "Sağlam kafa sağlam vücutta olur"du, bu gericiler toplu askeri estetik ve çağdaş gösterileri tehdit ediyordu, ölümüne engel olunmalıydı, bu bir yurt göreviydi.
Halkı birbirine düşmanlaştırma o zaman daha da kolaydı.
En büyük sahip, ordu, hem de albay ve altındaki kademeler, emekçiye "yakın"lar, askeri öğrenciler ülkeyi uçurumun kenarından almış, Anayasayı reforme etmiş, hürriyetleri vermişlerdi; korunmalıydı.
Devlet böyle diyordu ve dedirtiyordu, nüfusun yarısı da dinliyordu.
Bilinçler o kadara yetiyordu.
Ülke nüfusunun yarısı ki Anayasa oylaması yüzde 61 ve 39 oranlarındaydı, devlete karşı gelmenin kabusu düşünülürse, orana tersi şeklinde bile bakılabilirdi.
Öyle ya da böyle, 60 darbesine devletin sahibi karar verdi.
3 siyasi, devletin sahibi tarafından öldürüldü/idam edildi.
Ölüm bilince çıktı da demokrasi ve haklar bilince çıkmadı.
Devletin fiilinin kendi bekasını, egemenliğinin garantisini sağlama almaktan başka bir şey olamayacağı bilince çıkmadı.
Analizler devlet etrafında kaldı, çağdaş, çağ dışı, gerici, modern biçimselliği kısır döngüsünde kaldığı için haklar hala zulüm altında kaldı.
Devletti, normaldi, zira kendi geleceğiydi, ama ya halk ne alemdeydi?
Halk geçim derdinde, salatasına üç zeytin yerine 5 zeytin koyabildiğinde kendini zengin ve mutlu hissettiği yıllarda onlardan devletin dedikleri dışında cevap beklemek zordu.
CHP devletti, bizatihi 60'ın politik sahibiydi, ol sebep demokrasi zaten beklenemezdi.
Ama aslan gibi komünistler vardı, onlar ne dedi?
Destek dışında hiçbir şey demedi.
Donanımları ve vizyonları yetersizdi.
Solun her türü, rengi devletle omuz omuza oldu.
O zamanlar sınıflar, uluslar, halk, devrim hep kitabi olarak vardı pratik olarak devletçiydi, devlet kamu demekti, bir nevi halkın iradesiydi ama tarihi ve sosyolojik olarak eski istenmemeliydi.
O yıllarda o kadarı yeterliydi.
Nitekim çoğunluk iktidarı darbeyle alaşağı edildi ve ediliş bayram olarak kutlandı.
Devlet darbe, darbeyi de bayram yaptı.
Nüfusun yarısının acısı üstüne şenlik, milli bir bayram günü ilan edildi, nüfusun yarısı alkışladı, yarısı "mış gibi" yaptı.
Devrim kanla yapılırdı, öyleydi ezberler, bir teki ölümlere bu bir siyasal cinayettir demedi.
Çoğunluk iktidarı halkın geleceğini tarumar etti ama darbeyle alaşağı edilmemeliydi diyen olmadı.
Demokratik bir gelenek oluşmadı.
60'da öyle oldu ama yakın tarihte yapılan Kutlu Doğum Haftaları ondan sanki farklı mı?
Doğruya ve evrensel değerlere sağırlık ve körlük aynı.
Kutlama haftası fiilen yapıldı, genel uydu, fiilen devlet onayladı, hatta bakanlığın resmi kutlama gününe bile girdi ama yine devlet eliyle kaldırıldı.
Ama kutlanırken Kuranı hatim etmişler dahil kimse duyulacak kadar sesini çıkaramadı.
Çıkamazdı, çünkü karşı çıkan Peygamberin doğum gününü kutlamaya karşı çıkmış sayılırdı, arkasına teneke bağlanırdı.
Teneke sesi ve linçten ifade hakkı diye bir hakkı seslendirmeye insan hakları savunucuları bile zorlanırdı.
Ne ülke be ne ülkeydi!
Yaklaşık çeyrek asır kutlanan "kutlu doğum"u 2017 yılında devlet kaldırdı.
60 darbesi kutlamasını da devletin en kanlı darbesi, bugünlerin yollarını döşeyen 12 Eylül cuntası 17 Mart 1981’de Milli Güvenlik Konseyi’nin aldığı kararla “Hürriyet ve Anayasa Bayramı”nı kaldırdı.
Devlet hala halkı böldüklerini tokuşturarak, acılarını çıkarına malzeme yaparak varlığını sürdürebiliyor.
Bölünme haklar ve özgürlükler üzerinde olmuyor.
Çünkü solun önemli kısmı hala ne yazık ki dil olarak da pratik olarak da devletin bir kanadının kuyruğundan tutuyor.
Yazarlar
-
İsmet BerkanErdoğan’ın hepimize maliyet yaratan inatları 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciDüştük bir kuyuya… 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANÖcalan Komisyonu havlu attı 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUAKP’nin kutuplaştırıcı politikasının bir sonu var mı? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTEski Türkiye 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANVietnam Neden Türkiye’den Çok Daha Mutlu? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENPasifik’te savaşın ayak sesleri 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZMünih Konferansı’nda ABD-AB gerilimi ve Türkiye’nin Kürt eşiği 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolMÜSİAD’ın cibilliyeti? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKÜslup sorundan daha derin 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANAksiyon müfettişliği 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞEşit yurttaşlık, hukuk üretememe, Tanzimat ve AB 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖcalan’a Özgürlük Komitesi; "Önderliğin Özgürlüğü Olmadan Ortadoğu’da Barış Olmaz"... 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRGülme ihtiyacı artıyor, gülme cesareti azalıyor: Toplumsal baskılar mizahın kamusal alanı daralttı m 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçaySeçimler yaklaşırken AKP’nin üçlü açmazı 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞANKARA NE YAPIYOR? 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUSiyasal sorumluluk -1: Kaldırılması 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇEREmeklinin gözü Anayasa Mahkemesi’nde 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
23.01.2026
19.01.2026
14.01.2026
9.01.2026
5.01.2026
4.12.2025
26.11.2025
31.10.2025
4.10.2025
17.09.2025