Kadri GÜRSEL
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 2015’ten beri yılda bir kez, ‘en geri kaldıkları alanın eğitim olduğunu’ ve bu nedenle ‘üzüldüğünü‘, ‘hayıflandığını‘, ‘iç geçirdiğini’ söylüyor.
2015’te ‘eğitimde hedeflediği noktaya gelemediklerinden’ bahsetmişti…
2017’de ‘eğitimde hayal ettiği düzeylere ulaşamadıklarından’ söz etti.
2018’de ‘eğitim konusunda bir şeyleri eksik bıraktıklarından’ yakındı.
2019’un eylülünde ‘eğitimde hedeflerinin gerisinde kaldıklarından’ dert yandı.
Erdoğan, eğitim alanındaki bir başarısızlıktan yıllardır dertli. Oysa 17 yılı aşkın bir süredir iktidarda. Yıllardır devlet gücüne tek başına hükmeden, kimseye hesap vermeyen, devletin parasını dilediği gibi harcayan bir muktedirin, bırakın eğitimi, herhangi bir konudaki kifayetsizliğini 17 yılın sonunda mazur görmek mümkün değil.
Demek ki olmayınca olmuyor.
Tamam da, olmayan ne?
Eğitimde, ancak ‘felaket‘, ‘facia‘ ve ‘çöküş‘ gibi fevkalade sert sözcüklerle tarif edilebilecek bir durum yaşanıyor Türkiye’de…
Erdoğan da eğitimdeki bir duruma bakıp, kendi ifadesiyle ‘yeteri kadar mesafe kat edememiş olmaktan dolayı iç geçiriyor’.
Ben de soruyorum, acaba aynı durumdan mı bahsediyoruz?
Eğitimde yaşanan yıkım, Erdoğan iktidarının bu alanda yeteri kadar mesafe kat etmemiş olmasından mı kaynaklanıyor, yoksa, bugüne kadar kat ettiği mesafenin yönünden mi?
Erdoğan iktidarı, eğitimi tercih ettiği doğrultuda dönüştürürken yeterli mesafeyi kat etmiş olsaydı, nasıl bir sonuç çıkardı ortaya?
Vahamet artar mıydı, azalır mıydı?
Erdoğan’ın eğitimle ilgili dertlenme halinden, bu sahada doğru yönde ilerlediği kanaatinde olduğunu anlıyoruz. Erdoğan’a göre istikamette sorun yok, lakin alınan mesafe yetersiz.
Bunu bir de Türkiye’nin insanlarına sormak gerekiyor:
Erdoğan iktidarının eğitimde tuttuğu yoldan ve aldığı mesafeden memnun musunuz?
Bu çerçevedeki sorular ve cevaplar, Sosyal Demokrasi Vakfı’nın (SODEV) 6 Ocak’ta duyurduğu eğitim araştırması raporunda yer aldı. Tam adı ‘Türkiye’de Eğitim: İmam Hatipleşme, Beklentiler ve Memnuniyet‘ olan rapor kapsamında yapılan kamuoyu araştırmasına göre, katılımcıların yüzde 72,8’i ’20 yıl öncesine göre üniversite mezunlarının çok daha az kazandığı’ görüşünde.
17-21 Ekim 2019 tarihlerinde, bilgisayar destekli telefon görüşmesi (CATI) yöntemiyle yapılan araştırmanın ortaya koyduğu başka bir ilginç sonuç da ebeveynlerin yüzde 58,1’inin yüksek geliri, yüksek eğitime tercih etmesi.
SODEV raporunda bu veri, ‘gelirin eğitimle ilişkisinin kopması, eğitimin gelecek güvencesi olarak görülmesinde aşınma’ olarak değerlendirilmiş.
Sözün özü, izlenen politikaların sonucunda AKP Türkiye’sinde eğitimli olmanın itibarı tedrici biçimde azalıyor.
SODEV’in araştırmasında, Türkiye’de eğitim görmüş bir gencin dünyanın herhangi bir yerinde iş bulabileceğini düşünmeyen ebeveynlerin oranı da yüzde 80,9 olarak tespit edilmiş.
Türkiye’de öğrencilerin dünya standartlarında eğitim almadıkları görüşünde olanların oranı daha yüksek: Yüzde 86,4.
Ayrıca velilerden Türkiye’deki eğitimin kalitesini puanlamaları istenmiş. ‘Tamamen kalitesiz‘in karşılığının ‘1‘, ‘çok kaliteli‘nin ise ‘10‘ olduğu bu puanlamanın sonucunda velilerin yüzde 51’inin eğitime 1 ila 4 arasında puan verdikleri, velhasıl eğitimi kalitesiz buldukları görülmüş. Eğitimi kaliteli bulanların oranı ise (7-10 puan aralığı) yüzde 19,3 gibi düşük bir oranda kalmış.
Bütün bu sonuçların ortaya koyduğu gerçek şu:
Türkiye’de eğitim sistemine güvensizlik duyanların oranı yüksek, memnuniyetsizlik çok fazla.
Erdoğan ve AKP’sinin iktidarından önce Türkiye’de eğitim, çoğunluğun gözünde sınıf atlamak için başlıca araç olarak görülürken artık öyle değil. Erdoğan döneminde ‘maarif‘in yaşadığı büyük nitelik ve verimlilik kaybı nedeniyle eğitim, dikey yönlü sınıfsal geçişkenliğe hizmet eder olmaktan giderek çıkıyor.
Raporda aktarılan TÜİK verileri bu gerçeğe ışık tutuyor: Buna göre Türkiye’nin gelir diliminin en üstteki yüzde 20’si içinde yer alan grup, ülkedeki toplam eğitim harcamasının yüzde 63,7’sini, en az kazanan yüzde 20’lik kesim ise bu harcamanın sadece yüzde 2’sini gerçekleştiriyor.
Eğitimdeki bu muazzam fırsat eşitsizliği sınıfsal geçişkenliği önleyici bir faktördür.
Ve gözden kaçmasın; en üstteki yüzde 20’lik kesimin eğitime en yüksek oranda parayı harcıyor olmasının ana nedeni, çocuklarını kalitesiz ve verimsiz sisteme teslim etmemek için direnmeleri. Maarifteki beterine razı olunmadığından, vasat kalitede bir eğitim için bile özel okullara çuval dolusu para ödeniyor.
Şimdi bu verilerin ışığında sorunun cevabını bir kez daha düşünmek lazım: Recep Tayyip Erdoğan eğitim alanında hedeflediği noktaya gelseydi, hayal ettiği düzeylere ulaşsaydı, sonuçlarını alıntıladığım araştırmadan yansıyan memnuniyetsizlik ve güvensizlik daha mı büyük olacaktı?
Şöyle de sorulabilir: Ebeveyn ve velilerin ciddi rahatsızlığı, eğitimde yaşanan büyük verim ve nitelik kaybından kaynaklanıyor… Bu büyük kayıp Erdoğan’ın ‘eğitimde eksik bıraktığı bir şeyler‘den mi ileri geliyor, yoksa bugüne kadar yaptıklarından mı?
Soruların cevabı, Erdoğan’ın eğitimdeki istikametinin ne olduğuyla ilgili.
Dolayısıyla, istikameti tespit edelim: Siyasal İslamcı iktidar, ideolojisini ve dünya görüşünü genç nesillere aktararak kendisini yeniden üretmek ve sosyo-politik açıdan kalıcılaştırmak amacıyla eğitimi dinselleştirmek istiyor.
İktidar bu yöndeki çabalarını 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra alabildiğine artırdı.
Bahse konu istikamet budur.
İktidar eğitimi dinselleştiriyor, amacı da bu zaten; ama yol kat ettiği nispette eğitimde nitelik ve verim kaybı artıyor. Erdoğan’ın trajedisi de işte bu.
Kanıt mı?
İmam-hatipler.
Bu okullar, dinselleştirme ve niteliksizleşme eğilimlerinin karşılıklı olumsuz etkileşim içine girerek eğitimi çökertmelerinin en somut örneği.
İmam-hatipler Türkiye’nin en verimsiz ve en başarısız okulları.
SODEV raporunda paylaşılan, ‘Eğitim Reformu Girişimi’nin 2018 yılı Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi üzerinde yaptığı analize göre, imam-hatip liselerinde öğrenci başına düşen ödenek 12 bin 707 TL. Genel orta öğretim okullarında ise öğrenciye bunun ancak yarısı (6 bin 153 TL) ayrılıyor.
Bütçeden öğrenci başına ortalamanın iki katı para harcayan imam-hatipler, üniversite öğrenci yerleştirme sıralamasında Türkiye sonuncusu. 2018 Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) sonuçlarına göre imam-hatiplilerin herhangi bir üniversiteyi kazanma oranı sadece yüzde 14,9. Rakamlarla ifade etmek gerekirse, 2019’da sınava giren 243 bin 380 imam-hatipli arasından 35 bin 256’sı dört yıllık bir yüksek öğretim kurumuna girmeye hak kazanmış, 207 bin 124 öğrenci ise açıkta kalmış.
Bu karanlık başarısızlık tablosuna rağmen iktidar imam-hatiplerin sayısını artırmayı sürdürüyor. AKP’nin iktidara geldiği yıl olan 2002’de imam-hatip lisesi sayısı 450 imiş, bu sayı 2016’ya gelindiğinde 2,5 kat artarak 1149’u bulmuş. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra iktidar imam-hatipleştirmeye abanmış adeta; lise sayısı 1149’dan 1623’e fırlamış. Üç yılda artış oranı yüzde 41. Buna karşılık imam-hatip liselerinin öğrenci sayısı enteresan biçimde düşüyor. 2016’da 555 bin olan sayı, normal liselerin, anne ve babaların iradesi hilafına, zorlamayla imam-hatip liselerine dönüştürülmesinin sonucunda bir yıl sonra 634 bine çıkmış. 2018’de ise öğrenci sayısı sert bir düşüşle 514 bine gerilemiş ve nihayet 2019’da 498 bine inmiş.
Özetle, 2016’dan bu yana imam-hatip lisesi sayısı olağandışı biçimde artırılırken öğrenci sayısı ters yönde hareket ederek 2016’daki seviyesinin de altına düşmüş.
Düşer tabii…
Çünkü imam-hatip liseleri Türkiye’nin en verimsiz, en niteliksiz ve dolaysıyla en başarısız okulları.
İmam-hatip başarısızlığını dayatmak zulümdür ve veliler, öğrenciler bu zulümden kaçmaktadırlar.
Erdoğan, eğitimde inatla izlediği yol nedeniyle hedeflerinin gerisinde kalmaya kendi kendisini mahkum etmiştir. Çünkü ‘dindar ve kindar nesil’ yaratma hedefiyle, 21. yüzyılın meydan okumalarına hazırlıklı, iyi eğitim almış, maharetli nesiller yetiştirme amacını birbiriyle bağdaştırmak imkansızdır.
Toplumun ezici çoğunluğunun talebi çocuklarına nitelikli eğitim verilmesi ve Erdoğan iktidarda daha ne kadar kalırsa kalsın bunu değiştiremeyecek.
Yazarlar
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
11.03.2020
5.03.2020
26.02.2020
20.02.2020
17.02.2020
4.02.2020
19.01.2020
9.01.2020
6.01.2020
3.01.2020