Kelemet Çiğdem TÜRK
Munzur’un sesinde bir tuhaflık var. Coşkuyla çağlayarak akarken, cennetteymişiz hissi ile kendimizi bırakacağımız bir anda ürküten, dürten bir ses… Ve bu ses kimi zaman mutlu kimi zaman hüzünlü, çoğunlukla yorgun… Cafer, Dersim’de her gittiğimiz yeri hikâyesiyle beraber anlatıyor. Bu hikâyelerdedelerimizden, ninelerimizden duyduğumuz, mutlu sonla biten hikâyeler değil… Ülkenin büyük bir çoğunluğunun bilmediği, bilmek istemediği, görmediği acılı, iç yakan hikâyeler… Ben dinlemek istedikçe anlattı Cafer… Birileri anlatmalı bu gerçekleri, yazmalı, daha çok yazmalı, daha çok anlatmalı…
Elazığ’dan feribotla karşıya geçip düştük Dersim yollarına. Keban Barajı gölünün Haziran sıcağındaki serinletici halini unutmak mümkün değil. İçimdeki Dersim heyecanını da… Karşı kıyıya geçince dağların heybeti korkuyla karışık bir heyecan yaratıyor. Ve merak! Dersim hakkında çok şey okudum, dinledim, izledim. Bu yükü taşımak zor ama yükün menziline varmak ve yüzleşmek daha da zor. Sorgulamak, düşünmek, anlamak. Acaba becerebilecek miyim?
arştığını…
Etrafın yeşillenmesini dört gözle bekledim. Dijan ve Zerya uyuyarak kolaylaştırırken yolculuklarını ben heyecanlıyım. Dağların rengi yeşile dönmeye başladı, Dersim göründü. Kalbim neden hızlı hızlı çarpıyor bilmiyorum ama bir anda bir sürü şey geçti aklımdan… Ve o düşüncelerle yüzleşmek, tanışmak, çarpışmak gerekliydi. Ve şimdi gerçekleşecek bu.
Kökenim Çerkes, memleketim Tokat
1983 yılında Tokat’ta doğdum. Çerkes’im. Çocukluğum Alevi-Sünni ayrımcılığının ortasında, MHP’li ailemin (neredeyse Tokat’ta herkesin) Türk milliyetçiliği reflekslerinin “azgınlığı” ile geçti. Çocukluğumun bir bölümünün geçtiği ve bana çok şey öğreten köyümde Laz, Çerkes, Türk, Kürt, Gürcü bir arada yaşardı. Gürcüce, Lazca, Türkçe ve Çerkesce dilleriyle büyüdüm. Bu dillerin çıkardığı her ses beni onlara daha da yakınlaştırdı. Ama Kürtçeyi çocukluğumda hiç hatırlamıyorum. Kürtleri de. Çünkü köyümüz âdeta ikiye bölünmüştü. Bir tarafında Çerkesler, Lazlar, Gürcüler,Türkler yaşarken, diğer tarafında Kürtler vardı. Kürtlerin olduğu tarafa geçmemiz istenmezdi. Ve ben hep merak ederdim acaba evleri nasıl, yaşamları nasıl diye. O kocaman duvarların ardında ne olduğunu merak ederdim. Bayramlarda bile şeker toplamaya çıktığımızda izin çıkmazdı Kürt tarafına geçmeye… Daha küçücük bir çocukken koyu ten renginin “makbul” olmadığını, Kürt olmanın “makbul” olmadığını çok iyi öğretmişti ailem ve çevrem. (Utanıyorum!) Esmer birinden, bir Alevi’den, bir Kürt’ten bahsederken burun büken, suratını ekşiten insanları hatırlıyorum, Ailemi, akrabalarımı, bembeyaz komşularımızı…
Bu kadar “Türk”, bu kadar “beyaz”, bu kadar “Sünni” ailede ben nereden çıktım bilemiyorum. Ortaokul birinci sınıfta bir arkadaşımızın Alevi olduğunu öğrenen sınıftaki diğer çocuklar onunla konuşmama kararı almışlardı. Ben de Kudret’in yanına gidip, koluna girip sınıfın nefret dolu bakışları arasında yanında olmuştum. Sonraki günlerde okul kapanana kadar Kudret ile hiç ayrılmadık. Sınıf gerçekten de konuşmadı Kudret’le aylarca. Diğerleri sonrasında da burun bükerek, her defasında Kudret’in Aleviliğini hatırlatarak, ezerek onu “muhatap”aldılar.
Babaannem Çeçen’di. Ondan duyduğum kelimelerden biri de “anarşit” idi. “Anarşitler köy basmış, çocuk kaçırmış, asker öldürmüş”… Çocuk aklımla “anarşit”in simsiyah örtüler içinde bir canavar olduğunu düşünürdüm. Korkardım. Neyse ki bizim köye gelmiyorlardı da biz gece yarılarına kadar oynayabiliyorduk. Ortaokula gittiğimde öğrendim “anarşit”in canlı-kanlı insan olduğunu… Büyüdükçe ailemde ve çevremde öğrendiklerimden utanmaya başladım. Kürt nefretini bize çok iyi öğrettiler.(Utanıyorum!) Yirmili yaşların başında ailemin öğrettiklerini sorgulamaya başladığımda, bu hiç hoşlarına gitmeyen bir şey olduğu için çok gerildik. Ülkenin doğusundan bize ne? Oraya gidilmez! Askersen ve doğuya çıkmışsa kura, ahlar, vahlar, dualar…

Doğu’ya ilk gidişim Tatvan’a öğretmen olarak atanan bir arkadaşımı ziyaret içindi. Oldukça meşakkatli bir yolculukla ulaşmıştım Tatvan’a. Korkmuştum evet! Uçaktan indikten sonra vasıta bulamamak, ortada kalmak, zar-zor bir minibüse sıkışmak, yolda durdurulmak, kimlik kontrolleri… Aslında bunlar hep duyduğumuz ve bildiğimiz ama ülkenin batısında yaşayanlar olarak hiç yaşamadığımız şeylerdi… Şaşırtmadı. Beni asıl şaşırtan ve utandıran ertesi gün çarşıda gezerken bir esnafın “Hoşgeldiniz hoca hanım” demesi oldu. Ben hoca değilim, bir arkadaşımı ziyarete geldim diyemedim. Haklıydı kilimci. Memur değilsen, ne işin olabilir ki Tatvan’da?! Tatvan sonrası, Mardin, Diyarbakır, Şanlıurfa, Kahramanmaraş, Gaziantep, Batman ziyaretlerim oldu. Doğuya her gidişimde ailemin tedirginliği ve gidecek başka yer bulamadın mı serzenişleri beni daha çok utandırdı… Çok şey öğrendim buziyaretlerden. Kendimle yüzleşecek çok şey buldum. Utandım, gerildim, ağladım… Dersim’le yüzleşmek ise çok kolay olmadı.
Dersim’in Munzur’u… Munzur’un Dersim’i
Dersim; ağlarken güldüren, gülerken ağlatan şehir. Sakladıkları, açığa çıkardıkları, yaraları, acıları, muhteşem doğası, ziyaretleri ve gözeleri…2012 yılında Metin Kahraman ile yaptığım röportajda Kahraman şöyle anlatmıştı bana Dersim’i:
“Irmakların sesi, doğa müziğin içine giriyor. Dersim toplumu neredeyse her şeyi müzikle ifade ediyor. Her perşembeyi cumaya bağlayan akşam sazlarla cemler yapılır. Sizin beyitleriniz, türküleriniz yasaklıdır hep; bu yüzden siz onları yazılı hale getiremeseniz de kuşaktan kuşağa aktarırsınız. Kendi inanç ve ibadetlerini kendi kültürel birikimlerini bellek yoluyla yazmadan ifade etmişler. Çok baskı altında kalmışlar çünkü. Yaşlılar der ki; ‘Biz şu konuştuğumuz dili kaç kere yeraltına çektik biliyor musunuz? Başkalarının dillerini öğrendik mecburen. Ama ibadetlerimizde yine kendi anadilimizi, tapınaklarımızda cemlerimizde yaşattık. Bunun dışında başka göründük, öyle kurtardık.’ Kitapsız gibi görünüyor bu halk ama çok güçlü bir belleğe sahip. Siz o ziyaretlerini gezdiğiniz zaman dinler tarihine bir yolculuk yaparsınız. Bütün kutsal kitapların karşılığını Dersim’de görürsünüz. Bu yüzden kutsal topraklar olarak ifade ediliyor. Ozanlar kenti. Çünkü her dergâh ayrı bir çalma ve söyleme tekniğini geliştirmek zorunda.”
Munzur’la ilk karşılaşmam, ona yakınlaşmam çağlayarak aktığı Ana Fatma Ziyareti’nde oldu. Burada Dersimli teyzelerin sohbetleri güzeldi ama bende hâlâ Dersim’de olduğum duygusu uyandırmadı. Beklediğimin, aradığımın ne olduğunu bilmiyorum… Başka bir şey duymak, tanıdık birilerini görmek istiyor gibiyim. Ve dualar peşimizde gibi. Munzur yol boyunca bize eşlik ederken şifa diliyor, iyilik istiyor gibi… Halvori Gözeleri, Munzur’a dokunduğumuz ilk yer. Boynumdaki AyetelKürsi yazılı gümüş kolyemi Munzur’un şifalı sularında yıkadım. Birbirlerine iyilik dilesinler, şifa olsunlar istedim… Burası bambaşka bir yer. Burası müthiş bir doğa. Burası doğunun az bilineni. Batının yüz çevirdiği…
Dağların içinden nasıl da akıyor sular, köpük köpük… Su akıp yolunu buluyor ve Munzur’u oluşturuyor. Munzur kenarında piknik yapan Dersimliler,“Munzur’da çay içmek herkese nasip olmaz” diyerek semaverde fokurdayan çaydan uzatıyorlar bize. Ellerimizi bir dakika zor tutabildiğimiz buz gibi Munzur… O an içimde burayı herkes görmeli duygusu yoğunlaşıyor. Bol bol fotoğraf çekiyorum Dersim’de. Munzur Baba şifa dağıtarak dolanıyor Dersim’i. Nereye gitsek yol boyu eşlik ediyor bize. Bir sağımızda, bir solumuzda.
Burası Dersim’in Munzur’u… Munzur’un Dersim’i… İnsan buraya “kalkınma” adına, “baraj” adı altında nasıl kıyar demekten kendimi alamıyorum. Dersim yaz-kış müthiş bir doğaya sahip. Sıcacık, mücadele ruhuyla bizleri selamlayan insanlara sahip. Dersim’in kara tarihi peşini bırakmayacak kuşkusuz. Bence bu kara tarih batının peşini bırakmasın, hatırlatsın sürekli kendini…
Dersim’in dağlarına devlet konmuş
Ben yemyeşil dağlara bakıp hayallere dalarken “Onlar yaktıkça daha gür çıktı ormanlar” diyor Cafer. Devlet aklı güzel olan her şeye düşman. Dersim’in yılın bütün mevsimlerinde yarattığı ahengi iyi biliyor olmalı devlet.
Dersim’de her dağın tepesinde bir kalekol görmek, devletin gözlerinin üzerinizde olmasının yarattığı tedirginliği anlatmak imkânsız. Şehrin her yerinden güvenlik güçleri fırlıyor gibi. Bütün bunlara inat şehir yaşıyor, nefes alıyor ve inatla güzelleşiyor.
Bir akşam konuk olduğumuz evde bir ananın feryadını dinledik acıyla. 15 yaşından beri tutuklu olan oğlu, o cezaevi benim, bu cezaevi senin sürüklenmiş. Ve şimdi de Dersim’e kilometrelerce uzaklıkta bir yerde, Eskişehir’de. Annenin oğlunu görme ihtimali böylece hiç kalmamış. Evin diğer oğlu evin reisi olmuş.
15 yaşında çocukken girmiş ve yıllardır hapiste olan bir adam ve onu yıllardır bekleyen anne… Çöken ağırlığın yankıları geliyor mu bizim buralara?
Geçmişi unutmak, yaraları sarmak imkânsız belki ama acıların üstüne yeni acıeklemeyi engellemenin bir yolu olmalı. Biliyorum fazla iyimserim ama devlet, Dersim’le –fazla değil–gerçekten biraz yüzleşse;Dersim’i,fazla bir şey değil, tehlikeli bir rakip gibi görmek yerine, sadece herhangi şehir gibi görse;hani o çok özendirilen yaz-kış turizm şehirlerinden biri olmasının önünü açsa mesela… Dersim de kendi sesiyle kültürünü, tarihini anlatsa gelenlere;Munzur çağlayarak kendini anlatsa… “Tunç eli”nialsak karşımıza ve biraz kenara itsek, iyileşmez miyiz biraz olsun?
Bu iyileşme sadece Dersim’e özgü bir iyileşme olmakla kalmaz. Belki biz bu taraftakiler de biraz olsun
kendimizle yüzleşip iyileşme fırsatı buluruz.
Belki HrantDink’in dediğine benzer bir yolu icat etmeyi beceririz; birbirimizin doktoru oluruz mesela… Munzur’un dağlarına saklanan acılarla –mesela–Çerkeslerin Soçi’den seslenen acılarını yanyana koyduğumuzda derman da buluruz, şifa da…
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarlar
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları














































Îsmaîl Girikî
Baris projesi yoktuki sekteye ugratilsin? KCK nin basindaki despot ile istihbarat teskilati arasinda bir uzatma safhasini halkin önünde gerceklestirdiler okadar! Bars, sürec, müzakere laflarinin her ücününde ici bos bir kasete benzetiyorum. Kurdler halktir bu halkinda yasadigi bir cografya vardir onada Kurdistan denir. devletsiz bir halkin yasam standarti külelikten baska neye yarar. KCk ve Öcalan devletin sadik elemanlaridir. Suriyede olan bitenler yanlis kamuoyuna acikliyorsunz. PKk Suriye devletine karsi savasmiyor, Subat 2000 li yilinda kandilde konre karai vardir suriyedevletine sadik bir ötgüt olmayi kararlastirmisti.