Mehmet DOĞAN
Son yıllarda tanışıklığımız bir hayli arttı çevik kuvvet polisleriyle, son aylarda resmen kaynaştık. Devlet babanın eli bir hayli incitir oldu çocuklarını. Ancak artık tüm taraflar anlamalı bu sopanın acısı, izi geçse de etkisi geçmeyecek. Sadece bedenlere mi, zihinlere de kazınacak bu şiddet.
‘’Amaan, birşey olmaz’’ düşüncesiyle yola çıktığımızda olacakları kestirmemek için gözlerimizi kapamaktan fazlası gerek. Örneğin polis memurları 48 saattir durmaksızın görev yapıyor ya da polise verilen ‘’durdurun’’ emri muğlak bir standardı ortaya koyuyor. Böylelikle psikolojik olarak etkilenen polis memurlarının, protestoları durdurma amacıyla kontrolsüz güç kullanmaları sonucu doğuyor. Olay mahallindeki kaos ortamı ve bunun beraberinde getirdiği psikolojik baskı ve korku da eklendiğinde hepimizin takip ettiği polis şiddeti sorunun ortaya çıkmaması için bir neden kalmıyor.
Bedendeki yaranın geçebilme ihtimali, psikolojik etkilerin silinememe ihtimaliyle birleşince dağ oluyor. Uzmanlara göre şiddetin uzun vadede kişilerde bıraktığı tesir, beden acısından çok daha önemli. Mağdurlar travma sonrası stress bozukluğu, korku atakları, öngörülemez şiddet eğilimi gösterecekler. Ayrıca kişinin dost ya da düşman, sevgi ya da nefret kavramları arasındaki tahlil yapabilme yetisi zarar görecek, paranoya sorununa dek uzanan problemlerle tanışacak.
Polisler de güç kontrolü eğitimi alıyorlar evet, ancak ortaya çıkan sonuç gösteriyor ki bu eğitim oldukça yetersiz. Polislerin aldığı eğitim, ‘’devletin bekasını kollama ya da tanımlanmış vatan hainini imha etme’’ noktasına geldiğinde, tüm dünyada bilim insanlarının kritik gördüğü sınırı ezip geçiyor: yasaların insan haklarını her koşulda koruma ve kollama görevinin.
Polis şiddetinin günübirlik sonuçları tüm dünyada hükümetler tarafından memnun edici olabilir. Sorun çıkaran güruhlar engellenerek, yönetimin karşısında olan sorunlar kısmen çözülmüş olacak. Ancak hükümetlerin düşünmeleri gereken en önemli hususların başında, toplumun devlet kurumuyla olan ilişkisi gelmelidir.
Bilimsel araştırmalar ortaya koyuyor ki polis şiddetine mağruz kalan kesimler, kolluk kuvvetine ve bu doğrultuda devlete olan güvenlerini yitiriyorlar. Devlete olan güven eksikliği beraberinde adalet hususuna olan güveni ortadan kaldırıyor. Kişiler adaleti sağlamak amacıyla yargıya başvurma eğilimlerini terkedip ya hukuksuzluğu görmezden gelme ya da hukuku ‘’kendi başına’’ sağlama yoluna yöneliyorlar. Ayrıca toplum ile devlet kurumlarının diyalog yollarının kapanması öncelikle bireylerin çeşitli alternatif iletişim yolları aramalarına sonrasında seslerini duyurmak için şiddet yöntemini enstrümanlaştırmasına neden oluyor. Bu sonucun en üzücü aşaması, şiddetin toplum ya da devlet unsurları tarafından meşru bir yöntem olarak tanınmasıdır.
Bilimsel araştırmalar toplumsal olaylarda polisin caydırıcı etkisini onaylıyor. Evet, polis memurlarının yürüyüş ya da protesto hakkının kullanılması durumunda bölgede bulunması, topluluk içerisindeki yasal olmayan unsurları çaydırıyor. Ancak buradaki sorun, tam da polisin toplum tarafından nasıl algılandığı sorusunu beraberinde getiriyor. Çünkü protesto hakkını kullanan halk, polis memurlarının tarafsız, tüm tarafların güvenliğini sağlayabilen ve adil olduklarını düşündüklerinde barışçıl bir şekilde dağılıyor.Ancak, toplum kolluk kuvvetlerini kendilerine karşıt olarak algıladığında şiddet olaylarının artması sonucu doğuyor. Dolayısıyla ‘’devletin polisi’’ algısının ortadan kaldırılmasına çabalanmalı ve polis memurlarnın, hukukun üstünlüğünü ve halkın güvenliğini birincil ögeler olarak gördüğü algısının yerleşmesine çalışılmalıdır.
Son olarak bahsetmemiz gereken bir başka konu ise polis ve halkın karşı karşıya gelmesiyle ortaya çıkan problemler, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin aşağıda yazdığım maddelerini ihlal etme potansiyeli taşıyor.
Madde 1- Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler, birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar.
Madde 2- Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir ayrım gözetmeksizin bu Bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir. Ayrıca, ister bağımsız olsun, ister vesayet altında veya özerk olmayan ya da başka bir egemenlik kısıtlamasına bağlı ülke yurttaşı olsun, bir kimse hakkında, uyruğunda bulunduğu devlet veya ülkenin siyasal, hukuksal veya uluslararası statüsü bakımından hiçbir ayrım gözetilmeyecektir.
Madde 3 -Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.
Madde 5- Hiç kimseye işkence yapılamaz, zalimce, insanlık dışı veya onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz ve ceza verilemez.
Madde 6- Herkesin, her nerede olursa olsun, hukuksal kişiliğinin tanınması hakkı vardır.
Madde 9- Hiç kimse keyfi olarak yakalanamaz, tutuklanamaz ve sürgün edilemez.
Madde 11-a. Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli olan tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda, yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır.
Madde 19- Herkesin düşünce ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak düşüncelerinden dolayı rahatsız edilmemek, ülke sınırları söz konusu, bilgi ve düşünceleri her yoldan araştırmak, elde etmek ve yaymak hakkını gerekli kılar.
Madde 20- a. Herkesin silahsız ve saldırısız toplanma, dernek kurma ve derneğe katılma özgürlüğü vardır.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları




























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
1.08.2014
22.07.2014
11.07.2014
5.06.2014
25.04.2014
24.04.2014
4.04.2014
1.04.2014
12.03.2014
7.03.2014