Mehmet Ocaktan
Türkiye’de son yıllarda hukuku yoran, vicdanları yaralayan öylesine yargı faciaları yaşanıyor ki doğrusu bunları yazmak bile her seferinde insanın yüreğine dokunuyor. Sansasyonel davaların neredeyse tamamı, göz göre göre hukuksuzluğa taraf olanlar hariç hiçbir şekilde vicdanları tatmin etmiyor. Mesela suçsuzluğu apaçık ortada olduğu halde Osman Kavala tam 2 bin 458 gündür cezaevinde bulunuyor.
Zaman zaman avukatları aracılığı ile Kavala’dan mektuplar alıyorum, aynı şekilde ben de mektuplar gönderiyorum. En son on beş gün önce, yeni çıkan kitabımla ilgili bir mektup gönderdi. Kuşkusuz bunu bir mektup olarak değerlendirmek doğru değil, kelimenin tam anlamıyla bir kitap incelemesi.
Bu vesileyle bugünkü köşemi Osman Kavala’nın “Müslüman Sokağında Demokrasi Hayal mi?” kitabımla ilgili değerlendirmesine ayırmak istiyorum.
“Yazdıklarınız benim için çok öğretici, zihin açıcı oldu. Demokrasinin İslam’a aykırı bir kavram, bir uygulama olmadığını anlatmanız, ‘dinin evrensel mesajını modem dünyada insan hakları temelinde ortaya çıkan hukukun üstünlüğü ve demokratik değerlerle birlikte’ düşünülmesi gerektiğini güçlü biçimde vurgulamanız çok önemli” cümlesiyle başlayan Kavala’nın inceleme notları şöyle:
“Kitabınıza başlamadan önce orta çağ döneminde Papalık ve teokratik krallık kurumları ile ilgili bir çalışma okumuştum. Beşinci yüzyıla uç veren, sekizinci-dokuzuncu yüzyılda yaygın hale gelen teokratik-siyasi anlayışa göre krallar ve imparatorların, hükümranlık yetkilerinin kaynağı halk değil Isa peygamber, Tanrı.
Kitabınızda Muaviye’nin “insanlardan aldığım şeyler benim zaten hakkımdır. Onlara bıraktıklarım şeyler ise benden onlara bağış sayılır... Bu (saltanat), bize Allah vergisi gelmiş olan bir güçtür.” sözlerini aktarmışsınız. Batı’daki Hıristiyan teokratik krallıklarda da aynı anlayış görülüyor. Kral Tanrı’nın muhatabı, hatta sesi. Halk hiçbir siyasi hakkı olmayan bireylerden oluşan bir tebaa haline geliyor. Adeta, Tanrı yönetmesi için halkı krala teslim etmiş. Kralın tebaasına sağladıkları, halkın hakkı olan şeyler değil, kralın onlara yaptığı bağış, cemile! Halkın ne istediğini, halk için neyin yararlı olacağını bilebilecek merci kral ya da imparator. Hükümdarın halk ile arasında halkın kendisini denetlemesine yol açacak bir sorumluluk ilişkisi söz konusu değil. Bu durumda hükümdara direnmek, onu eleştiren şeyler söylemek, yazmak ciddi bir suç.
Kitabınızda demokrasiyi reddeden, siyasi hakimiyetin halktan kaynaklanamayacağını ileri sürenlerin Maide ayetini delil olarak gösterdiklerini belirtmişsiniz. Avrupa siyasetinde belirleyici bir işleyişi olan Papalık kurumu ve buna paralel olarak gelişen teokratik krallıklar otoritelerini Aziz Pavlus’un sözlerine dayandırmışlar: Hıristiyan teokrasisi de Isa peygamberin değil, aziz olarak kabul edilen Pavlus’un söylediklerini temel almış: “Herkes baştaki yönetime bağlı olsun yönetime karşı direnen, Tanrı buyruğuna karşı gelmiş olur.” (Romalılar’a Mektup 13:12)
Ancak, 16. yüzyıldan itibaren Lutherci ve Kalvinci akımların da etkisiyle Tiran haline gelmiş olan yöneticinin tanrısal yetkiyi kullanabilme yeteneğini kaybettiği, bunlara karşı direnmenin meşru hatta gerekli olduğu değerlendirmeleri yapılmış, daha sonra da dünyevi işleri yürütmekle mükellef olan kralın, yöneticinin otoritesinin kaynağının yönettiği halk olduğu görüşü ağırlık kazanmış.
Kitabınızda çok önemli gördüğüm bir diğer nokta dinin siyasal bir ideolojiye dönüştürülmesine dikkat çekmeniz, ‘ideolojik İslam’ın Kur’an’ın hürriyet ve adaletle ilgili mesajlarını perdelediğini, “çatışmacı bir siyasi kültür yarattığını” önemle vurgulamış olmanız. Anlayabildiğimiz, Müslüman dünyada da Hıristiyan dünyada da ahlaki değerleri geliştirmeyi, derinleştirmeyi amaçlayan dini ilkeler siyasi amaçlara hizmet eden ideolojiler oluşturmak için kullanılmışlar. Modern dünyada da siyasi örgütler ve kurumlar düşüncelerin ve inançların ideolojilere dönüşmesini kolaylaştırıyorlar. İdeolojiler de toplumsal sorunların yarattığı rahatsızlıklardan ve demokrasi kültürünün zaaflarından yararlanarak yaygınlaşıyorlar, sorunların çözümü ile ilgili bireylerin analiz etme, çözüm arama ehliyetlerinin daralmasına, kalıplara sıkışmasına yol açıyorlar. Yaratılan duygudaşlık ilişkisi de farklı düşüncede, ‘karşı tarafta’ olanları ötekileştirme, onların sorunlarına duyarlı olmama, onlarla empati ilişkisine girmeme gibi davranışları güçlendiriyor.
İdeolojik düşünme ve davranma eğiliminden korunmak için eleştirel aklın yanı sıra sanat ve edebiyatla canlı bir ilişki içinde olmanın gerekli olduğu düşüncesindeyim. Empati yeteneğimizi bu şekilde geliştirebileceğimize inanıyorum. Sizin de yazdığınız gibi entelektüel dünyanın eleştirel düşünce ile birlikte sanat-edebiyata değer veren bir vizyona sahip olmasının hayati derecede önemli olduğuna inanıyorum.
Tekrar bu değerli kitap için sizi tebrik ediyorum, yazdıklarınızın hem Müslüman hem ‘seküler’ mahallede zihin açıcı bir etki yaratmasını temenni ediyorum.”
Yazarlar
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları




























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
2.02.2026
28.01.2026
26.01.2026
14.01.2026
12.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
31.12.2025
29.12.2025