Merve Şebnem Oruç
Malum Ramazan’ın ikinci yarısı patlak veren Körfez-Katar krizi, çok yüksek perdeden tehditlerle başlamış ve hemen herkesi kısa sürede Katar’da bir darbe olacağı ya da Körfez’in Katar’ın toprak bütünlüğünü tehdit edecek bir girişimde bulunabileceği düşüncesi almıştı. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Mısır dörtlüsünün domine ettiği cephe Katar’a büyük bir abluka ve ambargo başlatırken Kuveyt Emiri el Sabah arabuluculuk için devreye girmişti. Buna rağmen, Körfez cephesi ABD Başkanı Donald Trump’ın da birkaç tweet ve cümleyle verdiği desteğe sırtını dayayarak Katar’a karşı sert söylemini yükseltmeyi ve tehditlerini artırmayı tercih etmişti.
Ambargo cephesi hepsi birbirinden dramatik 13 maddeyi içeren bir talep listesini Katar’a iletmiş, Katar ise mühlet dolduğunda bu talepleri reddetmişti. Bir süre önce Kahire’de toplanan dörtlü yaptırımların sıkılaşacağı mesajını vermekle yetindi. Mısır’da dünyanın gözü önünde nasıl kanlı bir darbeye kalkıştıklarını gördüğümüz, mevcut konjonktürün kayganlığından yararlanarak uluslararası hukuku ihlal etmeye meyledeceklerinden pek de şüphe duymadığımız ambargo cephesinden, en başından beri çok aptalca da olsa attıkları adımın devamını getirmelerini bekliyorduk. Öyle olmadı. Peki bunun nedeni neydi?
15 Temmuz’un yıldönümü münasebetiyle Arap dünyasından Türkiye’ye çok sayıda gazeteci, akademisyen ve siyasi analist geldi, ben de üç gün boyunca görüşebildiğim kadar çok isimle görüşmeye çalıştım. Onlar FETÖ’nün darbe girişiminin ardından geçen bir yılın sonunda Türkiye’de neler olup bittiğini sordu, ben de fırsatını bulmuşken onlara Arap sokağında yaşanan son gelişmeler ve Katar-Körfez krizinin detayları hakkında sorular yönelttim. Türkiye’ye ve Türkiye’nin Orta Doğu politikalarına karşı farklı farklı yaklaşımları olan değişik isimlerin hepsinin birleştiği kanaatler dikkat çekiciydi.
Bugün Körfez’de yeni bir soğuk savaş durumu ortaya çıkmıştı ve bu en başta korkulduğu üzere yeni bir sıcak çatışmaya dönmeyecekti. Körfez cephesi geri adım atmadığı müddetçe bu durum en az 2-3 yıl sürebilirdi. Katar’da yaşanabilecek sıcak bir çatışmanın önüne geçense Türkiye’nin hamleleriydi. Konuştuğum isimler ortaklaşa iki gelişmenin altını çiziyordu: Birincisi İran Dışişleri Bakanı Cevat Zarif’in krizin patlak vermesinin hemen ardından Türkiye’ye yaptığı ziyaret. Zarif’in ziyareti, Arap dünyasında Körfez’e karşı sembolik olmasından öte büyük bir mesaj olarak algılanmış. Katar’ın egemenliğine yönelik yapacakları bir hamle sonucunda İran’ın halihazırda içerideki Şii muhalefet ve bu muhalefeti bastırma yöntemleri nedeniyle sorun yaşayan Bahreyn’i işgal edebileceği korkusu paniğe sebep olmuş. Ancak bundan daha önemli olan ikinci gelişme, Ankara’nın çok hızlı bir şekilde Türkiye’nin Katar’da asker konuşlandırmasına izin veren yasa tasarısını onaylaması olmuş. Türk kamuoyunca da bu hamle Körfez-Katar krizinde Ankara’nın tarafını göstermesi açısından oldukça önemli bir adım olarak okundu ancak Arap dünyasına göre Ankara bu hamleyle tek başına olayların seyrini değiştirmiş.
En başta birkaç tweet atmış olsa da Trump’ın kendisi de dahil olmak üzere ABD yönetimi ve Batı dünyasının hemen hepsi, önce ‘bekle-gör’sessizliğine bürünürken Ankara’nın Türk üssü ve asker gönderme hamlesi sonrası ibreyi bir an önce krizin çözülmesi yönüne çevirdi bildiğiniz gibi. Katar konusunun ana gündem maddesi olduğu Erdoğan-Trump telefon görüşmesi de muhtemelen Ankara’nın bu konudaki kararlılığının Beyaz Saray’a iletilmesini sağladı.
“Yani gerçekten Trump’la verdikleri bir fotoğrafa güvendiler ve yaptıkları 350 milyar dolarlık silah anlaşmasıyla onu satın aldıklarını mı sandılar?” diye sorduğumda “Evet, aynen ve maalesef öyle,” cevabını aldım.
“Peki, o kadar çok silah alıyorlar, o kadar çok askeri harcama yapıyorlar, neden bir Türk üssünden bu kadar tedirgin oldular?” sorusuna aldığım cevapsa şuydu: “Yemen’e bakarsanız gerçeği görürsünüz. Geride bıraktıkları tüm insani trajediye rağmen hiçbir ilerleme kaydedemediler. Askeri anlamda ne kadar harcama yaparlarsa yapsınlar, bunun güç bazında bir karşılığı yok. Sizin Fırat Kalkanı Harekatı’nda yapabildiklerinizi asla yapamazlar. Tek bir tümen bile Körfez’i dağıtmaya yeter.”
Yani özetle, Ankara’nın Katar’a asker gönderme kararı Arap dünyasında Körfez’e adeta ‘şah çekmek’ olarak okunmuş, okunuyor. Trump’a bel bağlamanın dışında bir B Planı olmayan BAE ve Suudi Arabistan’ın başını çektiği ambargocu ülkeler, giriştikleri oyunda hem itibar kaybı yaşadı, hem de Körfez İşbirliği Teşkilatı’nın kontrolünü kaybetti; özetle Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan da oldular. Katar’ı ele geçirmek isterlerken şimdi ipleri Katar’a ve dolaylı olarak da Türkiye’ye kaptırmış oldular.
Bunun sağlaması ise iki yeni gelişmeyle yapılabilir: Birincisi ABD’li istihbarat yetkililerinin, söz konusu krizin taşlarını döşeyen 23 Mayıs tarihli Katar resmi haber ajansı ve sosyal medya sitelerinin hacklenmesi olayının ardında BAE olduğu gerçeğini uluslararası medyaya sızdırması. Bu gelişme, ABD’nin BAE ve Suudi Arabistan’a ‘bize güvenmeyin, açıkta kalırsınız’ mesajı olarak okunabilir. Diğer önemli gelişmeyse, dün dört ambargocunun Türk üssünün kapatılması gibi maddeleri içeren 13 talepte artık ısrar etmeyeceklerini, “terör ve aşırılıkla mücadele,” “terör örgütlerinin para ve güvenli bölgeler bulmasının önlenmesi”, “nefret ve şiddetin kışkırtılmasına son verilmesi” gibi genel prensiplerde barışçıl yollarla anlaşmak istediklerini açıklaması oldu. Yani ambargocular, büyük bir iştahla ava çıktı ama gafil avlandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 23-24 Temmuz’da gerçekleştireceği Katar, Kuveyt ve Suudi Arabistan ziyaretleride çok büyük ihtimalle bu meselenin kapanmasını sağlayacak sonuçları beraberinde getirecek.
Ancak tüm bunlar yaşanırken, Suudi Arabistan ve BAE’nin çok erken ve de çok yanlış bir hamleyle başlarına açtıkları büyük bir iş daha var ki, işte o Körfez’in geleceği açısından kritik önemde. Nasipse o konuyu da, daha önemli bir gelişme olmazsa Pazar günkü yazıda tartışalım.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları




































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
11.02.2020
4.02.2020
5.01.2020
29.12.2019
8.02.2019
29.07.2018
22.07.2018
15.07.2018
12.07.2018
5.02.2018