Mithat SANCAR
Sık sık dile getirdiğim bir hususu bir kez daha yazma ihtiyacı duyuyorum: Müzakere, çok katmanlı, çok boyutlu ve de çok zorlu bir süreçtir. Bu kısa cümledeki kuru tesbit, ağır bir hakikate işaret eder.
Dünya tecrübeleri bu hakikati anlatan derslerle doludur. Aynı dersleri kendi tecrübemizden de rahatlıkla çıkarabiliriz. Kürt sorununda “müzakere” yoluna girdiğimiz tarihsel kavşaklarda neler yaşadığımızı hatırlamamız bunun için yeterlidir.
Yeni yıla, yeni bir müzakere denemesiyle girdik. Merkezinde Öcalan’ın yer aldığı bu yeni girişimin hazırlık safhası gizlilik içinde yürütüldü. Taraflar, görüşmelerin belli bir olgunluğa eriştiğine inanmış olmalılar ki, bunun kamuoyuna duyurulmasına karar verdiler.
Kiminle neyin nerede ve nasıl görüşüleceğini belirlemek elbette ciddi bir çalışma gerektirir. Bu aşamanın da kendine has zorlukları vardır.
Bu ön mesele çözüldükten sonra, taraflar arasında doğrudan ve gizli görüşme aşamasına geçilir. Bu aşamada da çetin sorunlarla karşılaşılır.
Bu sorunlar da aşılabilirse, müzakere sürecinde yeni bir boyuta geçilir. Bu boyut, mutlak gizliliğin artık mümkün olmadığı bir aşamayı ifade eder. Müzakerelerin içeriği bütünüyle ve hemen açıklanmasa da, bir müzakere yürütüldüğünü ve bunun hedeflerini toplumdan gizlemek artık sözkonusu olamaz.
Asıl büyük zorluklar da bundan sonra ortaya çıkmaya başlar.
Uzun sürmüş çatışma dönemleri, toplumda kutuplaşmalar ve düşmanlıklar yaratırlar. Toplum birbirini dinlemeyen ve anlamayan cephelere bölünür.
Daha önceki müzakere ve çözüm teşebbüslerinin başarısızlığa uğramış olması, bu cepheler arasında derin bir güvensizliğe neden olur.
İşte bu cepheler arasında iletişim kanallarını yeniden inşa etmek ve işletmek de, müzakerelerin bir parçasıdır. Her bir taraf hem kendi kamuoyuyla hem de diğer tarafın kamuoyuyla bir müzakere yürütmek zorundadır. Bu müzakerede, çatışmanın değil çözümün, dışlamanın değil kapsamanın, gerilimin değil uzlaşmanın, kibrin değil eşdeğerliğin diline ihtiyaç var.
Müzakere süreci alenileşince, değişik etkilere de açık hâle gelir. Özellikle çözüm istemeyen, çatışmanın devamından siyasal veya başka türlü menfaat uman güçler, müzakereleri sabote etmek için harekete geçerler. Vahşi provokasyonlara, acımasız saldırılara, akıl almaz tuzaklara başvururlar.
Şayet müzakere ve çözüm sürecinin ruhuna uygun bir toplumsal ve siyasal ortam oluşturulmazsa, bu tür uğursuz girişimler için pusuda bekleyenlerin iştahları kabarır. Müzakere sürecini dayanıklı ve dirençli hâle getirecek tedbirler alınmazsa, bu girişimlerin başarı şansı artar.
Merkezinde Öcalan’ın yer aldığı yeni çözüm girişimine taraflar “müzakere” demekten kaçınıyorlar ama, bence bulunduğumuz yol bir müzakere sürecinin değişik boyut ve aşamalarından başka bir şey değildir.
Müzakere süreçlerinin değişik aşamalarında karşılaşılabilecek zorluklarla, çok erken zamanda tanışmaya başladık. Paris’teki hunharca katliam bunun sarsıcı örneğidir. Bu katliamı duyunca, aklımaGüney Afrika tecrübesi geldi.
Güney Afrika’da ırkçı yönetimin tasfiyesi ve demokrasiye geçiş, en başarılı müzakere süreçlerinden biri, hatta birincisi olarak kabul edilir. Lakin bu sürecin çok sancılı geçtiğini de hatırlatmak lazım.
Irkçı yönetimin, müzakerelere yanaşması için uzun bir baskı, kıyım ve direniş döneminden geçmek zorunda kaldı bu ülke. 1985’te Mandela’yla başlayan gizli görüşmeler, müzakerenin ilk aşamasıydı. Irkçı yönetim, Mandela’nın hapishane şartlarının iyileştirilmesini kademe kademe kabul etti.
İlk aşama, Mandela’nın 1990’da serbest bırakılmasıyla noktalandı. Müzakerelerin en zor kısmı da bundan sonra başladı. Irkçı beyaz terör örgütlerinin provokatif eylemleri, ırkçı rejimin derin yapıların kirli oyunları, ırkçı siyahların kanlı tezgâhları peş peşe geldi. Ülke defalarca “yıkıcı bir iç savaş”ın eşiğine savruldu. Bu savrulmanın en tehlikeli noktaya ulaştığı olay, 10 Nisan 1993’te yaşandı.“Mandela’dan sonra siyah Güney Afrika’nın en büyük kahramanı”, hatta Mandela’nın doğal halefi olarak görülen kişi, Chris Hani, ırkçı beyaz bir örgütün bir mensubu tarafından katledildi. ANC’nin silahlı kanadının ve Güney Afrika Komünist Partisi’nin lideri olan Hani’ye yönelik bu hain suikast, siyahlar arasında bir öfke patlamasına yol açtı. Kontrolsüz saldırılar, kundaklamalar, çatışmalar, onlarca ölüm ülkeyi bir dehşet ortamına soktu. Bu cinayet, Hani’yi oğlu gibi seven Mandela’yı da derinden sarstı. Ama Mandela, acısını bastırdı, öfkesini dizginledi ve o tarihi televizyon konuşmasını yapmak üzere kameraların karşısına geçti. Serbest kaldığı günden itibaren, çalışmalarının önemli bir kısmını beyazları kazanmaya ve ikna etmeye ayıran Mandela, bu sefer siyahları yatıştırma göreviyle karşı karşıyaydı. Mandela’nın, öfke selini durdurmayı başaran o konuşmasının, ülkenin kaderini belirleyen dönüm noktalarının başında geldiği kabul edilir.
Tünelin ucunda görünen barış ışığını yakalayabilmemiz için, Mandelalara sahip olmamız şart değil, kolay da değil. Lakin bir “Mandela ruhu”na ihtiyacımız olduğu aşikâr...
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.03.2015
22.03.2015
12.02.2015
5.02.2015
27.01.2015
20.01.2015
13.01.2015
6.01.2015
29.12.2014
23.12.2014