Mümtazer TÜRKÖNE
Gazetemizin dünkü manşeti, ekonomik büyüme ile yolsuzluklar arasındaki ilişkiye dairdi.
Sayıştay Dergisi, bu ilişkiyi OECD ve AB ülkelerinde test eden bir araştırmaya yer vermiş (G. Erkal, M. Akıncı ve Ö. Yılmaz: Yolsuzluk ve İktisadî Büyüme İlişkisi: OECD ve AB Ülkeleri Üzerine Panel Sınır Testi Analizi). Gazetemizin bu yazıyı referans alan haberi, hem bu makaleyi, hem de Sayıştay dergisinde yer alan diğer makaleleri inceleme vesilesi oldu. Dergi, resmî niteliği olan bir dergi ve makalelerin konularına bakınca Sayıştay'ın, yolsuzluklar konusunda farklı pencerelerden çok ciddi bir bilgi birikimine sahip olduğu anlaşılıyor.
Devlet dediğimiz varlık, iki katmandan oluşur. Devlet, öncelikli olarak sivil-asker bürokrasidir. Varlık sebebi devleti korumak ve sürdürmek olduğu için, devletin hafızası ve tabii akıl defteri bürokraside kayıtlıdır. Siyasî iktidarlar devlet denilen bu devasa cihazı, halkın ve ekonomi elitlerinin tercihlerine uygun işletmekle görevlidir. Devlet bu yolla halkın çıkarına ram olunca, halk kendisine ait olan devleti yaşatma ve koruma refleksi ve sorumluluğuna da sahip olur. Hem halkın rızası alınmış, hem de devlet bekâ sorunlarını halkın desteği ile çözmüş olur. Bürokrasi, iktidarlar, piyasa aktörleri ve halk bu demokratik bağlarla birbirine bağlanıp aynı amaca hizmet ederler. Yolsuzluk, kişisel veya siyasî çıkarı öne alıp, bu amaçtan sapılmasıyla ortaya çıkıyor. Devlete ve millete hizmeti bırakıp, siyasetçi ve bürokratın kendine çalışması ve elindeki gücü ve iktidarı kendi çıkarına alet etmesi, yoldan çıkmasıdır ve bu yüzdendir ki bu sapma haline yolsuzluk diyoruz.
17 Aralık'tan sonra hepimizin kafasını meşgul eden ve doğru cevabını bulmakta zorlandığımız bir soru, işte bu ayırımlarla alâkalı. Hem bürokrasi, hem sandığa giden halk, hem de siyasî iktidarın yolsuzluğa bulaşmamış kadroları yoldan çıkmış olanlara neden destek oldular, yolsuzlukları ne sebepten onayladılar veya hiç olmazsa göz yumdular?
Altını çizerek tekrarlayalım. AK Parti'nin yolsuzluğa bulaşmamış, hatta bu konuda çok duyarlı kadroları devlet yönetiminde hâlâ etkin durumdalar. Bürokrasideki yönetici elitlerin devletin çivisini çıkartan yolsuzluklara tam kadro onay vermesi mümkün değil. Halkın devlete yansıyan iradesinin de bu kadar yoldan çıkması imkansız. Öyleyse nerede bu devlet?
Cevabın tamamı değil ama çok önemli bir kısmı, Sayıştay Dergisi'nde yer alan bu makalenin sorguladığı ve yanlışlığını ampirik olarak kanıtladığı muhakemede gizli. Yolsuzlukların ekonomik büyümeye katkıda bulunduğuna dair bir kanaat var. Veya hiç olmazsa yolsuzluklara bir nebze göz yumulmasının ekonomik refaha zararının dokunmayacağı inancı mevcut. Özellikle göz yumulmaması durumunda tek alternatifin siyasî istikrarsızlık ve dolayısıyla ekonomik istikrarsızlık olduğu düşünülüyorsa.
İttihat Terakki'nin yerli burjuvazi oluşturmak için vagon tahsislerinden başlayıp, Özal döneminin hayalî ihracatlarına uzanan sermaye temerküzü yaklaşımı bu muhakemeye dayanır. Bu muhakemeyi yürütenler için yakın zamanda daha korkutucu bir gerekçe var. 2000 ve 2001 krizlerinin, 28 Şubat dönemi finans yolsuzluklarına hesapsız-kitapsız müdahalenin eseri olduğuna inanılıyor. "Şayet bankalara el konulmasaydı, yolsuzluklara biraz göz yumulsaydı fatura bu kadar ağır olmayacaktı" tezi, bugün yoğurdu üfleyerek yemenin gerekçesini oluşturuyor. Sonuç: "17 ve 25 Aralık'ta hükümet istifa etseydi, ekonomi çökerdi." Halkın, bürokrasinin, sermaye kesimlerinin ve siyasî iktidarda bugün yıldızı parlayanların açık veya örtük bir şekilde, yolsuzluklara bu pencereden baktığını düşündüğünüz zaman, "Nerde bu devlet?" sorusu farklı bir boyutta anlam kazanıyor. Nitekim Erdoğan "ben yoksam kaos olur" tezine sarılarak hayata yeniden dönmüş oldu.
Galiba bu tezin doğruluğu veya yanlışlığı değil, devlet iradesini oluşturan unsurların bu savunmaya inanması ve teslim olması önemliydi. Dikkat çekici olan, bugün artık bu tezin iflas etmiş olması. "Saray yolsuzluğu" konusunda, Maliye Bakanı'ndan gelen şeffaf tavır ve halkta oluşan tepki, devletin varlık sebebine dönüşünün işareti olarak yorumlanmalı.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları




























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.01.2026
13.01.2026
9.01.2026
31.12.2025
30.12.2025
28.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
21.12.2025
21.12.2025