Mümtazer TÜRKÖNE
Anayasa Mahkemesi'nin Can Dündar-Erdem Gül kararına kazan kaldıranlar, ortalığı velveleye verenler aklın-mantığın sınırını aşıp bayırdan aşağıya tostoparlak yuvarlanıyorlar.
Tek sesli bir koronun içinde yer kapanların gözü sadece orkestra şefini takip eder. Yine de ortaya tam bir kakafoni çıkıyor. Anayasa Mahkemesi kararı aslında tek cümle: "Tutuklu yargılamanı doğru bulmuyorum." Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru hakkı kapsamında temel bir insan hakkı ihlali olup olmadığına bakıyor ve sonuçta tutukluluk kararını yanlış buluyor. Bu bir beraat kararı değil, davanın özüne dair bir karar da değil. Öyleyse Cumhurbaşkanı dahil, ortalığı ayağa kaldıranlar sadece serbest bırakılmalarına ve tutuksuz yargılanmalarına itirazda bulunmuş oluyorlar: "Bu gazeteciler mutlaka tutuklu yargılansınlar." İyi güzel de, neden? Tutuklu yargılanmalarında bu kadar ısrarın sebebi ne? Tutuksuz yargılansalar ne kaybedersiniz?
"Tutukluluk" yargılama düzeninde bir tedbir olmaktan çıktı ve iktidarın yargı eliyle kullandığı bir cezalandırmaya dönüştü. Sonunda beraat etmenizin, edeceğinizi bilmenizin hiçbir anlamı yok. Hidayet Karaca'ya, Gültekin Avcı'ya, Mehmet Baransu'ya bir bakın. Bu gazeteciler, Saray'ın sopa olarak kullandığı sulh ceza hakimlikleri aracılığıyla "tutuklanarak" cezalandırılmış oldular. Şimdi de tutuklanma veya açığa alınma ve yahut sürülme korkusu yaşayan yargıçlar marifetiyle "tutuklu kalmak"la cezalandırılıyorlar.
Can Dündar-Erdem Gül kararını ve bu kararı veren mahkemeyi yaylım ateşine tabi tutanlar, tutuklu yargılanmayı bu kadar hararetle savunmalarına başka bir gerekçe bulabilirler mi? "Can Dündar-Erdem Gül tutuklu kalmalıydı". Tamam da neden?
Gücün başkaları tarafından sınırlanmasa bile yine de doğal bir sınırı var. Akıl, mantık ezbere tekrarlanan argümanlarla yürümüyor. Sabah Gazetesi, Anayasa Mahkemesi Başkanı'nı itibarsızlaştırmak için 2008'deki çok doğru bir sözünü hatırlatıyor. Başkan, sadece anayasa hukuku profesörü unvanıyla tam da AK Parti kapatma davasına karşı itirazlarını sıraladığı günlerde Anayasa Mahkemesi'nin iptal karalarını "gerekçesiz" açıklamasını eleştirmiş. Sabah Gazetesi gibi Saray habercileri "evreka" diye bağırıyor. Tamam da Can Dündar-Erdem Gül kararı bir iptal kararı değil ki. Anayasa Mahkemesi, 2010 referandumu ile açılan "bireysel başvuru hakkı" yoluyla önüne gelen bir insan hakkı ihlali başvurusunu karara bağlıyor. Gerekçeyi yazana kadar tutuklu mu tutacak?
Adalet Bakanı Anayasa Mahkemesi'ni "yargıya müdahale" etmekle suçlayarak, bu mahkemeye, yani yargıya alenen müdahale etmiş olmuyor mu? Cumhurbaşkanı'nın "tanımıyorum, saygı da duymuyorum" orkestrasyonunda yükselen seslerin tamamı gelip aynı yere dayanıyor: "Biz bu iki kişinin tutuklu kalmasını istiyoruz." Neden? "Çünkü onlar casus". Ama Anayasa Mahkemesi casus olup olmadıklarına dair bir karar vermiyor ki. Olsun, tutuklu yargılansınlar.
İşte bu ısrar ve mantık hem yargı düzeni ile Saray arasındaki ilişkinin neye göre tanzim edildiğini, hem de mantığının gelip nasıl çöktüğünü gösteriyor. Diktatörlüğün yürütülmesi için bir cezalandırma tekniği olarak "tutuklama"nın devam etmesi lâzım. Etmiyorsa, güç ile yürüyen mantık da dikta arayışları da sınıra gelip dayanmış ve çökmüş görünüyor. Sonuçta iki kişi tutuklu değil tutuksuz yargılanacak. Bu kadar fazla gürültü çıkartılmasının, Anayasa Mahkemesi'nin bu kadar ağır bir saldırı altında bulunmasının sebebi dikta düzeninin çöküşünde aranmalı.
Asıl çöküş Anayasa Mahkemesi'nin kararından değil, bu kararın hemen uygulanmasıyla ortaya çıktı. HSYK'nın kontrolü ile ve Adalet Bakanı'nın "neden serbest bırakıyorsunuz, tutuklu yargılansınlar" diye alenen yargıya müdahalesiyle baskı altına alınmış yargıçlar Anayasa Mahkemesi'ne uygun bir karar verdiler ve tahliyeler bu şekilde gerçekleşti. Kararı kim verdi? Tahliyeler nasıl mümkün oldu, bilen var mı? Cumhurbaşkanı neden "mahkeme direnmeliydi" dedi?
Anayasa Mahkemesi kararı hakkında değil, iktidarın sınırlanması ve denetlenmesi, haksız tasarruflarının ve zulmünün engellenmesi üzerine bir gündemi takip ediyoruz. Öyle anlaşılıyor ki güç kendi sınırlarına dayanmış durumda, hükmünü artık yürütemiyor
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.01.2026
13.01.2026
9.01.2026
31.12.2025
30.12.2025
28.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
21.12.2025
21.12.2025