Murat Sevinç
Anayasa ile güvence altına alınan hak ve özgürlükler, ‘hukuksal’ bakımdan eşit düzeydedir. Metinde ayrı ‘ana başlık’ ve ‘bölümler’ altında düzenlenmeleri, gruplandırma gereksiniminden doğmuştur. Hal böyleyken, yaşam hakkı ile sendika hakkı, inanç özgürlüğü ile çalışma hakkı, kişi güvenliği ile seçme ve seçilme hakkı vb. gibi hak ve özgürlükler arasında ‘anayasal’ açıdan bir değer farkı yoktur.
‘Hukuksal’ ve ‘anayasal’ sözcüklerini özellikle tırnak içine alışımın nedeniyse, hak ve özgürlüklerin ‘yaşamdaki’ karşılıkları arasındaki önem sıralaması. Doğaldır ki, örneğin ‘yaşam hakkı’, ‘sendikal hak‘tan daha öncelikli görülür, kabul edilir. Bazı hak ve özgürlüklere sahip olabilmek için, onlara sahip olabileceğimiz koşulları yaratacak ‘diğerleri’ne kavuşulmalı. Bu bağlamda, anayasada pek de anlamlı olmayacak biçimde ayrılmış bulunan ‘düşünce’ (25) ve ‘ifade’ (26) özgürlükleri, bana kalırsa diğer tüm hakların kullanımı için gerekli bir ‘kapı’dır. O kapı aralanmadığında, diğerleriyle ilişkimiz bulanıklaşır. Bilim dalları arasında yapılan o meşhur tasnife atıfla, “Düşünce ve ifade özgürlüğü, temel haklar rejiminin kraliçesidir.”
İfade özgürlüğü kıt toplumların ne bilimi bilimdir, ne siyaseti siyaset, ne de hayatlar, hayat. Yalnızca toplumu değil, tek tek bireyleri, yurttaşı da çürüten, sahtekarlaştıran, tahammül edilemez bir yoksunluk durumu.
İfade özgürlüğü tartışması, herhangi bir düşünce değil, ‘diğeri’ni rahatsız eden, kızdıran, üzen, çileden çıkaran düşünceler söz konusu olduğunda gündeme gelir. Sıradan olanla değil, sıra dışı olup ‘can sıkan’la ilgilidir. Haliyle, ifade özgürlüğü tartışmasına konu olan söz ya da davranışlar, kaçınılmaz biçimde ve farklı tonlarda ‘eleştiri’ barındırır. Anayasada yer alan temel hak ve özgürlükler, yurttaşı devlete karşı korumayı hedefler ve koruma alanının başlıca konusu, yurttaşın ‘otorite’ye yönelik eleştirileridir.
Örneğin çok sayıda emekli asker çıksa ve iktidarı kastederek “Sizlere hayranız, harika insanlarsınız ve her uygulamanız tartışılamaz biçimde kabul edilmeli, tek kusurunuz fazla müşfik olmanız” dese, bu bir ifade özgürlüğü tartışmasına konu olmaz. Sorun ve tartışma, aynı askerlerin yönetime yönelttiği eleştiri ve görüş açıklamalarıyla başlar.
104 amiralin yayınladığı ‘bildiri’ gündemde. Bir kısmı hayli zamandır iktidar kanallarının gediklisi onlarca ’emekli’ amiralin imzaladığı, bu dille kaleme alınmış bir bildiri, hele ki Türkiye gibi çok partili yaşamın her on yılında bir sabah erken kalkan askerin (muvazzaf!) darbeye niyetlendiği bir ülkede, kuşkusuz ‘yalnızca ifade özgürlüğü’ bağlamında tartışılmaz. Bu beklenti çocukça ve riyakârca olur. Buna mukabil bu satıra, memlekette orta yaşa gelebilmiş ve mümeyyiz her yurttaşın, darbelerin emekli askerlerin imzaladığı bildiriyle yapılmadığını bilebileceğini de eklemek gerekiyor!
Ancak diğer yandan, sahibi kim olursa olsun her bildiri/metin, seslendiğinden ve niteliğinden bağımsız, bir metin olarak ‘hak ve özgürlükler’ kapsamında ‘da’ değerlendirilmelidir. Zira asgari ‘özgürlük‘, zihindeki sözcüklerin dile gelebilmesi ve diyelim ‘bildiri’ye dönüşebilmesi için, bir şart ve güvencedir.
Gündemdeki bildirinin şekli şemaili, içeriği ve beklenebilir üstenci dili, muhatabına seslenme üslubu, rütbeli ahalinin ‘eşitlik’ idealiyle imtihanı vs. bir başka yazıya kalsın. Okuduğunuz yazı, orta yerde duran bildirinin imzacılarının eylemi, onlara söylenenler ve başlarına gelenler üzerine.
Hak ve özgürlükler, ‘herkes’ için geçerli ve aynı değerde. Sonsuz kere, bıkıp usanmadan tekrarlamaktan yanayım: Bir ‘ilke(miz)’ olmalı! İfade özgürlüğünün sınırlarını belirleyen ‘medenî’ ölçütlerin neler olduğu belli, yeniden keşfetmeye gerek yok. O ölçütler dışında herhangi bir gerekçeyle, herhangi bir düşünce açıklamasını sınırlamak, soruşturmak, yargılamak; eğer düşünce özgürlüğünden söz edilecekse, mümkün değil, olmamalı. Bu ilkenin, ifade sahibini sevip sevmemekle, düşüncelerine katılıp katılmamakla, onu tanıyıp tanımamakla, takdir edip etmemekle, aynı safta olup olmamakla bir ilgisi yok.
Eğer bildiri sonrasında yaşananlarda bir sorun aranacaksa, demokratik sistem açısından asıl kabul edilemez olan, emekliye ayrılmış askerlerin tehdit olamayacak halleri değil, ‘Yargıtay’ dahil sayısız kamu kurumunun ve çok sayıda üniversitenin açıklama yapması, yapmak zorunda hissetmesidir. Neredeyse aynı cümlelerle. ‘Emekli’ askerlerin yayınladığı metne bakıp oradan bir suç çıkarmak, son derece olağan bazı parti üyeliklerinden ‘iltisak’ bulmaya çalışmak, gözaltıları ve hele ki ailelerinin adlarının gazetelerde yayınlanması gibi, hem korkunç hem de anayasanın kişi haklarına (özel hayatın gizliliği-kişisel veriler vs.) ilişkin temel ilkelerini bir çırpıda çöpe atan uygulamaları sessizlikle geçiştirmek, kabul edilebilir değil. Anayasa, anayasası askıya alınmış bir ülkede de hatırlanmalı ve hatırlatılmalı. Bu ‘düzey’e alışılmamalı. Alışılmamalı.
Bir ‘ilke’ye ihtiyaç var, her durumda herkes için savunulması gereken bir ilkeye. Türkiye’de bugüne dek olmayana. Sadakat duyulacak ve boğazlaşmadan bir arada yaşamı mümkün hale getirecek bir ilkeye.
Bir kez daha: Hak ve özgürlükler, bir gün bana da gerekir diye değil, ilkelerin ‘değeri’ nedeniyle savunulur. “Adalet bir gün size de gerekir” yargısı kulağa hoş gelmekle birlikte, yurttaşı hak ve özgürlüklerin değerine ikna eden değil, aksine, anayasal hakları değersizleştirip tümüyle pazarlık konusu haline getirip ilkesizliği öneren, nahoş (ve yanlış) bir ifade. Herkesi daha makul insanlar haline getirecek ve nefes almayı kolaylaştıracak eğilim, hiçbir zaman gereksinim duymayacağımız hukuksal güvenceleri, aynı safta olmadığımız insanlar için savunmak olmalı. Enayice bir savunu olmalı bu. Başka çare yok.
“Gündemimiz ekmek” diyen ve milattan sonra 2021’de siyaseti yalnızca siyaset esnafının ‘işi’ sayan siyasetçilerin de ‘özgürlük’ ile ‘ekmek’ ve ‘aşı’ arasındaki yakın ilişkiyi bir gün fark etmelerini dileyelim.
Okuma önerisi: Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği’nin, İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin karar hakkındaki açıklamasını buraya bırakıyorum.
Yazarlar
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları

































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025