Orhan MİROĞLU-Taraf yazıları
Esas duruşta voleybolu Diyarbakır cezaevinde oynadım, ama bir futbolcu oynadığı futbol takımını yıllarca nasıl gizleyebilir, onu da Kıbrıs’ta öğrendim.
Eminim siz şimdi hem bir cezaevinde esas duruşta oynanan voleybolu, hem de bir futbolcunun oynadığı takımı yılarca nasıl gizlediğini merak etmişsinizdir.
İlkinden başlayayım o halde anlatmaya.
12 Eylül’ün karanlığı biraz aydınlanır gibi olunca, başta uluslararası medya olmak üzere çeşitli kurumlar, Diyarbakır cezaevinde ne olup bittiğini kurcalamaya başladılar.. Burada mahkûm ve tutuklulara reva görülen muameleler araştırılıyor, birtakım heyetlerin cezaevinde araştırma yapmalarına, askerî disiplin içinde tabii, ve kısmi izin veriliyordu. Herhangi bir heyet, koğuşları ziyaret etmek istediğinde, örnek koğuş ziyarete hazır hale getiriliyor, işkenceden beter hale gelmiş veremliler, sakatlar, hastalar ve yaşlılar birkaç saatliğine başka yerde tutuluyor, cezaevinde kaldıkları zamanda çok iyi muamele gördükleri hallerinden belli(!), tümüyle sağlıklı zımba gibi tutuklular böylece teftişe hazır hale getiriliyordu.
Gelen heyetler, bu ‘mucize koğuşlara’ inanıyorlar mıydı acaba, hiç sanmıyorum.
Ama cezaevine adım atar atmaz, kendilerini önceden hazırlığı yapılmış bir mizansenin parçası olmaktan kurtaramadıkları da açıktı..
Başka koğuşlarda oldu mu pek bilmiyorum, bir gün bizim havalandırmaya voleybol ağı kuruldu. Galiba bu teftiş konseptinin bir parçasıydı. Yürümeyi bile unutmuşuz. Zıplayıp hoplamadan nasıl voleybol oynayacağız peki, bu ne işe yarayacak diye merak içinde bekliyoruz.
Derken gardiyanın talimatıyla dışarı çıkarıldık.
Hava mis gibi, güneşli ve pürüzsüz..
İnsanın metrelerce yükseklikteki havalandırma duvarının üstünden sıçrayıp, güneşi, gökyüzünün maviliklerini, nazlı bir gelin gibi salınan bulutları, güneşin aydınlattığı ve gölgelediği her şeyi elleriyle sımsıkı yakalayıp avuçlayası geliyor..
Zaman öyle garipliklerle dolu bir zaman ki, bir yandan heyetler gidip geliyor halimizi anlamak için, bir yandan da gökyüzüne bakmak hâlâ yasak!
Voleybol oynamak, bize uygulanan askerî disiplinin ortasından çatlaması demek, normal insan moduna geçmek demek, diye içimizden seviniyoruz.. Yemek yeme, çay içme, dinlenme, uyuma saatleri, nizami kurallara bağlanmış, mahkemeye, hastaneye, görüşe askerî yürüyüşle gidiyoruz. Uyurken dahi, esas duruşumuzu bozmuyoruz.
Gardiyanlar normal insanlar gibi yürümeye adi adım diyor! Hâl bu hâl yani..
Derken, havalandırmada, nizami olarak sıraya dizildik, herkes esas duruşta. Gözlerimizi voleybol ağına ve yerdeki topa dikmiş, gelecek talimatı bekliyoruz.
İçimizden iki kişiyi çıkardılar. Koğuşun yaş ortalamasına göre, en yaşlı iki kişi.. Biri Cizre’den değerli dostum Sabri Vesek, biri Kasrê Kancodan, Mehmet Türk..
Sonra takımları oluşturdular. Mehmet Türk’e ve diğer arkadaşlara görevlerinin ne olduğunu bir bir anlattılar. Türk’e sen kütörsün, dediler, herkes topu sana yollayacak sen de, karşı tarafa bastıracaksın..
Ve son emir:
“Lan top oynarken, nizami duruşu bozmak yok ha, oyarım yoksa!”
Nasıl olacak derken, oldu valla.. Topun saha içindeki hareketlerini gözlerimizle takip ediyoruz ve başımızın üstünde gezindiğini hissettiğimiz anda topa birden vuruyor ve hamle biter bitmez, esas duruşa geçiyorduk!
Kıbrıs’ta ilginç bir araştırma yapmış Dr. Okan Dağlı. İki toplum gül gibi geçinip giderken, kurulan karma futbol takımlarını ve bu takımlarda top oynamış Türk sporcularla konuşmuş.
Dr. Dağlı’nın geçen hafta sözünü ettiğim Bınrıs’taki konferansta, bu değerli çalışması bir panele konu olmuştu:
Bölünmüş Kıbrıs’ta Futbol Oynamak..
Orada öğrendim ki bazı Türk futbolcular, bölünmeden sonra da, karşı tarafta top oynamayı gizlilik içinde sürdürmüşler..
İşte o anda, aklıma esas duruşta oynanan voleybol geldi..
O panelde konuşan Okan Dağlı, bugün bir kısmı hayatta olan bu futbolcularla konuşmuş.
Bunlardan İbrahim Bekircan’ın hikâyesi olağanüstüydü gerçekten..
Bekircan 1918’de Limasol’da doğmuş. 1983’li yıllarda ARIS adlı takımda top oynamış. İkinci dünya savaşı çıkınca savaşa katılmış. Mısır, Libya ve Yunanistan’da savaşmış.
Bekircan, 1941’de Almanlara esir düşüyor. Berlin ve Çekoslovakya’daki esir kampında dört yıl kalıyor.
O esaret günlerini Dr. Dağlı’ya şu çarpıcı sözlerle anlatmış:
“Glafkos Klerides de bu kampta esirdi. Ayni yerde kalıyorduk. Onunla yaşıt olduğumuz için aramız çok iyiydi. Ama Klerides voleybolu çok severdi ve voleybol oynardı. Voleybol takımını o kurmuştu. Onun en iyi oyuncusu da bendim. Pasörüm Kleridis idi. O bana topu kaldırır ben de smaç yapardım. Klerides Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında hiç bir ayırım yapmayan, çok yardımsever ve çok efendi biri idi. Hava Kuvvetlerinde (RAF’da –Royal Air Force–) askerdi. Diyalogumuz direk görüşemesek de hep sürdü. Kızı Keti ile tanıştım. Onun aracılığı ile haberleştik. The Grate Escape diye çok meşhur bir filim vardır. Esir kampından kaçışı anlatan ve Steve McQueen’in oynadığı film, işte bizim bu kaldığımız kampta çekilmiştir.”
EOKA ve TMT Kıbrıs’a hâkim olunca, bazı Türk futbolcular tercih yapmaya zorlanıyorlar. Ya Rum takımında ve karşı tarafta top oynamak, ya da Kıbrıslı Türk olmanın gururu! Seç bakalım diyorlar..
Sözünü ettiğim panelde konuşan eski futbolcu Zihni Uysal’a da aynı teklif gitmiş.
“Ya futbolu ya burada kalmayı seçeceksin” demişler.. Panelde hüzün dolu bir sesle. “Ailemi seçtim. Şimdi olsa öbür tarafta kalır futbol oynardım” dedi.
Zihni Uysal, “Bir futbol maçıyla belki barış gelebilir bir ülkeye” derken çok haklıydı aslında.
Güney Afrika barışı, Mandela’nın beyazlara ait ulusal formayı giymesi ve sonrasında oynanan rugby maçıyla kurulmamış mıydı?
Yazarlar
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları











































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.10.2012
3.09.2012
1.09.2012
30.08.2012
27.08.2012
25.08.2012
23.08.2012
20.08.2012
18.08.2012
16.08.2012