Serdar KAYA
İtilaf devletleri, ne Sevr’de, ne de Lozan’da, Türkiye’yi kaldıramayacağı bir yükün altına sokmayı hedeflediler. Sevr’in 231. maddesi, konunun bu yönünün bir özeti gibidir. İlgili madde, (anlaşma metninin bütününden koparılarak ele alınması bir parça problemli olsa da) özetle, Türkiye’nin saldırgan ülkelerle bir olup girdiği savaştan yenik çıktığını, bunun neticesinde tazminat talepleriyle karşı karşıya kaldığını, ancak böyle bir ödeme yapabilecek ekonomik güce sahip olmadığını, dolayısıyla da, İtilaf devletlerinin tazminat taleplerinden (kimi istisnalar haricinde) vazgeçtiklerini ifade eder.
Sevr’deki bu gibi (Osmanlı Devleti lehine yorumlanabilecek) maddeleri resmî söylemin sunduğu çerçevede izah edebilmek pek mümkün değildir. Çünkü, resmî söylem, İtilaf devletlerini, Osmanlı Devleti’ni esir etme adına elinden geleni ardına koymayan, hatta bundan adeta zevk duyan kötücül aktörler olarak resmeder. Bu problemli tasvir, aradan geçen bir asra yakın zamanın ardından ilgili dönemin Türkiye’de hâlâ rasyonel bir şekilde değerlendirilemiyor olmasının en büyük sebeplerinden biridir.
Devletin korku filmi
Resmî söylemin Sevr anlatısı bir korku filmi formatındadır. Bu film, (tıpkı Yeşilçam filmlerindeki gibi) ya tamamen iyi, ya da tamamen kötü olan karakterler içerir. Filmde, grinin tonlarına yer yoktur. Filmin kötü karakterleri, İstanbul’u işgal eden, Anadolu’yu paylaşma planları yapan ve bu planlarını Sevr ile uygulamaya koyan İngilizlerdir. İyi karakterler ise, sınırlı imkânlarla vatan müdafaasında bulunarak hayatta kalma mücadelesi veren Türklerdir.
Böyle bir çerçeve, olayların nasıl olup da o noktaya geldiği konusunu tamamen dışarıda bırakır. Daha da tuhaf olan, resmî söylemin, sanki kısa bir süre öncesine kadar birbirleriyle savaşmakta olan iki silahlı güçten değil de, iyi ile kötünün mücadelesinden söz ediyormuş gibi yapmasıdır.
Burada gözardı edilen bir diğer önemli nokta da, kötücüllük ile rasyonellik arasındaki farktır. Bu fark, önemsiz bir fark değildir. Şöyle ki, kötücül aktörler sadisttirler ve kötülüğü sırf kötülüğün hatırına yaparlar. Rasyonel aktörler ise, sadist değil acımasızdırlar ve amaçlarına ulaşma adına kimi zaman kötülük de yapmaktan çekinmezler.
Devletler, kötücül değil, rasyonel aktörlerdir. Zira, çoğu zaman kendi öncelikleri ve menfaatleri doğrultusunda hareket ederler. En büyük suçları işlerken dahi, kötülük onlar için bir amaç durumunda değildir. Örneğin, İttihatçıların I. Dünya Savaşı yıllarındaki kimi politikaları her ne kadar korkunç olsa da, kötülük yapma isteğinin değil, soğuk ve acımasız bir rasyonelliğin sonucudur.
Rasyonel devletler, irrasyonel vatandaşlar
Devletler kendileri rasyonel olsalar da, vatandaşlarını irrasyonel kılmak isteyebilirler. Bu da yine rasyonel bir politikadır. Çünkü, mantıklarından ziyade duygularıyla hareket eden insanlar, yönlendirilmeye daha müsait olurlar. Böyle insanları bir masala inandırmak, bu masal üzerinden üretilen kahramanlara taptırmak ya da hiçbir zaman yazılmamış olan kimi anlaşma maddelerinin tekrar yürürlüğe girmesiyle korkutmak daha kolaydır.
Dahası, irrasyonel insanlar, kendilerine sunulan kurguyu sorgulamaktan ziyade savunma eğilimindedirler. Böyle bir insan (sözgelimi) Sevr Anlaşması metninde İtilaf devletlerinin Anadolu’yu paylaşmalarını öngören herhangi bir madde bulunmadığını duyduğunda, anlaşma metnini okuyarak bu argümanın doğruluğunu sınamak yerine, tepki göstermeye yönelir. Bu tepkinin nedeni, kişinin, zihnindeki kurgunun tehdit altına girdiğini hissetmesidir. İlgili kurgunun kişi için ifade ettiği anlam derinleştiği ölçüde, bu muhafazakâr tepki de sertleşir. Dolayısıyla, “İtilaf devletleri neden Anadolu’yu paylaşmak istesinler” ya da “Biz bütün dünyanın gözünün Anadolu’da olduğundan neden bu kadar eminiz” gibi sorular, Türkiye özelinde basit birer soru değil, ciddi birer tehdit durumundadır.
Hâlbuki, insan kulaklarını ne kadar tıkasa da, sorular geçerliliklerini yitirmez.
Sonsöz
Türkiye halkını İngilizlerin geldikleri gibi gittiklerine inandırmak durumunda olan resmî söylem, Sevr’de İtilaf devletlerinin Anadolu’yu paylaştıkları gibi gerçek dışı bir iddiada bulunmak durumundadır. Zira, bu sayede, İngilizlerin baştan zaten talep etmedikleri bir şeyi onlara vermemiş olmak büyük bir başarı hâline gelir. Bu propagandanın diğer yönü ise, İngilizlerin istediklerini başından beri gizlemedikleri, hatta uğrunda savaşı göze alacaklarını açıkça belirttikleri Musul konusunu gözlerden mümkün mertebe uzak tutmaktır.
Resmî söylem, yedi düveli böyle böyle dize getirir.
Sevr’in 231. maddesinden alıntı
“Turkey recognises that by joining in the war of aggression which Germany and Austria-Hungary waged against the Allied Powers she has caused to the latter losses and sacrifices of all kinds for which she ought to make complete reparation./ On the other hand, the Allied Powers recognise that the resources of Turkey are not sufficient to enable her to make complete reparation./ In these circumstances, and inasmuch as the territorial rearrangements resulting from the present Treaty will leave to Turkey only a portion of the revenues of the former Turkish Empire, all claims against the Turkish Government for reparation are waived by the Allied Powers, subject only to the provisions of this Part and of Part IX (Economic Clauses) of the present Treaty.”
Alıntının Türkçe çevirisi
“Türkiye kabul eder ki, Almanya ve Avusturya-Macaristan’ın Müttefik Güçlere karşı başlattığı saldırgan savaşa katılmak suretiyle Müttefik Güçlerin her türden zarar ve kayıplara uğramalarına neden olmuştur, ve bu zarar ve kayıpları eksiksiz olarak tazmin etmek zorundadır./ Diğer yandan, Müttefik Güçler, Türkiye’nin kaynaklarının eksiksiz tazminatta bulunmasını mümkün kılacak yeterlilikte olmadığını takdir ederler./ Bu şartlar altında, ve bu anlaşma Türkiye’ye eski Türk İmparatorluğunun gelirlerinin sadece bir kısmını bırakacağından ötürü, Müttefik Güçler, Türk hükümetine yapılan bütün tazminat taleplerinden bu ve 9. bölümdekiler (Ekonomik Maddeler) hariç vazgeçerler.” (Çeviri bana ait.)
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları










































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.06.2019
17.06.2018
6.04.2015
23.03.2015
16.03.2015
20.01.2015
15.01.2015
17.11.2014
1.10.2014
12.08.2014