Sezin ÖNEY
Neden?
Bugün “düşman”, aslında “can”.
Darbeler, işkenceler, cinayetler, kayıplar, siyasi şiddet; farklı yerlerde olsa da temelde aynı hikâye anlatılıyor gibi...
Türkiye’nin, 12 Eylül darbecilerinin ikisini yargılaması, bir siyasi arınma ve politik kültürün dönüşümü sürecini doğurabilir mi?
Dünya genelindeki örneklere bakınca, darbeler gibi insan hakları ihlallerinin yoğun biçimde yaşandığı zamanlarla hesaplaşmak çok uzun zaman alan, sabır ve dirayet gerektiren süreçler.
Türkiye’nin sabrı ve dirayeti var mı?
San Francisco merkezli insan hakları örgütü Center for Justice and Accountability (CJA- Adalet ve Hesapverebilirlik Merkezi), 1998’den beri, dünya genelinde işkence, kayıp vakaları gibi konulardaki davaların mağdurları ve mağdur yakınlarına destek veriyor.
CJA’nın ilk davası, ABD’de de sil baştan geçmişi unutup yeniden hayata başlamayı umut eden Bosnalı bir işkence mağdurunun, işkencecisinin de tesadüfen kendisiyle aynı mahallede yaşadığını farktemesi ve bu nedenle yaşadığı “derin” travma sonrası mahkemeye başvurmasının sonucu.
Şili’de, Pinochet’nin liderliğinde 1973’teki darbenin gerçekleşmesi öncesi, sol çizgideki Salvador Allende hükümetinin genç bürokratlarından ekonomist Winston Cabello’nun ölümünden sorumlu tutulan bir ordu mensubuna karşı açılan Cabello- Fernández Larios’ya Karşı davası da, CJA’nın takip ettiği hukuki süreçlerden biriydi.
1999’da ABD’nin Florida eyaletinde açılan davada, orada ikamet etmekte olan. Armando Fernández Larios yargılandı.
Larios, darbe sonrası Şili’yi gezen katiller kumpanyası, Ölüm Kervanları’nın tetikçilerinden biriydi.
Darbe sonrası General Sergio Arellano Stark, General Pinochet’den, Kuzey’den Güney’e ülkede “asayişi berkemal kılacak” biçimde “durumdan vazife” çıkarması talimatını aldı.
Helikopterlerle, ülke genelinde oluşturulan toplama kampları, işkencehaneler, cezaevleri ve benzeri “nezih” mekânları ziyaret eden Ölüm Kervanı üyelerinin tek bir amacı vardı; kan kusturmak.
Ama kime?
CJA’nın dava dosyasında adı geçen, ordu mensubu Oleguer Benaventes Bustos’a göre, Ölüm Kervanları’nın amacı, rejimin meşruiyetini sağlamaktı.
Bustos şöyle diyordu; “Uygulanan şiddetin boyutları, o denli orantısızdı ki, bence asıl yapılmak istenen, rejimin devamını sağlamak için, Şili halkının direncini kırmaktı. Ordu mensupları genelinde de, ‘bakın, muhaliflere bunları yapıyoruz; siz de, muhalif konumuna düşerseniz neler yaparız’ algısını yaratmaktı”.
İşte hikâye böyle; “içtihat” ve “gelenek” oluşturmanın farklı yolları var; gerçekten evrensel standartlardaki hukuki yollarla, adalet ve insan onuru üzerinden de içtihat oluşturmak mümkün, korku ve korkunun yarattığı siyasi felçle de...
“Sizin de başınıza gelebilir”; tüm işkencelerin, cinayetlerin hedefi bu mu?
Fakat, şiddet olaylarında rol alanların sorumluluğu ne olacak? Herşeye rağmen, bir insan diğerine nasıl böyle şiddet uygulayabilir?
CJA’nın yargılanmasına ve sonunda dört milyon dolar tazminata mahkûm olmasına vesile olduğuLarios, mesela, nasıl olup da, darbenin ertesi günü tutuklanan henüz 28 yaşındaki Cabello’nun, bir otobanda, corvos adı verilen bir hançerle doğranması olayında rol alabilir.
Futbola meraklı, bir cıva gibi, civan Cabello, kuş uçmaz “kervan” geçmez diye Atacama Çölü’ne atıldı, cansız.
Ama çöl, kupkuru ketumluğuyla ölüleri olduğu gibi, sanki geçmiş yokmuşçasına mumyalayarak ölümsüzleştiriyordu.
Cabello, yaşasaydı bir sürü başka şeye sebep olacaktı, belki sadece sıradan ve ölümlü bir “mutlu” insan olarak var olacaktı; ama ölümüyle, cansız bedeninden kalanlarla, katilinin işlediği suçlardan mahkûmiyetine yol açtı.
Mahpus penceresinden, yıldızları gözlemek mi tek teselli; o yıldızlar ki, bizi taşıyan yapının temelindeki “bel kemiklerinin” gizli olduğu, hem “biz”, hem “onlar” gizli gözler...
Bir daha asla, Winston Cabello diye biri yaşamayacak; aynı isimde olsa bile, “o” olmayacak...
Tıpkı, Fas’ta, Kral Hasan’ın çölde kumların altına gömdüğü 50 kişi gibi...
Çölde, kumlar altında bir delikte, 50 kişi yerin dibine gömüldüğünüzü düşünün...
Anlamı ne?
En büyük umut, en büyük zevk; yıldızlar... Küçücük bir kum kabartısı penceresinden; “evren”.
Geçmiş ve gelecek...
O küçük delikte geçen 18 yıl, 50 mahkûmdan sağ kalan 15 kişi...
Sonra kendini yakan bir Tunuslu muhalif, meyve satıcısı Muhammed Buazizi; Arap Baharı’nın kıvılcımı hayatı ile...
Bugün, Saraybosna’da bir kurşun sıkılacak 20 yıl önce, bugün ismi dahi anılmayan biri ölecek, ben öleceğim, sen öleceksin; ilk kurşun sıkılacak, ama kime?
Sonra, film yönetmeni Alain Resnais’in, 2. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sadece 10 yıl sonra çektiği Nuit et brouillard (Gece ve Sis) belgeselinde, Naziler ve işbirlikçilerinin yargılandığı Nüremberg Mahkemeleri’nden imgeler eşliğinde sorguladığı gibi; tüm işkenceci, katil ve zalimlerin, adeta ‘insanca’ dediği gibi; “Ben sorumlu değilim”, “Ben de”... “Ben de”... “Ben de”...
O zaman kim sorumlu?
Resnais’in belgeselinde kelime kelime aynen sorguladığı gibi, aramızdaki “gelecek zaman” işkencecisi kim? Gücünüzü nasıl ve ne için kullandığınızı biliyor musunuz?
Bir gün, can ve cana muhalefet arasındaki seçim size verilse ne yaparsınız?
İnsan hakları, bir oyun ve “şirinlik” kaynağı değil; can kaynağı.
Siz, hangi cana kefilsiniz?
Bugün “düşman”, aslında “can”.
Bugün can olan bir bedenden kalanları, bin kilometre uzunlukta, 100 bin kilometre çapta, Şili’deki gibi bir çölde arar mıydınız; bir bebek küreği ile? Sizi kim arardı?
Atıfta bulunduklarımın en değerlilerinden Bilkent’ten akademisyen Fatma Ülgen’e, tüm düşündükleri ve ‘can gönlü’yle can verdiği için...
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları





































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.10.2025
28.09.2025
25.04.2025
3.02.2025
29.01.2025
17.01.2025
7.11.2024
6.11.2024
24.10.2024
27.06.2024