Süleyman Seyfi Öğün
AB üyesi devletlerin devlet ve hükûmet başkanları, umulmadık bir şekilde Papa Francesko'yu ziyâret ettiler. Böyle bir ziyâret, meselâ 2008 Krizinden önce; kendi Tatlı Hayât'ını (Dolce Vita) yaşayan bir Avrupa için düşünülebilir miydi? Hiç zannetmiyorum. Çok açık olan bir şey var: AB, özellikle Brexit sonrasında çok hızlı bir çöküş içinde. Bir defâ şunu görmeliyiz ki; Avrupa Refahı olarak bildiğimiz ve 1990'larda zirve yapmış bir sürecin ardında yatan en mühim olgulardan birisi de, Birliğin NATO şemsiyesi altında, büyük meblâğlara karşılık gelen askerî harcamalardan sarf-ı nazar etme avantajını yakalamasıydı. Bu suretle kaynaklarının kâhir ekseriyetini, üretim ve tüketim eksenlerinde militer olmayan alanlara kaydırabiliyordu. Bu tabloyu AB'nin hayırhahlığına yormamak gerekir. Elbette AB devletlerinin başta gelenlerinde hatırı sayılır bir militarist üretim vardı. Küçücük Belçika'nın azman silâh endüstrisi buna tipik bir örnektir. AB'nin militarist ekonomisi onun zenginlik kaynağıydı. Mesele, AB'nin NATO için para vermemesiydi. Elini rahatlatan da buydu. Orta sınıf hayat tarzının standartları işte bu avantajla yükseltilerek tüketime aktarılabildi. Ortaya parlak refah tabloları çıktı. O zamanlar AB'yi savunan yazarların ağızlarının suyunu akıtan da buydu. Şöyle diyorlardı:” Bakın Avrupa'ya: Ekonomik kalkınma, Refah ve Hukuk Devleti olmanın eşsiz uyumunu göreceksiniz”… En hazini de, kapı komşumuz Yunanistan'ın model gösterilmesiydi..
2008 Krizinden sonra işler tersine döndü. PIGS olarak tanınan; Portekiz, İtalya, Yunanistan ve İspanya ağır bir kriz yaşamaya başladı. Bu kriz hâlâ aşılmış değil. Demek ki taşıma su ile değirmen dönmüyor. Güzel zamanlarda bu lümpen Avrupa'yı kültürel olarak “Lâtin ateşi”, “Akdenizlilik” gibi yaftalarla şımartan ve fonlayan, başta Almanya ve Fransa'nın geldiği “esas” Avrupa, kriz sonrası tavrını ve söylemini değiştirdi ve gerçek yüzünü gösterdi. Yunanistan ile Almanya arasındaki gergin ilişkiler buna delâlet ediyor. Bugün Yunan kamuoyunda Almanya karşıtı duyguların had safhada olduğunu biliyoruz.
Obama devrinde, Avrupa'daki işler yine de fena gitmedi. Bir tür, adı öyle konmasa da bir nev'i Pan Avrupacılık orta paydasında buluşmuşlardı. Trump ile birlikte dengeler değişti. Trump ABD'si ile Büyük Britanya'nın kurduğu yenilenmiş ittifak ; merkezinde sallanan Fransa ve Almanya'nın olduğu AB'yi, deyim yerindeyse ortada bıraktı. Buna, târihsel arka plânı da olan; Anglo-Sakson Batı ile Kıt'a Avrupası'nın temsil ettiği Batı'nın ayrışması olarak bakabiliriz.
Bu kopuş yumuşak bir geçiş olarak yaşanmıyor. Mücâdele hayâtın her alanında devâm ediyor. Terörün sevk ve idâresi de buna dâhil gözüküyor. AB için tehlike büyük. Rusya ile köprüler atan Kıt'a, Türkiye üzerinden büyük bir göçmen istilâsına mâruz kalmış vaziyette. İşsizlik büyüyor. İşsizlik fonları bununla ne kadar başa gelir bilinmiyor. İçeride ırkçı ve aşırı milliyetçi bir dalga yükseliyor ve istikrârı tehdit ediyor. Rusya, Ukrayna işini unutmuyor ve sarsılan Kıt'ayı uzaktan seyrediyor. Dahası Putin, Le Pen ile görüşüyor. Trump, NATO'nun fonlanması için pek çoğu AB üyesi olan devletlere baskı yapıyor. Kıt'a, Ortadoğu ve Asya'da varlık gösteremiyor ve paylaşım senaryolarının dışında kalıyor. Fransa hâlâ etkili olduğu Afrika'daki avantajlarını tehlike altında hissediyor. Reel düzeyde bakıldığında Fransa OHAL ile yönetiliyor. Almanya'da güvenlik tedbirleri had safhaya çıkarılmış vâziyette. Daha beteri ,Hasan Basri Yalçın'ın son kitâbı ve yazılarında dikkât çektiği gibi savunma(!) konseptleri alabildiğine saldırganlaşmış vaziyette. İyi de bu gelişmeler olurken “Ruhlara seslenen” Papa Hazretlerine niçin gidiliyor?
Papa ile görüşme naçâr bir çıkış. Bir kere “Katolik Birlik” fikri Avrupa'yı toparlayamaz. Eğer kuvvetli bir tonlama kazanırsa buna en başta Ortodoks Avrupa devletlerinden kuvvetli bir îtirâz yükselecektir. Haçlı Birliği zannedildiği gibi kolayca sağlanamaz. Hristiyanlık değerleri Avrupa'da şu aralar yükselen neo-pagan dalgayı tatmin etmek bir yana; ayrıca da hiddetlendirir. Avrupa din dışı başka afyonlara daha fazla müptelâdır. Dolayısıyla teselliyi başka yerlerde arayacaktır. Bu da seküler karşılıkları olan pagan siyâsetlerdir. Zâten Papa da bunu görmektedir. Konuşmasını biraz da eski bir davâya oturtmuş gözüküyor. “Zamanında şu kürtaj işinde neden Kilise'yi dinlemediniz?” demeye gelen ve Avrupa'daki doğurganlık düşüşüne dikkât çeken bir konuşma yapıyor. “Dünyâ barışı”, “göçmenlere anlayışlı olun” gibi mutâd ifâdelerden ise bir şey çıkmıyor.. Hâsılı tablonun içi boş…
Pekiyi ayrışmaların hiç mi dinsel bir rengi yok? Elbette ayrışmalar ve kamplaşmaların açıklayıcı anahtarı “inanç” değil. Para ve silâh gibi çok daha nesnel parametreler. Buna mukâbil Katolik ve Anglo-Sakson ittifâkın dışında kalan Protestanlar birbirine yakın duruyor. Ortodokslar bu ittifâkın ya çeperlerinde veyâ dışında . Bunda elbette Ortodoksların , Katolik-Protestan dayanışmasının eseri olan AB'ye sonradan katılmış olmaları ve keskin bir anti-Avrupa olan Rusya ile olan bağları düşündürücüdür. Bu ayrışmaları görmek Türkiye açısından da son derecede mühim..Başka bir yazıda bakarız…
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları




























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.06.2021
29.04.2021
22.04.2021
4.06.2020
22.04.2019
4.02.2019
14.02.2019
11.02.2019
4.02.2019
28.01.2019