Süleyman Seyfi Öğün
Dün, CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu Ankara’daki şehit cenâzesine katıldığı sırada bir grubun şiddetine mâruz kaldı. Yazımın esas konusuna geçmeden evvel bu hususta bir şeyler ifâde etmek isterim. Bu saldırıyı kınamak ve Sayın Kılıçdaroğlu’ya geçmiş olsun dileklerinde bulunmak aklı başında ve vicdan sâhibi herkesin borcudur. Şiddet kördür ve kime, nerede ve kimden gelirse gelsin lânetlenmelidir. Ben de bu köşeden bir fert olarak Sayın Kılıçdaroğlu’ya yapılan provokatif saldırıyı lânetleniyor ve kendisine “geçmiş olsun “ diyorum. Emniyet çevrelerine düşen vazife, saldırının tâkibini yapmak ve en kısa zaman zarfında bunun sorumlularını ortaya çıkarmaktır…
* * *
Son ‘Mahallî İdâreler Seçimi’nin neticeleri, seçime katılan partilere tek tek bir şeyler söylediği kadar, hepsine toplu olarak da bir şeyler ifâde ediyor. Yanlış anlaşılmasın; ben, bâzıları gibi “Seçmen hangi mesajı verdi?” gibisinden bir “saçmalığı” tâkip edecek değilim. Hiçbir seçimin “ortak sağduyu” gibi uydurma bulduğum bir ekseni olduğunu düşünmem. Seçimlerde insanlar hisleri ve sezgilerini veri alarak karar verirler. Buradaki kıstaslar alabildiğine karmaşıktır ve sağduyu ile bir alâkası yoktur. Seçimlerin genel neticelerini değerlendirmek başka, bunu “ortak sağduyu” gibi muğlak bir kıstasa taşımak başka bir şeydir. İnsanlar seçimlerde bir tercih yapar. Bu tercihlerin topluca ve ayrıca; hele ki sağduyu üzerinden “îmâ ettiği” bir şey yoktur. Toplu neticelere bakılarak yapılacak değerlendirmeler, bizzat oy verme davranışını şekillendiren ana sâiklere odaklanmalıdır.
15 Temmuz gerçekten de “bek’a” meselesini gündeme getiren çok ağır bir süreçti. Korunmacı refleksleri harekete geçirdi ve millet ve kurumlar hakikâten de büyük, hattâ destânî bir başarıyla bunun altından kalktı. Darbeyi yapanlar dışarıdan değildi. Kurum ve kuruluşlara “sızarak” yaptılar bunu. Hâl bu olunca, Türkiye’nin bir “ayıklanma”, bir “arılanma” sürecine girmesi de kaçınılmazdı. Bu süreç, el an devam ediyor. İşin bu kısmı doğrudan doğruya “adlî” bir süreçtir ve ayrıca konuşulup, tartışılabilir. Mesele, 15 Temmuz’un, Türkiye’nin siyâsal ikliminde yol açtığı, daha uzun vâdeli işleyecek olan tahribattır. Kanaâtimce, 15 Temmuz’u hayâta geçiren çevrelerin, kaybetme ihtimâline hâlinde yedeklerinde tuttukları, siyâsal iklimi “bozma” plânlarıydı. 15 Temmuz’a karşı tepkilerin siyâsallaşmasının, iklimde kaçınılmaz bir şekilde “sertleşme” doğuracağı âşikârdı. “Sertleşme” hiçbir şekilde tek taraflı değildir. Nitekim süreç çok taraflı bir şekilde işledi ve bugünlere geldi.
Biraz “sertleşme” duygusu üzerinde duralım. Evvelâ şunu kaydetmeliyim ki, diyalektik düşünüşe inanmış birisi olarak, zihnimde “sertleşme kötü, yumuşama iyidir” veyâ “sertleşme iyidir, yumuşama kötü” nev’inden bir hazır formül yoktur. “A priori” olarak bildiğim, her yumuşamanın bir sertlik; her sertliğin de bir yumuşama doğurmaya namzet olduğudur. Bu geçişkenlik her iki sürecin “aşırılaş(tırıl)masına bağlı olarak savrulmalara sebebiyet verir. Tek başına ne sertlik ne de yumuşama yönetilebilir değildir. Tam tersine, herhangi birisine gömüldüğümüzde, onlar bizi yönetir. Sürecin öznesi olmak, biraz da onu yönetebilmekten geçer. Bu da, uçlara takılı kalmaktan çok, iki uç arasındaki “ilişkisel” alanda pozisyon kazanmakla alâkalıdır. Temel olan ilişkisel olandır. Daha basit ifâde edelim: Bütün mesele bu iki kutbu değil, kutuplar arasında dağılan “ilişkileri” yönetmektir.
Son mahallî seçimlerin neticeleri insanlara bir basitleme yaptırıyor. Milletin sağduyusuyla siyâsetçilere, “artık sertlikten hoşlanmadığı ve bir an evvel onlardan yumuşama beklediği” mesajını verdiği yolundaki bir basitlemedir. Seçimlerin Türkiye sath-ı mâlini kapsamakla berâber, temelde bir ‘İstanbul Seçimi’ olduğunu çok evvelden yazmıştım. Bu açıdan rahatım. Sayın Ekrem İmamoğlu’nun başarısının “yumuşama”dan yana tavrı ve söylemi olduğuna dâir basitlemelere katılmıyorum. Sayın İmamoğlu, bu tavır ve söylemi taşıdı. Ama ona verilen oyların bu tavır ve söylemi paylaşmakla değil; Sayın Erdoğan’a dönük sert ve dışlayıcı hissiyatlara tercümân olmasıyla alâkalı olduğunu düşünüyorum. Sayın İmamoğlu’na gösterilen “teveccüh”, onun her meşrebe, her nabza göre şerbet dağıtmayı bilen pragmatik tarafıydı. Sayın İmamoğlu’nun “yumuşak çehre ve söylemi” aslında siyâsal pragmatizmidir. Seçmen , keskin bir ikilem üzerinden; yâni Erdoğanizm ile Anti-Erdoğanizm arasında bir tercih yaptı. Sayın İmamoğlu’nun pragmatizmi, sert Anti-Erdoğanistlere bir paratoner oldu; onları kapsadı ve örttü. Hepsi bu kadar.
Cumhurbaşkanı, son yaptığı konuşmada,”millet İttifâkı”ndan bahsederek kutuplaşmayı dışladı ve yumuşamanın sinyâllerini verdi. Bu sinyâlin, Sayın Erdoğan’ın mesajdan gerekli dersi çıkardığı; sertliği tamâmen tek edip, “yumuşama”ya geçileceği gibi bir basitlemeyle değerlendirilmeye başladığını görüyorum. Eğer bu basitleme doğruysa, beklenen neticeyi vermeyeceğini; hattâ beklentileri ters yüz edeceğini daha şimdiden söyleyebilirim. Beşerî dâirelerde, haydi Kantçı bir kavramı ödünç alarak ifâde edelim; hiçbir “maksim” mutlak değildir.
Sayın İmamoğlu’nun pragmatist siyâsetlerinin “yumuşatıcı” değil “aşındırıcı” bir yönde ilerleyeceğini düşünüyorum. Bu, “yumuşamanın” değil “aşındırmanın” başarısı olacaktır. AK Parti’nin geliştireceği mukâbil manevra ne olacaktır? Düğüm noktası burasıdır. Eğer “Ben de yumuşacağım” derse ve bir yumuşama yarışına girerse elde edeceği fazla bir şey olacağını zannetmiyorum. Elbette, kendisine sertlikte karar; hattâ mahkûm ettirmeyi gâye edinen bu “aşındırma” denemelerinİ bertaraf etmeye mâtuf bir açılım ihtiyâcı ortadadır. Ama bu açılım sertliği bırakıp, yumuşamak değil; eğer doğru plânlanırsa, bu iki maksim arasında kalan alanda ilişkileri yönetmek başarısı olacaktır.
Yazarlar
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları

































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.06.2021
29.04.2021
22.04.2021
4.06.2020
22.04.2019
4.02.2019
14.02.2019
11.02.2019
4.02.2019
28.01.2019