Süleyman Seyfi Öğün
Tekmil dünyâda siyâset daraldı. Daralan siyâsetlerin alâmet-i fârikası daha çok reelpolitik endişelerin yükselmesi ve moralpolitik tahayyülleri sönümlenmesidir.
İlk izlenimlerin izini sürersek; evet, reelpolitik ne kadar akıl ve hesap yüklüyse, moralpolitik de bir o kadar duygu yüklüdür. Moralpolitik daha çok duygularla fişeklenir. Reelpolitik tabiî ki duygu içermez. Ama bu niteliği bize, reelpolitik’in hesaplarının, duygusal mâhiyetteki “bâzı” hesaplaşmaların üzerine kurulduğu gerçeğini unutturmamalıdır. Siyâsetin her zaman duygusal bir jenaratörü varolmuştur. Mühim olan, bir benzetme üzerinden gidecek olursak bu jenaratörün hangi yakıtla çalıştırıldığıdır.
Evvelâ moralpolitik dünyânın en az iki boyutlu olduğunu düşünüyorum. Bunun ilk ayağı “tahayyül” ile âlâkalıdır. Moralpolitik tahayyül, geleceğe bakar. Bugünü hesapsızlıkla değerlendirmesi, gelecek tutkusu yüzündendir. Onun gözünde “olması gereken”, “olup bitenden” evlâdır. Diğer taraftan târihsel düşünmekte de zorlanır. Gözünde, “olması gereken” olmuş bitmişten” evlâdır. Târihsel düşünmek yerine edebî ve teolojik(felsefî) düşünmeyi tercih eder. Referansları ise karşılıksız ve müphemdir. Nasıl ki teologlar ulaşılmaz, yakınlaşılmaz bir “Tanrı” kurgusu geliştirmişlerse; moralpolitik mecrâlar da, meselâ öyle bir ulaşılmaz ve yakınlaşılmaz bir “İnsanlık” kurgusu geliştirmişlerdir.
Moralpolitik tahayyül bir fetiş hâline gelirse; hele hele bürokratize olursa berbatlaşır. Tecrübeler bunu gösteriyor. Moralpolitik fetişe verilebilecek olan en tipik târihsel misâl Fransız Devrimi, Jakobenler ve Terör Dönemiyse; moralpolitik’in bürokratize edilmesine verilebilecek en tipik misâl de Stalinizmdir.
Moralpolitik 1960’larda Martin Luther King’de en olgun formlarından birisine ulaştı ve akabinde hâzin bir şekilde sönümlendi. “I have dream” bunun bakiyesidir. Düşünüyorum da bana çok tuhaf geliyor: Herkes Martin Luther’in “I have a dream” diye başlayan bir konuşma yaptığını bilir. Ama arkasından neler söylediğini bilmez. Bu ifâde moralpolitik’in dibâcesi, ruhûdur.
Moralpolitik’in ikinci boyutunun ise konvansiyonel olduğunu ve ağırlıklı olarak “sendrom” düzeyiyle eşlendiğini düşünüyorum. Burada gelecek rol oynamaz. Morâlpolitik sendrom güncel veyâ târihsel dâirelerde tecessüm eder. Yaşanmış veyâ yaşanmakta olan bir şeylerden ahlâken rahatsız olmak, incinmek, moralpolitik sendromu harekete geçirecektir.
Ahlâk neticede bir “saflık” değil midir? Kirlenmemiş, bozulmamış bir dizi doğru ve doğruluğa işâret etmez mi? Ve ahlâk târihsel pratiklerimize “gömülmüş” değil, olsa olsa “iliştirilmiş”tir. Ne onunlayız, ne de ondan kopuk… İkircikli hâller… İşte bu ikircikli hâller üzerinden işliyor moralpolitik sendrom.
Moralpolitik sendrom, meselâ Frantz Fanon, Malcolm X, Che Guevera gibi misâllerde alabildiğine kavgacı bir mâhiyette çıkar karşımıza.. Çok farklı referansları olan, birbiriyle çok âlâkasız gibi görünen, hattâ birbirleriyle çatışan figürler, olaylar, süreçler moralpolitik sendromun parçalarıdır. Zâten sendrom kavramını kullanmam bu yüzdendir. (En son olarak elbette ki referansları çok başkaydı ama merhûm Salih Mirzabeyoğlu da bana hep bu figürü hatırlatmıştır). Albert Camus’nün Başkaldıran İnsan’ından tablolar, resimler… Hayır diyen adamlar… Ahlâkın isyân ettirdiği insanlar.. Kahramanlar… Ahlâkın İsyanı…
Diğer bir moralpolitik sendrom ise güncel dünyânın kavgalarından arınıp, genellikle de târih ve gelenekten beslenmek sûretiyle bugünü dönüştürmeye çalışan; sessiz, gösterişsiz ve barışçıl faaliyetlerle tecessüm eder. Onlar ahlâkın isyânını değil, isyânın ahlâkını esas alır. (Bu kavramı literatürümüze sokan Nureddin Topçu’nun ruh-u azîzi şâd olsun).. Mahatma Gandhi bunun eşsiz ve benzersiz figürüdür. Ve pratikler içinde yüzen Gandhi, ilham aldığı Thoreau ve ilham verdiği Martin Luther değildir. Thoreu moralpolitik’in “hayır “ diyen, dikilen yüzüydü. Martin Luther ise hayâl ediyordu. Gandhi ise sâdece gülümsüyor, oruç tutuyor, ibâdet ediyor ve çalışıyordu.
Ama gâliba reelpolitik’in saltanatına giden yollar, moralpolitik’in içinden geliyor. Karşıtlıklar kopukluk doğurmuyor ki? Siyâsal târih ne reelpolitik, ne de moralpolitik’e indirgenebilir. Târih ikisi de değil; ama ikisi arasındaki “durumlar” ve “geçişler”dir. Reelpolitik ile moralpolitik’in kavgalı olduğunu bilmeyen yoktur. Ama geçiş, tek başına reelpolitik’in moral politik’e verdiği zararla ölçülmez. Moralpolitik’in hem bir tahayyül ediş tarzı hem de ahlâkî isyanlar dizisi üzerinden kendi kendisini sönümlendirmesidir daha baskın olan. Şimdi kendisini sönümlendirme sırası reelpolitik’de. Belki bir çeyrek asır…Sonrasına hazır olması gerekiyor insanların.. Ahlâkî isyan değil, isyân ahlâkı üzerinden….
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları





























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.06.2021
29.04.2021
22.04.2021
4.06.2020
22.04.2019
4.02.2019
14.02.2019
11.02.2019
4.02.2019
28.01.2019