Süleyman Seyfi Öğün
Bilim ve teknolojiye olan inanca îtirazlar, ister minimalist, ister maksimalist nitelikte olsun daha işin başından beri vardı. Maksimalistler, meselâ Tolstoi gibi düşününler dâima azınlıkta kaldılar. Maksimalizm bir tarafıyla dâima mâceracıdır ve ödetmesi muhtemel bedeller îtibârıyla korkutucu, ürkütücüdür. Bugüne kadar insanlığın maksimalizmden şüphe duymasını, karar aşamalarında da ona direnç koymasını anlayabiliyorum. Ama târihsel pratik bize bundan daha fazlasını ve çok daha tuhaf durumları gösteriyor. Minimalizm, maksimalizm karşısında, ayakları yere basar, daha dengeli ve mâkûl görünüyor. Ama, yer yer budalalık boyutlarına varan saflıklar maksimalizmden değil, minimalizmden geliyor. Çünkü, maksimalizm toptancı iken minimalizm kendisini kotarmak için ayırımcı davranıyor. Toptancılık çılgınlığa, ayırımcılık ise saflığa savuruyor. Ve gâliba târih de bir bakıma çılgınlık ile saflık arasındaki sarkaçlanmalardan oluşuyor.
Evet, anaakım seviyesinde bilimden kimse korkmuyordu. Aslında genel ve basitçi yaklaşım, teknolojinin günah keçisi hâline getirilmesiydi. Teknolojiyi doğuran gelişmelerin bilimden geldiğini herkes görüyor; ama basitleme de zâten burada ortaya çıkıyordu. Sanki teknoloji bilimin kazâsı, istenmeyen çocuğuydu. Araya karanlık, kötü niyetli bir takım güçler giriyor, bilim ile gayrı meşru ilişkiler kuruyor; onu kendi ihtiraslarına âlet ediyordu.
Basitçilik bir defâ başladı mı, sonu gelmez bir sürüklenmeye dönüşüyor. Bilim ile teknolojiyi ayrıştırma basitliği, araya başka bir şeyleri koyarak meselelerin hâlledebileceği saflığıyla sürmüştür. Nükleer fizikten insanlığı yok edecek nükleer silâh yapmak kadar insanlığa şifa verecek nükleer tıbbı geliştirmek de mümkündür. O hâlde -sanki- bütün mesele ilk adımda bir niyet meselesine; o da ahlâkî bir seçime; nihâyet bilimi ve teknolojiyi hukûka tâbî kılmaya kalmıştır.
Târih her defâsında insan saflıklarını bozguna uğratıyor. Ama biz de her defâsında saflıklarımızı yeniden üretmekten geri kalmıyoruz. Bu da bahs-i diger... Her neyse; teknolojiye dönelim… Şimdilik bırakalım bilimi bir tarafa, önce teknolojiyi anlamaya çalışalım. Teknoloji aslında Grekçe “tekne” kökünden gelen “teknik”in yabancılaşmaya ve yabancılaştırmaya açık formasyonunu ifâde eder. Teknik dünyâ mekanik dünyâ ile eşleşir; sonrası ise, yâni meta-mekanik dünyâ, teknolojik dünyayla. Bugünkü teknolojik seviyelerle kıyaslandığında teknik-mekanik dünyâ elbette çok geridir. Lâkin göz hizâmızdadır. Yabancısı değilizdir onun. Kullanamasak da, bir yelkenliye veyâ bisiklete bakarak, onu üreten bisiklet ustasına yakın bir fikrimiz olur. Hâlbuki üstün motorlu bir otomobile veyâ transatlantike, alık alık bakmaktan ibârettir yapabildiğimiz. Bu farkı ise her seviyedeki işlev ve kullanım kolaylıkları; dahası bu kolaylıkların demokratizasyonu kapatır. Teknolojik dünyâ kullanım kolaylığı ve onun yaygınlığıdır aslında. Bizi, nasıl yapıldığı ve işlediği konusunda kapkara câhil olduğumuz sayısız aygıtın kullanıcısı kılar. İleri teknoloji ürünü mobil telefonlar hakkında fikrimiz sıfır derekesindeyken, ne gam, onu iki parmakla vızır vızır kullanan sihirbazlara dönüşmüşüzdür.
Bu kadarı bile teknolojinin bizi hem kendisine hem de dünyâya yabancılaştırmasını anlatmak için kâfidir. Ama bu kadarı sâdece bir paradoks; çelişki değil. Çelişki diyalektik işliyor. Meselâ teknolojinin kullanım kolaylığını arttırması, teknolojik ürünlerin kullanım değerine tekâbül etmiyor. Tam tersine, kullanım kolaylığı, kullanım değerinin erimesiyle yürüyor. Tam tersine, değişim değeriyle değerleniyor teknolojinin dolaşımı. Bu çelişkili dolaşım teknolojinin demokratizasyonu ile erişimi arasındaki çelişkili başka bir süreci de içeriyor...
Elbette teknolojinin ölümcül risklerinin, her sıradan insan kadar farkındayım. Teknolojinin ölümcül ürünlerinin doğurduğu riskleri tamâmen ihmâl ederek yazıyorum bu yazıyı. Barışçıl teknoloji dâiresinde kalıyor bu değerlendirmeler. Ama ölümcül olmayan barışcıl teknolojinin tahribâtı ölümcül teknolojiden çok da farklı değil. Belki de aha beteri. Çünkü ölüm bedenimizi alır. Barışçıl teknolopji ise ruhûmuza saldırıyor. Nasıl mı? Bizleri nesnelerle donatıyor. Konfor, ergonomi sunarak sempatimizi kazanıyor... Evet bunları elde ediyoruz. Ama bunlara olan bağımlılığımız ile nesnelerin nesnesi hâline geliyoruz. Ürettiğimiz “nesnelerin nesnesi” olmak kadar küçültücü bir durum olabilir mi? Meselâ Hegel’in Efendi-Köle diyalektiğinde olduğu gibi bir “öznenin nesnesi” olmak bile bunun yanında ne kadar hafif kalıyor. …
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları

































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.06.2021
29.04.2021
22.04.2021
4.06.2020
22.04.2019
4.02.2019
14.02.2019
11.02.2019
4.02.2019
28.01.2019