Ümit KARDAŞ
İktidarın OHAL’de gazeteci ve akademisyenlere yönelik
insanlık hukukuna aykırı icraatına hukukilik kazandırdığını düşünmesi kabul edilemez
“Kim olursa olsun herhangi birini haksız yere hapse atan bir yönetimin
olduğu koşullarda, adil bir insanın yeri hapishanedir”
Henri David Thoreau
Meşru yani evrensel hukuka dayanan bir yargı sisteminin herkes için ne kadar elzem olduğu anlaşılmış olmalı.Ne yazık ki iktidar henüz bunun farkında değil ve güce dayalı kurmaca bir hukuku bize meşru ve sürdürülebilir bir hukukmuş gibi göstermeye çalışıyor. Oysa güç el değiştirdiğinde aynı hukuksuzluğa maruz kalacağı ihtimal dahilinde.Yaşananlar hepimize meşru hukuk, çoğulcu, katılımcı, özgürlükçü demokrasi ve vicdan ekseninde her kesimle bir araya gelerek ve yeni bir inşaya başlamak görevi yüklüyor. Bu bağlamda meşruiyet ve konsensüs kavramlarını irdelemekte yarar görüyorum.
Meşruiyet
Meşruiyet ( legitimite ), doğal hukuka uygun olmayı ifade eder.Bu nedenle meşruiyet, yetkili organlar tarafından konulmuş olan bir kanuna uygun olmayı belirtenhukukilik ( legalite ) kavramından farklıdır.Çünkü mevcut hukuk normları varlıklarının meşruluğunu evrensel esas ve ilkelere göre ispat etmekle yükümlüdürler. Dünyanın çeşitli yerlerinde iktidarların neden olduğu insan hakları ihlallerini ve bu ihlallerin kaynağını oluşturan hukuk kurallarının meşruluğunu savunabilir miyiz ?
Meşruluk siyasi alanda iktidarın sağlanması ve elde tutulması bakımından en önemli faktörlerden birini oluşturur. Bir siyasal sistemde yönetilenler, iktidarın meşruluğuna inandıkları ölçüde onun kararlarına kendiliklerinden uyma eğilimi gösterirler. Bu durumda iktidar zora başvurma gereği duymaksızın itaati sağlamış olur. Aksi durumda, yani yönetilenler arasında iktidarın meşruluğuna olan inanç zayıfsa, onun kurallarına kendiliğinden uyma eğilimi de düşük olacak ve iktidar itaati sağlamak için güce, şiddete ve tehdide başvurma yoluna gidecektir. Demek ki kaba güç ve şiddet kullanma ile meşruluk arasında ters orantı bulunmakta.
Şiddet kullanma,devlet aygıtlarıyla baskı altına alma ve tehdit etme yöntemleri iktidarların güçlü olduğunu göstermez.Aksine rejimin ya da iktidarın meşruluk temelinin zayıf olması nedeniyle ayakta kalabilmek için çıplak güce dayanmak zorunluluğunda olduğunu gösterir.Bu nedenle meşruluk yönetimi kolaylaştıran, onu etkili ve istikrarlı kılan bir unsur.
Siyasi iktidarın kanuniliği ile meşruluğu birbirinden faklıdır.Kanuni bir iktidardan kastedilen, mevcut anayasa ve hukuk kurallarına bağlı olarak seçimle ortaya çıkan meşru iktidardır. Ancak başlangıçta meşru olan bir iktidar daha sonra meşruiyetini kaybedebilir. Bu nedenle meşruiyet sorunu iktidarın kaynağıyla olduğu kadar iktidarın kullanılmasıyla da ilgilidir.
Doğal hukuk anlayışına göre hukuki olanla, meşru olan arasındaki fark önemlidir. Fransız Littre Sözlüğü, bunu şöyle açıklamakta.”Kanuna uygun olan hukukidir.Hakkaniyete uygun olan meşrudur.Kanunu ihlal eden bir fiil hiçbir zaman hukuki olamaz, ancak şartlar gereğince meşru olabilir” Hukuki olan bir hükümet, doğal hukukun esas ve ilkelerini ihlal ettiği oranda meşru olmaktan çıkabilir. Bu durum Ortaçağ’da “tirani” olarak adlandırılmıştır.
Doğal hukuk ve Konsensüs
“Barış ancak insanlar adil olduğunda mümkündür “ Halil Cibran
Doğal hukuk düşüncesi insanların doğuştan vazgeçilmez,devredilmez hak ve özgürlüklerle dünyaya geldiğini;eşit ve özgür olduklarını belirtir.Devlet sistemine adalet ve faziletin egemen olması gerektiğini kabul eder.Bu düşünceye göre devlet amaç değil aksine bireyin hak ve özgürlüklerini en iyi şekilde kullanabileceği ortamı hazırlayan ve bunu hukuk güvencesi altına alan bir araçtır.Yani devlet kutsal değildir ve demokrasinin kahramanı bireydir.
John Locke, 17. Yüzyılda egemenliğin meşruluğunu bireysel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasına bağlamıştır.Bütünleşen,tümel bir genel irade yoktur, birey vardır.Bireyi araç olarak değil, amaç olarak görmek, onu ön plana çıkarmak ileri demokrasinin gereğidir. Locke ile doğal haklar bireyselleşmiştir. Locke’a göre, doğuştan özgür ve eşit olan insanların bir toplumsal mutabakat içinde toplumsal sözleşmeye bağlı olarak bir devlet örgütlenmesi içinde yaşamalarının meşruiyeti ve kabul edilebilirliği hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmalarından doğmaktadır.
Tarihsel seyri içinde doğal hukukun, hukuk inşası ve uygulaması bakımından bugün geldiği ilişki noktası “insan hakları hukuku” olmuştur. Bu hukukun temelinde ise insancıl hukuk ve ulusal üstü hukuk bulunmaktadır. AB kriterleri ve AİHM içtihatları da bu kapsam içindedir.
Meşruluk kavramıyla “temel mutabakat “(consensus ) kavramı arasında yakın bir ilişki bulunmakta.Bir siyasal sistemin meşruluğu konusundaki mutabakat oranı düştüğünde, birden çok meşruluk inancı arasında çatışma başladığında toplumsal barış bozulur ve kriz durumu ortaya çıkar. Kuşkusuz bu mutabakat farklılıklarımızla bir arada barış içinde yaşamamızı sağlayacak çoğulcu, çoklu, katılımcı, özgürlükçü olma niteliklerine dayalı bir demokraside ve meşru hukukun ( doğal hukukun ) hak ve özgürlüklerimizi güvence altında tutacağı ilke ve değerlerde olmalı.
Münci Kapani’ye göre “temel mutabakatın yokluğu” ( dissensus ) diğer bir deyişle “meşruluk çatışması” barışçı yollardan giderilemezse siyasal gerilim ve iç çatışma kaçınılmaz hale gelebilir. Hukuk sosyolojisi alanında çok önemli bir değer olan hocam Tarık Özbilgen, meşruiyet konusunun değerlendirilmesini hukukçuların görevi olarak görmekte. Özbilgen’e göre hukuk ilminin ve hukukçunun görevi,sadece var olan hukukla meşgul olarak kanunkoyucu karşısında pasif kalmak değil ama aynı zamanda hukuk kurallarını belirli ilke ve esaslara göre değerlendirmektir. Buna göre hukukilik özellikle pozitif bir kurala uyumluluğu ifade ederken, meşruiyet başka bir üst bağlamdaki yüksek bir ilkeye uyumlu olmaya atıf yapar.
İktidarın OHAL düzleminde gazeteci ve akademisyenlere yönelik, hak ve özgürlükler bağlamındaki insanlık hukukuna aykırı icraatına hukukilik kazandırdığını düşünmesi kabul edilemez..Siyasette ve hukukta meşruiyet çok önemlidir. İktidar, iç çatışmayı önlemek ve toplumsal barışı sağlamak için sadece hukuk normu anlamında bir hukukiliği değil, meşruiyeti de gözetmek zorundadır.
* Eski askeri yargıç, Dr., Avukat
Yazarlar
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları









































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
22.01.2026
13.12.2025
4.11.2025
17.10.2025
1.10.2025
7.09.2025
1.09.2025
27.08.2025
7.08.2025
4.06.2025