Yasemin ÇONGAR
Rock müziğin 1970’lerin başında gelişen ve sadece siyasi mesajına değil, klasik, folk ve caz gibi farklı türlerle etkileşime açık duran geniş müzikal ufkuna da atıfla “ilerici” ya da kısaca “prog” diye adlandırılan ekolünün temsilcilerinden King Crimson’ı çok severim ben. Grubun kurucusu gitarist Robert Fripp’in, benimki gibi nice hayatın med-cezirine eşlik eden şarkıları arasında, “Epitaph”ın (Mezar kitabesi) hep özel bir yeri oldu. Müzikal bakımdan King Crimson’ın en iyi işlerinden biri değildi “Epitaph” ama ruhu ve sözleri, gencecikken ölümle yüzleşmenin, bir yandan ütopyayı yıkarken bir yandan hükümrana inatla kafa tutmanın ruhu ve sözleriydi. Mezarında “kargaşa” yazacak olan bir kuşağı anlatırdı şarkı bize; kâbuslarla parçalanıp gittiğimizde, kimsenin başımıza bir çelenk koymayacağı bir ölümü tarif ederdi. “Kuralları kimsenin koymadığı yerde” derdi Peter Sinfield imzalı sözler, “bilgi ölümcül bir arkadaş...” ve “Görüyorum ki bütün insanlığın kaderi, aptalların elinde.” Mezarlarımızda arkamıza yaslanıp gülebileceğimiz bir gelecek düşü, “Ama korkarım ben yarın ağlıyor olacağım” nakaratıyla biterdi.
“Epitaph”ı nicedir dinlememiştim. Yazıya başlarken, bu kırk bir yıllık şarkıya niye birdenbire bu kadar kuvvetli bir hasret, handiyse ihtiyaç duyduğumu, şarkının adı ile yazımın konusu arasındaki bariz ilişki ne kadar açıklayabilir ondan da emin değilim. Ama şarkıyı internetten bulup indirince, Bitlis’ten gelen haberdekine benzer bir kırılmanın sözleri karşıladı beni; kimsenin başlarına çelenk koymadığı, tabutlarına omuz vermediği, kimsenin mezarlarını bile bilmediği, olmayan kitabelerinde, görünmeyen harflerle bu ülkenin hakikati yazılan çocukların da şarkısı olabilirdi bu. O hakikatin ölümcül bilgisi her haberde biraz daha genişleyip, biraz daha kahrederken bizi; “Epitaph,” artık ne askerî bir marşın ne Kürtçe bir ağıtın ayakta tutmaya kifayet edeceği milliyetçi ütopyaların yıkılışının müziği olarak dinlenebilirdi.
Bitlis’in Mutki İlçesi’nde, Jandarma Karakolu’nun yanındaki çöplükte yapılan kazıda, on iki insanın iskeleti bulundu önceki gün. Kazı sürerken haberler peyderpey geldi bize; “üç ceset” dedi biri, birkaç saat sonra “beş ceset” dedi bir başkası; yurt muhabirlerinden biri uyardı, “ceset değil tabii artık iskelet bunlar, sayı da yedi oldu,” sonra dokuz oldu; birinci sayfaya sürmanşeti önce “dokuz” diye yazdık, bir saat içinde üç iskelet daha çıktı topraktan; on iki.
Bir toplu mezarlar ülkesi burası; bu toprakların tarihini, bağrında sonsuza kadar uyuyacak olanların haline bakarak yazan biri, “Anadolu Medeniyetleri” başlığının yanına “Anadolu Mezalimleri” başlığını da atabilir rahatlıkla ve son otuz yılda, mezar taşına bile layık görülmeyip bir mezraya, bir çöplüğe, bir karakola, bir tabura öylece, yığın halinde gömülmüş çocukların çokluğuna bakarak, bu savaşın aslında bir savaş bile değil, bir “mezalim” olduğunu not düşebilir.
Mutki’deki toplu mezarın bulunmasını, adını saklasa da yıllardır sır tuttuğu ölümcül bilgiyi artık saklayamayan bir korucunun ihbarına borçluyuz. O mezardaki on iki iskelet, bundan on iki yıl önce “ölmeye ve öldürmeye” gitmek üzere evlerinden ayrılan dokuz Kürt genciyle, onları karşılayan üç gerillaya ait. O mezardaki on iki iskelet, en büyük kadersizlikleri “kaderini aptalların eline bırakmış” bu topraklarda doğmak olan on iki kayıp çocuğa ait. Ordunun ve PKK’nın, görünüşte birbirine karşı ama hakikatte ne kadar karanlık bir ittifak içinde yürüttüklerinin ölümcül bilgisine artık sahip olduğumuz kirli savaşın kurbanlarından on ikisinin daha yerini bulduk.
Mutki kazısının gerçekleşmesine öncülük eden İnsan Hakları Derneği Bitlis Şubesi’ne göre, sadece bu ilin sınırları içinde kazılmayı bekleyen üç yüz kadar toplu mezar var. Mutki’deki Jandarma çöplüğünde yeni iskeletler bulunması da mümkün. Yirmi yıl kadar önce, Kasaplar Deresi’ndeki toplu mezardan yetmişten fazla iskelet çıktığını ise bilen biliyor.
Mutki’deki iskeletlerden birinin, 1999’da dağa çıkmak üzere evden ayrılan oğlu Cevdet Çalgan’a ait olduğunu düşünen Mahmut Çalgan, “Ne tuhaf” diyordu dün, “Oğlumun sarılıp öpeceğim bir mezar taşı olacak diye sevinir hale geldim.” Savaşın bile kurallarına uymayan bir savaş böyle bir şey işte, mezalim böyle bir şey; bir mezar taşı “sevinç” vesilesi olabiliyor, gencecik bir hayatın başlangıç ve bitiş tarihlerinden ibaret bir mezar kitabesi, bir insandan geriye kalacak tek “belge” olarak kutsanabiliyor bazen.
Kimsenin başımıza çelenk koymayacağı bir ölümü tarif eden “Epitaph,” yazının başından beri dönüp duruyordu kulaklıklarımda; belki de onuncu kez, “Ama korkarım ben yarın ağlıyor olacağım” sözlerini dinledikten sonra “dur” düğmesine bastım nihayet. Kaderini aptalların elinden almaya başladı artık bu ülke, biliyorum. Kayıp çocuklarına artık ağlamayacağı bir yarını olacak bu toprakların, biliyorum. Sadece o geleceği görememekten korkuyorum biraz. Kırk bir yıllık bir rock şarkısına da galiba bunun için ağlıyorum.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
5.12.2013
24.09.2013
27.07.2013
29.05.2013
1.04.2013
8.12.2012
1.12.2012
17.11.2012
10.11.2012
3.11.2012