Yusuf Kaplan
Türkiye’nin sorunu siyasî durumalış meselesi değil; varoluşsal konumlanış meselesidir.
Mesele, siyasî değil, ontolojik.
Türkiye, yüzyıldır, yapılan siyasî yanlışlıklardan ötürü, kangrene dönüşen sorunlarla boğuşmuyor. Varlık nedenini, varoluşsal zeminini yitirmesinden ötürü sürgit içinden çıkılması zorlaşan köklü sorunlarla boğuşuyor.
SİYASET, KURUCU BİR KAYNAK DEĞİL KORUYUCU BİR BARINAKTIR
Türkiye’deki bütün farklı kesimler, -buna bütün İslâmî kesimler de dâhil- Türkiye’nin sorununu, siyasal’a, siyasî konum’a, siyasî durumalış’a indirgiyor.
Oysa -politika anlamında- siyaset, kurucu bir kaynak değildir; kurulan bir dünyanın korunması, önünün açılması sürecinde koruyucu bir vasıtadır sadece.
Siyaset araçtır, vasıtadır; amaç değildir.
Türkiye’nin henüz farkına varılamayan temel sorunu, bütün kesimlerin her meseleyi siyasal’a indirgemesi, her meseleye siyasî açıdan bakmasıdır.
O yüzden her mesele kolayca ideolojikleşiyor, yapay kamplaşmalar üretiyor.
Sonuç, ruhsuzlaşma ve yapay husûmetlerin gerçeğe dönüşmesi ve köksalması şeklinde tezahür ediyor.
Böylesine yanlış bir yönelimin normalmiş gibi görünmesine yol açan bazı önemli tarihî nedenler var.
MODERNLİK: SİYASETİN VESAYETİ VE EKONOMİZM FELÂKETİ
Modernlik, siyasal üzerinden kuruldu.
Modern dünya, din-dışı bir oluşumdu; din’i -yaşanan sorunları anlamlandıramadığı, aşamadığı anlaşıldığı ve İslâm’ın meydan okuyuşuna cevap üretebilmek için- dini / Kilise’yi haklı olarak terketti; ve siyasetin vesayeti olarak zuhur etti.
Modernlik, siyasetin vesayetiydi.
Bizim yaşadığımız varoluşsal kriz ise, vesayetin siyaseti olarak tezahür etti.
Modernlik, siyasetin vesayetiyle kuruldu Vestfalya Anlaşması’yla başlayan süreçte; sanayi devrimleriyle birlikte, siyasetin vesayeti, yerini ekonominin vesayetine, daha belirgin olarak da ekonomizme terketti.
Din-dışı, seküler bir yolculuğun iki uğrak noktası siyaset ve ekonomi olacaktı kaçınılmaz olarak.
Ve önce siyaset sonra ekonomi (teknoloji) güç olarak konumlandırıldı ve araçsallaştırıldı.
Batı uygarlığının yaşadığı ontolojik felâket burada köksaldı: Araç, özellikle de güç üreten araçlar, amaç hâline getirildi. İnsan amacını yitirdi, araçların kölesine dönüştü ve hayat mekanik, ruhsuz bir güç mücadelesi arenası olup çıktı.
ÖLÇÜMÜZ GÜÇ DEĞİL HAKİKAT OLMAZSA...
Sorunumuzun, güce sahip olamama sorunu olduğunu zannediyoruz.
İki asırdır, güce, güç üreten araçlara sahip olduğumuz zaman bütün meselelerimizi halledeceğimizi düşünüyoruz: Ne büyük gaflet!
Ölçümüz, hiç bir zaman, siyaset ya da gücü ele geçirme güdüsü olmayacak.
Ölçümüz, hakikat olacak: İnsanın iç ve dış dünyasını anlamlandıran, hayata anlam, değer, derinlik ve ruh katan hakikatin hayatımız olması ilkesi olacak.
Eğer ölçümüz, güç olursa, gücü ele geçirme güdüsü olursa, gücü de, hakikati de yitireceğimizi unutmayacağız.
Bütün bunları niçin yazdım?
İzah etmeye çalışayım kısaca...
İngilizler, hem Osmanlı’nın çökertilmesinde hem de yeni laik Türkiye’nin önünün açılmasında kilit rol oynadılar. Bir taşla iki kuş vurdular yani!
Ama Türk entelijansiyası bu yakıcı gerçeği görebilecek entellektüel ferasete, basirete ve derinliğe sahip değil, ne yazık ki!
Şunu demek istiyorum: Türkiye, medeniyet iddialarını inkâr etti. Ve yörüngesini yitirdi.
Ülkede bütün siyasî, ekonomik, kültürel güç araçları, İslâm’dan uzaklaştırıldı, sekülerleştirildi.
Bu, İslâm’ın hayattan uzaklaştırılması, dolayısıyla dışardan fiilen işgal edilemeyen Türkiye’nin içerden zihnen işgal edilmesi, kalenin içerden düşürülmesi anlamına geliyordu.
Sonuçta, bu ülkenin has çocukları, güç araçlarını -kısaca- devletiyeniden ele geçirme mücadelesi verdiler. Devlet, elden gitmiş, Batılıların, -Batılıların gönüllü acentalarının- güdümüne girmişti dolaylı olarak...
Devleti, dolayısıyla gücü, (dolayısıyla güç üreten siyasî, ekonomik, kültürel araçları) ele geçirme güdüsü, bugüne kadar bu ülkenin çocuklarını güttü ve tanınamayacak şekilde sekülerleştirerek dönüştürdü.
Nihayetinde, gücü, güç üreten araçları ele geçirme güdüsü, temel ölçü hâline geldi ve hakikat diye bir meselemiz kalmadı. Güç, hakikatin önüne geçti ve teslim aldı hakikati ve bizi, hepimizi.
O yüzden bu toplumun İslâmî kesimleri, cârî sistemi, müesses nizamı dönüştürme iddialarını da, iradelerini de bir şekilde yitirdiler; sistemi dönüştürmek yerine sistem tarafından dönüştürüldüklerini bile göremediler...
Bunun sonucu, sefih bir sekülerleşme, konformistleşme, ruhsuzlaşmadır.
Oysa müslümanların bu ülkeye de, dünyaya da verecekleri en önemli, en hayatî, en vazgeçilmez hakikat, müslümanın, herkes için, her kesim için güven adası olduğu, olması gerektiği hakikatidir.
TÜRKİYE’Yİ GÜVEN ADASI YAPMAK İÇİN...
Geleceğim nokta şurası: Elbette Türkiye’nin maddî bir güce ulaşması gerekiyor/du. Ama bu, manevî gücü ıskalamasını gerektirmez.
Dünyayı, insanların kalplerini maddî ordularla değil, manevî ordularla fethedebilirsiniz.
Yeni bir dünyayı maddî güçle değil her hâl ve şartta hakikatin izini süren, hayatın her alanında hakikatin, dolayısıyla adaletin, hakkaniyetin hükümfermâ olacağı, herkes için güven adası sunabilecek manevî güçle inşa edebilirsiniz.
Afrin Harekâtı, Türkiye’nin önünü açacak büyük bir atılım. Toplumun bütünü bu harekatın etrafında kenetlendi.
İşte böylesi bir ortamda, siyasî farklılıkları, kamplaşmaları bir tarafa bırakıp, toplumun bütününü kucaklamamız, yeniden güven adası inşa etmemiz gerekiyor.
O yüzden suhûletle gitmemiz gerekiyor. Farklı düşünenleri, hele de bizden farklı düşünen, fikirlerine katılmadığımız İslâmî kesimleri rencide etmememiz gerekiyor.
Şunu söylüyorum: Toplumun farklı kesimlerine kucak açalım, inanın o sert söylemler ve eylemler bir anda olmasa bile zamanla tuzla buz olacak, eriyip gidecektir...
Ne yapıp edip, bu ülkeyi herkes ve herkesim için güven adası yapmak boynumuzun borcu. Bunun yolu, gücü, güç üreten araçları değil, her hâl şartta hakikati ölçü almaktan geçer.
Vesselâm.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları





































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.06.2021
4.06.2021
31.05.2021
28.05.2021
14.08.2020
7.08.2020
20.07.2020
17.07.2020
26.06.2020
14.06.2020