Yusuf Ziya DÖGER
TC kuruluş aşamasında Kürd ve Kürdistan konusunda Osmanlı tarzı siyasetten geri durmayarak aynı mantıktan beslenen paradigmaları yavaş yavaş devreye sokarak yola çıktı. Önceleri Kürdleri kurucu iki unsurun temel dinamiği olarak deklere edeceğine yönelik veriler ortaya attı.Ama ayakları yer tuttukça bu pradigmanın değişkenliğini an be an belirginleştirerek asıl amacına doğru yol aldı.
TC asıl amacı olan paradigmasını inşa ederken sessiz ve kurnazca davranmayı da ihmal etmedi. Kürdlerin tümünü aynı anda karşısına alacak cesaretten yoksun olduğundan, çözümü Kürdlerinheterojen yapısında buldu. Kürdlerin sahip olduğu farklılığı kullanarak müdahale etmenin kendisi açısından ehemmiyetini dikkatlice kullandı.
Aşiret yapısından tutun dinsel ve mezhepsel farklılığa kadar her ayrıntıyı en ince noktasına kadar hesaplayarak adım attı. Böylece oluşturmaya çalıştığı her gediği soyutlama yoluyla (dar bir alana hasrederek) yok etmeye başladı. Bununla hem iç kamuoyuna hem de dış kamuoyuna yerel ve dar kapsamlı çıkarlara dayalı sorunlar olduğu imajını yerleştirdi. Doğrusu bununla da istediği amacı elde etmede pek de zorlanmadı.
Soyutlama ve dar kapsamlı çıkara dayalı imaj yaratılarak Kürdler arasındaayrıştırma mantığı uygulandı. Toptan hedef alma yerine tek tek imhayı temel alan uygulama ile başarı sağladı. TC devleti son darbeyi Dersim de vurunca yeni arayışa yönelme ihtiyacı hissetti.Belirlenen paradigmal çerçeveye göre sürgün edilen Kürd eşrafı öncü kuvvet olarak kullanılacaktı. TCbu paradigma ile Kürdleri kısa sürede kendiliğinden sistemi benimseyecek hale getirmiş olacaktı.
Büyük bedeller ödeyen bu kesim öyle bir şekilde bağlanmalıydı ki verilecek ödül verilen bedeli perdelemeliydi. Bunun içinbelirlenen yol haritası tek partili sistemden iki kulvarlı siyasi yapılanmaya geçişti. O güne kadar kendileriyle birlikte hareket etmiş yerel eşrafa bile güvenmeyerek dışardan atama yoluyla göstermelik temsiliyete yönelen sistem anlayışı, artık yerel temsiliyet üzerinden Kürdlerin denetlenmesinin daha doğru olacağını kavramıştı.
Çok partili sisteme geçmede asıl nedenTC’nin varlığını daim kılacak iki kulvarlı siyasetihtiyacının hâsıl olmasıydı.Kürd eşrafı da bu gerekçe üzerinden iki kulvarlı siyasettenbirine dâhil edilerek hem kendileri hem de onlar aracılığıyla halkın asimile edilmesi sağlanacaktı. Yeni Paradigmanın uygulanması amacıyla CHP içinden tevarüs edilen ve muhafazakâr değerlerle donatılan muhalif bir duruşa ihtiyaç olduğu gerçekliğiyle siyasi bir yelpaze oluşturuldu.
1946 da muhalefet olarak CHP içinden tevarüs eden, 1950 iktidar olan DP süreçteki varlığını daim kılmanın yollarından biri olarak belirlenen paradigma çerçevesinde Kürd eşrafına yöneldi. Söylemi muhafazakâr ve dini değerleri dikkate alan bir yapı arz edincekürdlerin teveccühüne mazhar oldu. Kürd eşrafı ve halkı yıllardır CHP mantığı ile sistemden çektiği sıkıntıların ortadan kalkabileceğini hesaplayarak bu siyasi yelpazeyiehveni şer olarak algıladı.
Ancak aşiretsel ilişkiler üzerinden birbirine rakip mantığıyla bakan aşiretler bu denklemde siyasi rakipler olmak zorundaydılar.Rekabet etkisiyle doğal biçimde biri DP de yer bulunca öteki CHP de yer bulmaya çalıştı. Yine Kürd alevi kesimi tarihsel endişeleri nedeniyle CHP’ye daha yakın oldu. Kuruluş aşamasında sistemle nispeten barışık olanlardan bir kısmı da CHP saflarında yer aldı.
Amaçlanan siyasi paradigmaböylece rayına oturtulmuştu. Kürdler arası çelişkiler iyi kullanılmış ve farklı siyasi kulvarlara yönlendirilme suretiyle birlikteliğin oluşmaması sağlanmıştı. İkili kulvara yönlendirilen rakip Kürdsiyasiler/aşiretler(belki de) farkında olmayarak Kürdleringeleceklerini sisteme ipotek etmekteydiler.
Bu noktada konuyu sağ ve sol siyaset bazında ele almak niyetinde değilim. İkili siyasi yelpaze de yer alanların bundan sonrası için ipotek edilmiş siyasi mecralar oluşturarak kendi ikballerinin peşine takılmalarını ele almaya çalışacağım. Gerçi ilk dönemlerde geleneksel aile değerleri de dikkate alınarak aynı aile/aşiret fertlerinin tek vücut halinde hareket ettiklerine de şahit olmamıza rağmen, sonraları bunun değişeceğine şahit olacağız.
DP ile yolları kesişen ve o güne kadar sistem barışık olmayan Kürd eşrafı örtük biçimde sistemle barışık hale getirildi. Diğer gerekçelerle CHP de yer alanlarda aynı akıbetten kaçınamadılar. Ki Kürdistan halkını kendilerini TC meclisine göndermekle görevli NOTER olarak algıladılar. Her iki kesimde varlıklarının devamını bu siyasi yapılarda görmeye başladılar. Ancak ilerleyen süreç için hesapta olmayan gelişmeler yaşanınca rekabet aşiretler arasından çıkıp aileler içine sıçradı.
Kürd eşrafının bu siyasi yapılaraentegre olmasıylaeğitim basamaklarında yer alarak akademik alanda yükselen çocuklarının bireysel istekleri ön plana çıkmaya başladı. Kendi ikballerini aile veya aşiret ikbalinin önüne geçiren bu kesim zorunlu nedenlere dayalı siyasal tercihlerin dışına taşmaya başladı. Bazılarındaise bu tercih daha çok idealist bakış üzerinden gerçekleşmeye başladı. Her iki noktada geleneksel aile siyasetinin dışındaki kulvarlara yönelim oluşunca bunun Kürd halkında da yansımaları görülmeye başlandı.
Yansımalar 1960 darbesi sonrasında gelişen parçalı siyasette kendisini göstermeye başladı. 1970 ‘lerdeise yansıma daha üst seviyelere çıktı. Bununla beraber idealist mantığı önceleyenlerise kendilerine uygun legal veya illegal yapılanmalar oluşturarak varlıklarını hissettirdiler. Ancak 1980 darbesi siyasi anlamda idealist yapıların çöküşüne yol açarak daha çok devlet eksenli yapıların siyaseten öne çıkmasına sebep oldu. Konuyu yine aileler üzerinden devam ettirirsek;
Geleneksel Kürd eşrafının eğitimli veya eğitimsiz durumdaki yetişmiş çocukları tam anlamıyla bu dönemde öne çıkmaya başladılar. Aile içi rekabetin öne çıkışı bireysel ikballeri her değerin önüne geçirdi. Bir dönem siyasi yelpazenin bir ucunda yer alanlar diğer bir dönem ise tam aksi uçtaki siyasi yelpazede yer almakta hiçbir beis görmediler.
80’lerin sonunda yükselişe geçen Kürd Hareketinin geliştirdiği ideolojik bakış üzerinden dillendirdiği feodalite karşıtlığı beraberinde o güne kadar devletle entegre olmamış aşiretleri de devletin etki alanına itti. Bu durum aynı zamanda idealist yaklaşıma sahip halk tabanından gelen okumuş kesim üzerinde de etkili oldu. İdealist bakışla devletle arasına mesafe koyan kesimlerde çıkışı devlet eksenli siyasi yelpazelere yönelmekte buldular.
Sonuç:
Kürd halkını kendilerinin sistemin parlamentosunda yer almaları için NOTER olarak algılayanlar, varlıklarının buna bağlı olduğunu bildikleri için buldukları her fırsatı değerlendirmekten beis görmediler. Süreç içerisinde yapılanlar önceleri halktan koşulsuz destek görünce aynı ebeveynlerin çocuklarından biri siyasi yelpazenin bir ucunda yer edinmeye çalışırken diğeri tam aksi uçta yer almaya başladı. Ancak bu durum aynı zamanda aile veya aşiret içindeki danışıklı döğüşünde göstergesiydi.
Unutmayalım, aynı aileden/aşiretten olup benzer veya farklı soyadlarla niteliksel olarakkulvardaki siyasi partilerde aday olanlar için (belki bir elin parmaklarına tekabül edenler hariç) millet diye bir dert yoktur. Tek dert ortak ikballerini garantiye almaktır.
1990’larda gelişmeye başlayan ve günümüzde yükselişe geçen Kürdsiyasi hareketi yeni bir etki oluşturdu. Zamanla Kürdistan’ın önemli bir kesiminde parçalı siyasetin ortadan kalkmasına neden olurken tekrar Kürdistan özelinde iki kulvarlı siyasi mecranın oluşmasına yol açtı.
Gelinen noktada Kürdistan’da oluşan zorunluluk nedeniyle aynı aileden biri AKP de diğeri HDP de yer almanın yoluna bakıyor. Ne olur ne olmaz diyerek istemeden karşılaşacakları yol kazalarını böylece bertaraf etmenin yollunu bulmaya çalışmaktadırlar.
Egemenlik hakkını kullanmaktan yoksun bırakılmış bir toplumun evlatları için ikbalin egemenlik hakkından daha evla olduğunun göstergesi, aynı ebeveynlerin evlatlarının farklı kulvarlardaki siyasi mecralara yönelmelerinde gizlidir.
.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları





























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
29.05.2018
21.02.2018
13.10.2017
24.09.2017
27.03.2017
27.02.2017
16.02.2017
31.01.2017
28.01.2017
22.01.2017