Roni MARGULIES
Bu soru Türkiye’de liseyi bitirip İngiltere’ye gittikten, orada üniversite okuyup birkaç yıl yaşadıktan, iki ülkeyi karşılaştırabilir duruma geldikten sonra beni meşgul etmeye başladı ve o günden beri hiç aklımdan çıkmadı.
İki ülke arasındaki farkların ve özel olarak da biraz şikâyetçi bir tonda sorulan “Biz niye böyleyiz?” sorusunun tarihsel, toplumsal, ekonomik temellerinin ayrıntılı bir çalışmasını bir gün yaparım, yapmam gerek, keşke yapsam diye hep düşündüm. Olmadı ve artık olmayacağını biliyorum. Oysa gerçekten yapmam gerekirdi. Veya en azından her iki ülkede uzun yıllar yaşamış, her iki ülkenin toplumsal yapısını, tarihini, gündelik yaşamını iyi kötü bilen ve milliyetçilikten, Kemalizm’den, oryantalizmden tümüyle azade bir başkasının yapması gerekirdi.
Türklerin niye mükemmel insanlar olmadığını bir Batılı yazamaz. Yazarsa, ırkçı, oryantalist, belki İslamofobik olmakla suçlanır. Türkiye’de zaten her türlü şeyle suçlanır, ama daha önemlisi Batı’da, aydın ve akademik çevrelerde suçlanır. Söz konusu yazar bu suçlamayı önemsiz buluyorsa gerçekten de ırkçı/oryantalist/İslamofobik demektir, o zaman da yazdıklarının bir değeri yoktur. Oysa bir Türkiyeli yazsa, yine ırkçı, oryantalist, belki İslamofobik (ve Türkiye’de vatan haini) olmakla suçlanırdı, ama Türkiyeli olmak suçlamanın gücünü biraz zayıflatır, daha direnilebilir hâle getirirdi.
Önce sorunun üzerinde durayım biraz, “Biz niye böyleyiz?”
Soruyu Batılılaşmış, kentli, eğitimli, kabaca orta sınıf diyebileceğimiz kesimin benzer sorusuyla karıştırmayalım. Onların sorusu aslen sınıfsal. “Burası Türkiye!” (yani burada her şey olabilir, “bunlardan” her şey beklenir) ifadesiyle dile getirilen, bulunduğu yeri ve bu yeri paylaştığı vatandaşları beğenmeme durumunun yansıması. Kendisini ve çevresini her şeyi yapabilecek olan ve her şeyin en kötüsünü zaten yapan geniş kitlelerin dışında, ayrı ve ayrıcalıklı gören bu kesim ya Batı’da üniversite okuyarak ya zaman zaman oraya gidip gelerek ya da hatta Hollywood filmleri izleyerek edindiği izlenimler temelinde “Batı” hakkında abartılı, romantik, yüzeysel, tümüyle olumlu görüşlere sahiptir. Ve bu kesimin yaşadıkları, gündelik deneyimleri, başına gelenler kafalarındaki bu kurgusal “Batı” ile karşılaştırılır, kıyaslanır ve her karşılaştırma kaçınılmaz olarak çaresiz bir “N’apalım, burası Türkiye!” iniltisiyle sonuçlanır. İniltinin sahipleri kendilerini bu hayalî Batı’nın parçaları olarak görür (Türkiye’ye sürgün edilmiş Fransızlar gibi belki) ve “yerlilerin” yoksulluğundan, dindarlığından, eğitimsizliğinden tiksinir.
Kapitalizmin geç gelişmesinin ve Kemalizm’in yarattığı bu kesimi ve sorunlarını ilginç buluyorum, ama konumuz bunlar değil. “Biz niye böyleyiz?” sorusunu bunların dünya görüşü temelinde sormuyorum.
“Biz niye böyleyiz?” derken neyi kastettiğim hakkında tek bir örnek vermekle yetineceğim. İstanbul’da tek şeritli bir yolda arabada gidiyorum. Öndeki araba sinyal verip yolun ortasında duruyor, şoför iniyor ve bir bankanın önündeki ATM’de kuyruğa giriyor. Trafik duruyor, sollamak sağlamak filan mümkün değil, giderek büyüyen bir araç ve yolcu kalabalığı bir adamın para çekmesini bekliyoruz.
Bizzat yaşadığım bu durum neleri işaret ediyor? Kendinden başka kimseyi düşünmemek, asosyallik, antisosyallik, düşüncesizlik… Doğru dürüst bir park yeri aramaya vakit harcamaktansa düzinelerce insanın vaktini harcamayı tercih etmek, bunu yanlış bulmamak.
Bu sınırsız bencillik, kabalık, kendi işini kolaylaştırmak için başkalarının işini engellemek Türkiye’de hayatın her alanında, her an karşımıza çıkıyor. En çarpıcı şekliyle trafikte çıkıyor belki, ama her yerde çıkıyor. “Çevreme rahatsızlık veriyor muyum?” kaygısı, “Vermemeliyim” düşüncesi bu topraklara yabancı.
Niye böyle? İngiliz niye sürekli korna çalmıyor? Alman niye telefonunda bağıra çağıra konuşup bütün otobüsü aile kavgalarına ortak etmiyor? Fransız niye bir kapıdan geçerken arkasından gelen varsa kapıyı tutuyor?
Yanlış anlaşılmasın; bizdeki her türlü davranış bozukluğuna İngiltere, Almanya ve Fransa’da da rastlamak mümkündür elbet. Bizde de hiçbir bozukluk alameti göstermeyen insan bulmak mümkündür elbet. Ama bir fark var. Edep, düşüncelilik, rahatsızlık vermeme kaygısı bizde o kadar az, Hollanda’da o kadar çok ki, nicelik niteliğe dönüşüyor.
Niye böyle? “Biz niye böyleyiz?”
Genetik değil. Göçebelik değil. İslam değil. Hava koşulları değil. (Gülmeyin; sıcak havaların Ortadoğu’da ahlakı çürüttüğü düşüncesi 19. yüzyılda Avrupa’da yaygındı!)
Ne olmadığını saymak kolay. Ama konunun ilginç ve incelenmeye değer olduğuna sizi ikna edebilmişsem ve cevabın ne olduğunu merak etmeye başlamışsanız, hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Cevabım yok çünkü.
Tümüyle çaresiz de değiliz ama. Aradığımız cevaba en azından ışık tutabilecek bir ipucu verebilirim.
Bambaşka bir konuyla (roman kahramanlarıyla) ilgili bir incelemesinde Terry Eagleton şöyle yazar: “On yedinci yüzyılın ortalarında felsefeci Thomas Hobbes cesaret ve onur, şan ve görkem, asalet ve alicenaplık gibi aristokratik ve kahramanca özellikleri takdir eder. Aynı yüzyılın sonlarında ise felsefeci John Locke çalışkanlık, tutumluluk, ağırbaşlılık ve ılımlılık gibi orta sınıf değerlerin yandaşıdır.” Yine aynı minval üzere şöyle devam eder: “Victoria dönemi orta sınıfı bir kere normalliği tedbirlilik, sabır, iffet, alçak gönüllülük, disiplinlilik ve çalışkanlık olarak tanımladıktan sonra…”
Gelişkin bir edep, medenî davranış, adab-ı muaşeret (kısacası, “civility”) kültürü, yükselen bir orta sınıfın / burjuvazinin kendi değerlerini toplumun geri kalanına devlet eliyle dayatması sonucunda oluşur. Burjuvalar edepli oldukları için değil, bu değerler ticaret yapan, kontratlar imzalayan, işyerinde zamana karşı yarışan bir sınıf açısından önem taşıdığı için.
Böyle bir sınıf Avrupa’nın kuzeybatı köşesinde 17. yüzyılın sonlarında yükselmeye başladı, devleti ele geçirdi, kendi değerlerini toplumun değerleri kıldı. Ya bizde?
Yazarlar
-
Mehmet ALTAN15 Yaşındaydı… 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUSiyasi zeka ile siyasi tavır ilişkisi… 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYBarbarlık Çağında Savaşlar Kaçınılmaz 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUTerörsüz Türkiye’ye adalet yakışır 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasYerli ve milli füzelerimiz nerede? 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENAdalet’in “VAR”ı olsa... 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDünyanın en büyük terör örgütü 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSilivri’de başlayan yargı üzerinden siyasi rekabet 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünSavaş gerçekten bitiyor mu? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAK Parti ile böyle bir Türkiye hayali kurmamıştık 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİPeki İmamoğlu niye canlı yayında yargılanmıyor? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURİranlılar neden rejimi devirmek için ayaklanmıyor? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolSavaş nereye? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciYolsuzluk yasaları neden çıkmıyor? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLU“Kabe’de Hacılar” sahiden ortak ses mi? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIİSKENDER’DEN BUGÜNE İRAN’IN DİRENÇ HAFIZASI 10.03.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMANİran savaşında Türkiye boyutu 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANSiyasi dava… Sansür yasası! 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞTrump’ın en büyük yanlışı, açmazı anlayamadığıdır 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞATEŞ AVUCUMUZUN İÇİNDE... 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA8 Mart’ın Direniş Ruhu ile Özgürlük ve Demokrasi Newrozu’na Çağrı... 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRDünya büyük çağ değişiminde: Yükselen milliyetçilik, korkunun refleksi 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKBu toplumda herkes devletçi! 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNBinlerce kadın Taksim'den sesleniyor: "Bitmeyecek bu İSYAN" 8.03.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTAkçakoca sapağı… 8.03.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANİran’dan Türkiye’ye yansıyanlar 8.03.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRLaleli ‘çamaşırhanesi’ -5- İşte ülke böyle çürüyor: Tapeler çıktı! 8.03.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanOrtaçağ karanlığına bir adım daha yaklaşmak 7.03.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçÜniversitenin-akademinin kamusal bir derdi var mıdır? 6.03.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERİran savaşı ışığında dezenflasyon süreci 6.03.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraÖğrenme Korkusu 6.03.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRİyi ki Güney Afrika ve İspanya var… 6.03.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuOrta Doğu’daki diktatörlükler yıkıldığında ne olur? 6.03.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENKüresel hegemonya mücadelesinde İran savaşı 5.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit Akçay2018-2023 arasında biz ne yaşadık? 5.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezGSYH nasıl böyle yükseldi? 3.03.2026 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaABD ve İsrail'in hedefleri 2.03.2026 Tüm Yazıları
-
İlhan ÇETİNİran’daki Teokratik Rejimin Çöküşü ve Ortadoğu’da Muhtemel Domino Etkisi 2.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALAB üyeliği hayalinden vize kuyruğunda bekleme gerçeğine… 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKBir simulacra: “Kürtlerin niye kendi devleti olmamalı?” 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluÇözüm sürecinin Öcalan kanadından son haberler 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKÜstü çizilmiş kadınlar 1.03.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRLAİKLİK DEMOKRATLIK MIDIR? 27.02.2026 Tüm Yazıları












































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
22.03.2023
13.03.2023
27.02.2023
20.02.2023
13.02.2023
6.02.2023
29.01.2023
21.01.2023
15.01.2023
15.01.2023