Alper GÖRMÜŞ
Muhalif gazetecilik, eleştirel gazetecilik...
16.10.2012
4467
Taraf ’ın haber dilindeki sorun, Ahmet Altan’ın yazdığı gibi gazetenin Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ile hükümete yönelttiği eleştirinin “sert” olmasında değil. Sorun, bu dilin “eleştirel”olmaktan çıkıp “muhalif” olmaya yönelmesinde...
Madem genel yayın yönetmenimiz hepimize “netlik” çağrısı yaptı, o çağrıya icabet ederek diyorum ki: Benim talebim,Taraf ’taki “sert haber dilinin yumuşatılması” değil; ben, giderek hırçın bir“muhalif” karakter kazanan bu dilin gazetecinin dili olmadığını söylüyor, yerini “kararlı, sert ve sakin bir eleştirel dil”e terk etmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bunu, sadece inandığım bir gazetecilik çizgisini savunmak için söylemiyorum.Taraf ’ın yapmaya çalıştığı şeyin bu yolla daha etkin bir biçimde yapılabileceğine yürekten inandığım için de söylüyorum. (Taraf ’ın yapmaya çalıştığı şeyin özünde ne kadar doğru ve haklı olduğunu, başka deyişle iktidarın endazesinin ne kadar şaştığını bir kez daha görmek için sizi, Ümit Cizre’nin AGOS’un son sayısında manşetten yayımlanan “Vesayet ipinin cambazları” başlıklı analizini okumaya davet ediyorum.)
“Muhalif gazetecilik” nedir?
“Muhalif gazetecilik”, bütün fiyakasına rağmen doğru ve etkili bir gazetecilik çizgisini ima etmez. Doğrusu, gazetecinin “eleştirel” olmasıdır. Bu da, bir durumu, bir olguyu bütün yönleriyle okurun dikkatine sunma sorumluluğuna ve ahlakına tekabül eder.Tartıştığımız olgu “iktidar ve hükümet” olduğuna göre, eleştirel gazeteciliğin onlar karşısındaki pozisyonuna da bakalım...
Eleştirel gazetecilik, kamuoyu adına giriştiği bütün anlama ve anlatma çabalarında olduğu gibi, iktidarlar ve hükümetler sözkonusu olduğunda da aynı sorumluluk ve ahlakla davranır: Onları da bütün yönleriyle; olumlu ve olumsuz yanlarıyla okurun dikkatine sunmaya gayret eder.
İktidarlar ve hükümetler karşısında “muhalif” olmak ve “yandaş” olmak, “eleştirel gazetecilik”çizgisinden iki sapmayı ifade eder... Eliniz, birinci durumda iktidarın “doğrularını”, ikinci durumda da “yanlışlarını” kamuoyuna duyurmaya bir türlü gitmez. Her iki durumda da okurlar, nesnel gerçekliğin bilgisinden epeyce uzakta bir yerdedir.
“Muhalif” ve “yandaş” pozisyonlar, kendi katılıkları içinde zamanla birinci durumda“düşmanlığa”, ikinci durumda “iktidarla özdeşleşmeye” varabilir... Bunlar aslında gazetecilik içinde mütalaa edilmemeli ama işi buralara kadar vardıranların olduğu ve onların da “gazete” olarak anıldığı, bir vakıa; şimdi saydırmayın adlarını bana...
Taraf “muhalif” bir gazete oldu mu?
Peki,Taraf, iktidar ve hükümetin yapıp ettikleri sözkonusu olduğunda, kendi bakış açısından “doğru ve olumlu” bulduğu kimi gelişmelere (bile) gözlerini ve sayfalarını kapayacak; ya da onları okurların göz menzilinden mümkün olduğu kadar uzak tutmaya yeltenecek kadar “muhalif” bir gazete oldu mu?Ben, o noktada olduğumuzu düşünmüyorum... FakatTaraf ’ın yazıişlerine, işleri o noktaya götürebilecek asabi bir ruh hâlinin hâkim olduğunu sezebiliyorum.
Şunu da söyleyeyim:Taraf ’ta bazı haber tercihleri ve sunumları var ki, biri kalkıp bana, “gazetenin henüz o noktada olmadığını söylüyorsun ama, bu ne” diye sorsa, soranı da kendimi de iknada epey zorlanırım: Askerlerin “darbe hakkı”nı düzenleyen ünlü 35. Madde ve ona bağlı bir dizi maddeye yakında veda edeceğimize dair habereTaraf ’ın verdiği kıymet örneğinde olduğu gibi...
NOT. Geçen yazıda “Balyoz” dizisi bitene kadar tartışmadan çekildiğimi söylemiştim ama, gördüğünüz gibi olmadı. Fakat bu defa kararlıyım. Birkaç yazı sonra bu verimli tartışmada yeniden birlikte olmak dileğiyle...
‘Balyoz’ kararları tartışması (5)
“Balyoz kararları tartışması” dizisinde, “2003’te 1. Ordu’da bir darbe planlandığına işaret eden ‘dijital olmayan deliller’ bahsi”ne geçmiştik ki, “Taraf tartışması” araya girdi ve diziye bir yazılık ara verdim.9 ekim (salı) tarihli son yazıda Darbe Günlükleri’nde Balyoz’a dair ne var ne yok, ona bakmaya başlamıştık...
Oradan devam edeceğiz, fakat ondan önce, salı günkü yazının başlığı ile finali arasındaki tezadı izah etmem gerekiyor, çünkü epeyce “uyarı” aldım o konuda...
Biliyorsunuz, yazının başlığı “Darbe Günlükleri’nde ‘Balyoz’ neden yok?”tu... Buna karşılık yazının son paragrafı şöyleydi:
“‘Darbe Günlükleri’nde neden Balyoz’u işaret eden bir şeyler yok’ sorusu, Darbe Günlükleri’nin kamusal bölümlerinin tamamını kapsayacak İmaj ve Hakikat adlı kitabımın üzerinde çalışmaya başladığım günlerde de kafamı meşgul ediyordu... O nedenle çalışmalarımı, metinde bu soruya cevap teşkil edecek noktalar olup olmadığı üzerinde yoğunlaştırdım. Sonuçta, 2007 martında Günlükler’i sınırlı bir zaman diliminde hazırlayıp yayımladığımız için Nokta’daki versiyonda yer almayan fakat yukarıdaki soru açısından anlamlı ve önemli bazı notlarla karşılaştım... Bunların bir bölümüne Taraf’ta kaleme aldığım yazılarda yer verdim, bir bölümü de İmaj ve Hakikat’i bekledi. Cuma günü bunları derli toplu bir biçimde bir daha dikkatinize sunacağım.”
Bana e-posta atan ve “başlıkta ‘yok’ diyorsun, yazıda ‘var’ diyorsun, anlamadık ki” mealinde serzenişte bulunan okurlara ve hepinize açıklayayım... Mesele şu:
Yazının başlığı aslında “Darbe Günlükleri’nde ‘Balyoz’ neden yok? Yok mu?” idi... Fakat o başlık basılı versiyonda bir aksaklık sonucu “Yok mu?” kısmı eksik olarak çıkmış, editörümüz Tamer Kayaş’ın da dikkatinden kaçmış.
Başlık,Taraf ’ın internet versiyonunda tam hâliyle kullanıldığı için, bana sadece yazıyı basılı versiyondan okuyanlar e-posta atmışlar...
Gelelim asıl meseleye...
“Kendi aralarında bir şeyler yapan Doğan ve Tolon”
2003 Balyoz’unun Darbe Günlükleri’ndeki izleri deyince, ilk olarak Günlükler’in 24 Şubat-2 Mart 2003 tarihli bölümüne bakmak gerekir... Şöyle deniyor orada:“27 şubat günü sabahleyin Genkur. denetlemesi için bölgeye gelen Tümg. Can Teller beni ziyarete geldi. Oldukça ilginç bir görüşme yaptık. Önceleri konuşmada çekingendi ama kendisini cesaretlendirdim ve konuşmaya başladı. Genelkurmay Başkanı’nın şahsına karşı bir tepki olduğunu, dinci kesimlere kendisine yaraşır bir şekilde tepki vermediği gibi adeta onlarla işbirliği yaptığını ve Çetin Doğan Paşa ile Hurşit Tolon Paşa’nın bu konulardan çok rahatsız olduklarını ve kendi aralarında bir şeyler yaptıklarını, benim de onlarla görüşmemi ima etti.
“Bir tümgeneralin böyle konuşması beni şaşırttı. Genelkurmay Başkanı’nın kendine dinci bir subayı emir subayı olarak almak istediğini ama yapılan incelemede adamın dinci olduğu ortaya çıkınca bundan vazgeçtiğini ama adamın kendi akrabası olduğunun tesbit edildiğini; Kıbrıs’ın elden gittiğini bilmesine rağmen hiçbir tepki vermediğini; 8 Ocak günü yaptığı konuşmanın metnini daha önceden AKP ile koordine ettiğini; dincilere karşı konuşmak istemediğini söyledi, ben de dinledim. Ayrılırken bana 2. Başkan (Orgeneral İlker Başbuğ —A.G.) ile görüşüp görüşmediğimi sordu. Anladığım kadarı ile onun da Genelkurmay Başkanlığı hesabına girdiğini ve bu nedenle karargâhın ondan da memnun olmadığını söyledi.”
“Yalman’ın yapılacak bir darbeyi önlediğine ve...”
İlk kez İmaj ve Hakikat ’te yayımladığım bu bölümle ilgili olarak kitapta şu değerlendirmeyi yapmıştım:“Bu notun tutulduğu tarihin, 2003 Mart’ındaki Balyoz Planı seminerinden bir hafta kadar öncesine rastladığına dikkatinizi çekmek isterim. Nottan anlıyoruz ki, ‘kendi aralarında bir şeyler yapan’ Çetin Doğan ve Hurşit Tolon, aralarına katılmaları için Özden Örnek’i yoklamışlardır. Örnek, bir tümgeneralin kendisiyle böyle konuşmasını yadırgadığını söylüyor; olabilir, fakat bir yandan da onun yukarılardan talimat almaksızın bir orgeneralle böyle bir konuşma yapamayacağını bildiğini varsayarsak hata etmiş olmayız.”
Şimdi de şunu ekleyeyim: Günlüğün bu bölümü, 2003 martında Çetin Doğan ile Hurşit Tolon’un hükümete karşı bir plan içinde olduğuna va —Çetin Doğan o tarihten dört beş ay sonra (Ağustos 2003) emekli olacağına göre— bu planın çok yakın bir tarih için öngörüldüğüne işaret ediyor.
Cuma günü, Günlükler’deki “Balyoz” izlerini aktarmaya devam edeceğim: Önce Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’ın “yapılacak bir darbeyi önlediğine ve son anda oyunbozanlık yaparak vazgeçtiğine” dair bölüm, ardından da Yalman’ın Hilmi Özkök’e yönelik “Ben olmasaydım onu parçalarlardı” şeklindeki serzenişi...
[email protected]
Yazarlar
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları










































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.07.2025
14.07.2025
23.06.2025
19.06.2025
17.06.2025
8.06.2025
1.06.2025
11.05.2025
8.05.2025
4.05.2025