Alper GÖRMÜŞ
Mısır’da diktatörlüğe karşı geliştirilen özgün direniş pratiğinin, hak mücadelesi içinde bulunan bütün halklara, bu arada Türkiye Kürtlerine de ilham kaynağı olmasının kaçınılmazlığı üzerinde duruyordum...
Bu kaçınılmazlığı algılamayan, ya da belki “eşeğin aklına karpuz kabuğu getirmeyelim” uyanıklığıyla algılamamış gibi davranan medyanın, Güneydoğu’da başlayan “sivil itaatsizlik” karşısında nasıl şaşırdığını, nasıl paralize olduğunu geçen yazıda (8 nisan) ele almıştım.
Bugün ise, sivil itaatsizliğin hükümeti, devleti ve muhafazakâr basını paralize etmesi üzerinde duracağım. Bu kesimlerin, sivil itaatsizlik eylemlerine PKK’nın şiddet eylemlerinden bile daha büyük tepki göstermiş olması, üzerinde dikkatle durulması gereken bir nokta olarak çıkıyor karşımıza...
Madalyonun öbür tarafında ise, sivil itaatsizliğin, birinci günde Ahmet Türk’ün dillendirdiği çerçevenin dışına taşma temayülü göstermesi var. Türk, “Panzerler bizi ezseler dahi hiçbir eyleme karşılık vermeyeceğiz” demişti ama, işler tam öyle gitmedi. O kadar ki, geçtiğimiz hafta Abdullah Öcalan devreye girmek ve “Taşa sopaya gerek yok” demek zorunda kaldı.
Yani, siyasi mücadeleyi “şiddetsiz” götürme konusu, “yüz yıllık şiddet”in coğrafyasında o kadar da kolay bir şey değil. Sivil itaatsizlik, Ahmet Türk’ün başta çizdiği çerçevede kalsa, hükümet ve devlet asıl o zaman ne yapacaklarını şaşıracaklardı ama, olmuyor işte.
Bu “olmama” halinde, devletin, nasıl mücadele edeceğini bilmediği pasif direnişi çığırından çıkartıp, nasıl mücadele edeceğini çok iyi bildiği aktif saldırı haline getirebilmek için giriştiği kışkırtıcılığın da rolü var.
Demek ki hadisenin gerçek bir tablosuna ulaşabilmek için hem asıl özne olan Kürtlere ve onun politik temsilcilerine hem de kendisine karşı “itaatsizliğe” girişilen devlete ve hükümete bakmak gerekir.
Hükümet, muhafazakâr medya ve Mısır
Abdullah Öcalan Kürtlere “Mısır”ı ilk olarak 4 şubatta hatırlattı: “Diyarbakır’da halk, Mısır’daki gibi günlerce sokaklardan ayrılmazsa, taleplerini dile getirirse, işte o zaman barış gelir, bakın bakalım o zaman AKP kalır mı kalmaz mı, işte o zaman Erdoğan’ın kendisi bu sorunun çözümünü talep edecektir.”
Bu çıkış hükümet, devlet ve muhafazakâr medya çevrelerinde önce duymazlıktan gelindi... Sivil itaatsizlik fiilen başladığında ise işaret fişeğini Öcalan’ın attığı keşfediliverdi ve eylemler o hat üzerinden itibarsızlaştırılmaya çalışıldı.
Başbakan Erdoğan da “Bu sivil itaatsizlik değil, sivil iradesizliktir” sözleriyle, işin kaynağını fâş etmek istemişti. Fakat sorun şuradaydı ki, sivil itaatsizliğe katılan Kürtler, bunu kendi iradeleriyle değil de Öcalan’ın iradesiyle yapmış olmaktan yüksünecek insanlar değildi. “Öcalan’ın iradesi irademizdir” diyen ve bu beyanı imzalayan milyonlarca Kürt olduğunu hepimiz biliyoruz.
Öte yandan: Başbakan ve hükümet, bu eylemlerin Mısır’daki gibi, yani halkın bütün partileri, bütün örgütleri by-pass ederek giriştiği hakiki bir sivil itaatsizlik, hakiki bir şiddetsizlik biçimine bürünmesini tercih eder miydi, bundan hiç emin değilim. (Neden böyle düşündüğümü, Neşe Düzel’in Murat Paker’le yaptığı söyleşiye göndermelerle yazının sonunda izah etmeye çalışacağım.)
Yine hiç emin olmadığım başka bir hususu da Başbakan Erdoğan’ın başdanışmanı Yalçın Akdoğan dile getirdi.
Akdoğan, Star gazetesinin Açık Görüş eki için kaleme aldığı “‘Zor’la sivil itaatsizlik!” başlıklı makalede, Kürtlerin, kavramı geliştiren kişi olarak kabul edilen Henry David Thoreau’nun tanımladığı ve Hindistan’da Mahatma Gandhi’ninki türünden bir sivil itaatsizlik uygulamaları durumunda, buna hiçbir itirazlarının olmayacağını yazdı.
Dediğim gibi, bundan da hiç emin değilim.
Akdoğan’ın makalesinden küçük alıntılarla, tam olarak neye itirazlarının olmayacağına daha yakından bakalım...
Önce Thoreau’nun tanımı... Akdoğan şöyle aktarıyor: “Yönetim siyasetinin ya da yasaların değişmesini isteyen, aleni, şiddetsiz, vicdani, fakat aynı zamanda siyasi olan, yasa dışı bir eylem...”
Gandhi tarzından anlaşılan da şu: “Gandhi devrimciydi ama yıkıcı değildi, pasif direnişçiydi ama teslimiyetçi değildi, tam aksine mücadeleciydi. (...) Gandhi, silaha, şiddete, kaba kuvvete, çatışmaya karşıydı, ama en sessiz başkaldırıyı ortaya koydu. Onun eylemleri gerçekten sivildi. Ne emir komuta zincirine tabiydi, ne de örgütlü bir güce ve çatışmacı bir kuvvete dayanıyordu.”
Bence haklı eleştiriler bunlar. İlaveten, şimdi tanık olduğumuz Kürt sivil itaatsizliğinin neden Gandhivari bir sivil itaatsizlik olamayacağını da gösteriyor. Fakat öyle olmasaydı; BDP hem Öcalan’dan hem de PKK’dan bağımsız şekilde, hatta onların hilafına bu girişimde bulunsaydı dahi benzer bir rahatsızlık duyulmayacak mıydı? Bence duyulacaktı, hem de fazlasıyla...
Ayrıca, bu türden eleştiriler, Öcalan’ın bundan sonraki mücadeleyi “silahlı örgüt” üzerinden değil de “sivil itaatsizlik” üzerinden götürmeye yönelme ihtimalini güçlü bir şekilde hesaba katmadığı için kendi açısından riskler de taşıyor... Bir süre sonra, PKK’nın bütün silahlı güçlerini Türkiye sınırları dışına çıkardığını, ardından da “üzerlerine panzer gelse de” yerlerinden kımıldamayacak sıradan Kürtlerin bütün Kürt illerinin sokaklarında piknik yaptığını düşünün... Taleplerini biliyoruz; dünya kamuoyunun bu taleplerle oturup sonuç bekleyen insanların zorla dağıtılması karşısında göstereceği tepki karşısında hükümet ne yapabilir?
Son günlerde muhafazakâr basında uç veren, “Peh! Mısır’mış! Yahu, Mısırlılar Türkiye olmak için ayağa kalktı” türünden iç rahatlatma girişimleri de geçersiz... Bu bakış açısı, Kürtlerin büyük (ve en etkili) bölümünün algısından ve hissiyatından zerrece habersiz bir bakış açısı... Bu bakış açısı, beğenin beğenmeyin, geçenlerde BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın formüle ettiği gibidir: “Bizim Mübarek’imiz, Kaddafi’miz Başbakan Erdoğan’dır...”
Sivil itaatsizlik “Gandhivari” bir açılım gösterirse...
Gandhi örneği eşsiz bir örnek ve tekrarını beklemek, bugünün dünyasında pek mantıklı görünmüyor. Belki ancak dünyanın herhangi bir yerindeki bir sivil itaatsizliğin ona yaklaşmasından söz edilebilir.
Hükümetten ve açık destekçilerinden gelen tepkilerin kabuğunu soyup içine baktığımda, benim çıkardığım sonuç şu: Zor ve uzak bir ihtimal ama sivil itaatsizlik “Gandhivari” bir açılım gösterirse, hükümetin bundan mutlu olmaması ciddi bir ihtimaldir.
Yabana atılmaması gereken bu ihtimali doğuran şey, Türkiye’de siyasi otoritenin şiddet içermeyen mücadele yöntemleriyle başa çıkma hususundaki “yeteneksizliği...” Neşe Düzel’in, Dr. Murat Paker’le yaptığı söyleşide (Taraf, 4 nisan) sorduğu soruya Paker’in verdiği cevapta olduğu gibi:
“– Bizim devlet, şiddete başvuran muhalefeti mi tercih ediyor?
“– Tabii, uzun vadede bu tür muhalefet geleneksel devlet siyasetinin işine geliyor. Egemen Türk resmî politikası yakın zamana kadar şiddet yöntemleri kullanan Kürt muhalefetinin sıfıra inmesini hiçbir zaman istemedi. Siyasi alanı çok daraltarak, onu, şiddet yöntemleri kullanmaya itti. Çünkü ülkede silahlı bir muhalefet olduğunda, egemen devlet anlayışı, Ergenekonvari zihniyetini, yapılanmalarını ve eylemlerini sürdürmek için gereken meşru zemini buluyordu. İktidarını şiddet üreterek pekiştiriyordu.”
***
TkMM’nin adaylardan 10 isteği
Türkiye küçük Millet Meclisleri (TkMM) her ilde partilerin milletvekilleriyle illerin sivil toplum örgütlerini ve kanaat önderlerini karşı karşıya getirmeyi amaçlayan bir oluşum olarak doğdu. Şahane bir fikirdi, üstelik Şanar Yurdatapan gibi bir yürütücüsü vardı ama vekillerin “işlerinin çokluğu” (!) nedeniyle işler beklendiği gibi gitmedi, her ilde her ay yapılan toplantılarda vekillerin yerleri çoğunlukla boş kaldı.
Şimdi, seçimler yaklaşırken TkMM yeni bir atağa kalktı. Buna göre her ilin TkMM’leri genel ve yerel taleplerden oluşacak 10 maddelik bir paket hazırlayıp milletvekili adaylarına sunacaklar; onların da taleplere not düşme hakları var tabii.
Bu iş “seçim fuarları” marifetiyle yapılacak. Yani, mayıs ve haziran aylarının ilk haftasında yapılacak toplantılara bütün partilerin milletvekilleri davet edilecek ve talepler, tabir caizse yüzlerine okunacak. Ardından da seçilmiş adaylar üzerinden takip süreci başlayacak.
Bence müstakbel milletvekilleri mayıs ve haziran toplantılarına epeyce ilgi gösterecekler. Çünkü eski toplantılarda zaten milletvekili seçilmiş şahsiyetler davet ediliyordu, şimdi ise vekillik aslanın ağzında!
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Erdoğan, temel saflaşmanın eksenini 10 yıl sonra bir kez daha değiştirmeye çalışıyor: ‘Millîlik’ yerine ‘Kürtlü millîlik’
21.07.2025 - Erdoğan’ın imkânsız hayali: Suriye’de Rojava’yı Türkiye’de CHP’yi kendi kaderine terk etmeye razı bir Kürt hareketi
14.07.2025 - Doğru, ülke güvenliği demokrasisiz de sağlanabilir fakat bunu durmaksızın tekrarlamakta bir sorun var
23.06.2025 - Sırada Türkiye mi var?
19.06.2025 - ‘Siyasi çözüm’ Gülen cemaatinin tabanındaki ‘aidiyet suçluları’nın psikolojik travmalarına merhem olabilir mi?
17.06.2025 - “DEM, demokrasiye ihanet ediyor” korosuna karşı cesur, âdil, ahlaklı bir cevap; Özgür Özel’den…
8.06.2025 - Demokratikleşme olmadan barış mümkündür fakat bunu durmaksızın tekrar etmekte bir problem var
1.06.2025 - Vicdan duygusunun sızamadığı bir sevme biçimi olarak ultra milliyetçilik
11.05.2025 - Kürt sorunu, PKK sorunu, PKK’lılar sorunu
8.05.2025 - İrfanından nasiplenebilecek miyiz?
4.05.2025
Yazarlar
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları








































mustafa düger
ahmet abi orhan miroğlu mehmet metiner gibi milletvekili olmadan tarafı karalamaya devam edebilir,dikkat edin,allah onu ıslah etsin,bunlar oldukça dürüst ve namuslu insanlar daha çok ihanet görür
sakine
A.Altanı haklı buluyorum.O.Miroğlu kendini ne sanıyor,geldiği yere küfrederek bir yere varamaz olsa olsa M.Metiner olur.Ondan da çok var.A.Altanın değiştiğine inanmıyorum herkes gibi oda AKP nin kürt meselesini çözeceğine inananlardandı ve de destekledi ama hepimiz gibi o da hayal kırıklığına uğradı.Altan kardeşler tam demokratlar ve bu ülke de demokrasinin yerleşmesi için mücadele ediyorlar.Yoksa öyle bir dertleri olmasa havadan sudan yazarak da para kazanırlardır.
Arslan Yilmaz
Sayin Ahmet Bey, Evet Basbakan degisti, hem de cok degisti ama siz de cok degistiniz. Lütfen elestrileri (aynaya bakarak) biraz ciddiye alin. Yoksa ,-özellikle baslangicta - objektifligin sembolü olan ve bu nedenle severek okudugum gazeteniz de degisecek.Saygilarimla A. Yilmaz
miroglu nun altan a kendi agzından cevabı
miroglu nun altan a cevabı ve olayın detayları için bakınız: http://www.habervaktim.com/haber/mirogludan-bomba-aciklamalar--261839.html
Ad Soyad Giriniz...
Miroğlunun son analizinde ortaya koyduğu gibi, tarafın pkknın psikolojik harbine uygun bir konumlanmayla tarafını belirlemesi, miroğlu ile yollarının ayırmasına sebep verdi..
Ad Soyad Giriniz...
bu açıklamada altan için söylenecek söz kurulacak cümle çok ama sadece şu yazacağım yeterli diye düşünüyorum Haklı olma ihtiyacı sıradan insanlara özgüdür...Albert Camus sen sıradansın ahmet.....
altan vs miroglu-1
altan ın, kurtçuluk teması etrafında açtığı tezgah ve pazarlama kampanyasının inanılılırlık imajı ve amaçları, sırf yaşadığı ve ödedikleriyle ve sorunu her hucresine kadar duyan bir kredibilite dağı miroglu nun kimliği ve tutumunun da etkisiyle, hak mucadesine destek olmayıp turkiyede etnik kışkırtıcılık temelinde yürütülen daha geniş çok yonlu ve cok ayaklı operasyonel işbirliğinin bir ayağı olma yüzünü/misyonunu açıga vurduğu aşamada, miroglu nun taraftan postalanması aciliyet kazanmıştı.
altan vs miroglu-3
ayrılma konusu, altan ın sonradan dünyevi yararlılık ve kazanım gudusu etrafında donen kurtculugunun, kurt sorunun her şeyi ile dunya gelmiş bedel odemiş miroglunun tutumu karşısında, etnik kışkırtma ve sosyal -politik manipulasyon yonunun açığa vurması olup, bu durumda yan yana aynı gazete kolonlarında bir arada gitmezliğinin çelişki ve kopuşu, butun anti sansür söylemine karşın, taraf patronu altan ın sindiremeyeceği ve basiretli girişimci olarak riskini gozgore gore alamayacağı bir durum
altan vs miroglu-2
altan ın yazısının miroglu ya yanıt kısmı, 1,5 aydır miroglu nun yazılarına ilişkin ön alıntıyı gazetenin 1. sayfasına koymayıp altan ın ayrımcı uygulama yaptığına ve bunun ne denli saygısızlık oldugunu pas geciyor, ve olay tek seanslık bir durum olarak yansıtılıyor. taraf okurları bu açıdan altan ın ne denli durust bir acıklama yaptığını gazete nushalarına bakıp anlayabilecek durumdalar.
GAZETECİLER
Olmadı be Miroğlu, hiç yakışmadı… Biliyoruz ama bildiğimiz halde yazmadık… Aylar önce anlaştın Mustafa Karaalioğlu ile… Hakkındır… Ve ananın ak sütü gibi helâldir… Taraf’ta üç otuz paraya yazmaktansa STAR’da bol sıfırlı maaşa yazmak en tabii hakkındır… Ama be Miroğlu; Yakışmadı… Ayıp ettin… Hiiiç kıvırmayacak, “ben STAR’da yazacağım için ayrılıyorum” diyecektin… Ama… En zor zamanlarında sana arka çıkan, PKK’ya karşı seni kahramanca savunan Ahmet Altan ve Taraf’a “bok” atmayacaktın… İşte bu ayıbın yüzünden kaybettin…
metin k
"Çok namuslu olduğumuzdan değil, .. eğlenceli, ..daha tatminkâr hiç bir şey bulmadığımızdan." bu ifade hiç de alçakgünüllük sayılmasın, gerçeğin ancak bir kısmı. aslında bu tarzı tutturmanın eğlenceli ve tatminkarlığının yanına karlılığını da saymak eksik kalan yanı kısmen tamamlardı. kürtçülük etrafında yürütülen inşa süreci, aktif ve dinamik bir piyasa segmentin de ortaya çıkarıyor ve bu segmenti hedefleyecek kan kokusunu alma hissi altan gibi kopekbalığı duyarlılığına sahip romancıda gani var
altan vs miroglu
altan, kurtçuluk teması etrafında açtığı tezgah ve pazarlama kampanyasının, sırf yaşadığı ve ödedikleriyle ve sorunu her hucresine kadar duyan bir kredibilite dağı olaraki duran miroglu nun, bu kampanyanın kışkırtıcılığını, ve hak mucadesinin otesinde operasyonel işbirliği tarafını açıga vurduğu yerde birliktelik gidemezdi..taraf ın altan yuzu, boylece bir kadre kararmış oldu.
kaya
Ahmet Altana sonuna kadar güveniyoruz Allah ondan razı olsun
Kudisi
Zamanında günde 2 Taraf Gazetesi almış insan olarak soruyorum Altan Bey.Sana AKP yalakalığı yap diyen olmadı.Aynen eski duruşun ne ise devam edebilirdin.Ama ne olduda tam 180 derece dönüş yaparak tam "SÖZCÜ" gibi Tayyibe vuruyorsun.Eğer mertliğin kaldı ise bunu açıkla,bizde sana destek olalım
Hasan
Galiba AKP, Miroglunu bir dahaki secimler için Mehmet Metiner yerine hazırlıyor. Özellikle, Metiner kendini ve sayın Erdoğanı rezil ettikten sonra vitrine yeni bir Kürt lazım.
Ahmet
Miroğlunu Miroğlu yapan Taraftı.Kendine zarar verdi bu şişen egonun sergilettiği davranışı ile.
İbrahim Çallı
Ne olduğu çok basit, paşasının medya ayarından sonra bu "köftehor" m.vekili olmak için taraf, pkk, kürt, sol, bla bla ne varsa eleştirmeye başladı, malum gazeteniz maaş veriyor, ama devlet bu şahsa ömür boyu maaş verecek. aslında cevap vermenize bile değmez, metiner ile burkayı harmanla, üstüne de biraz eronat serpiştir alacağın malzeme bu şahıs olur, ismini telaffuz etmek istemiyorum çünkü onurlu amcası aklıma geliyor.
liberalizm
ahmet altana inancım tam... Bu güne kadar ne yazılar yayınlandı bu mu yayınlanmayacak...
Hakki Sayin
cok guzel bir yazi ahmet bey...orhan miroglu neden bunu yapti ki, onun adina da uzuldum gercekten.
Fikri Karakuş
Maalesef öyle Türkiye karanlığa doğru yol aldı ileriyi görmek zor ve kabuletmekte çok zor olacak. Kısaca Türkiyenin hangi badirelelrle buralara gekdiği ve gideceği ortamla ilgili bana göre düşündürücü olan bir kaç sosyal durumu paylaşmak istiyorum:Cumhuriyet kurulurken atılan (yanlış) adım ki bu laisizm en önemli faktörlerden birisi daha sonra Feodalist alt yapıya:Ağalık,Aşiret ve toprak refirmunun yapılmaması,ve Demokrasini bilinçli bir şekilde ertelenmesi keyfiyetinin sonucu bu gündür!