Cemil ERTEM
Geçen akşam Boğaziçi Yöneticiler Vakfı’nın davetlisi olarak gittiğim Boğaziçikonak’ta Boğaziçili öğrenci arkadaşlarımızla bir sohbet yaptık. Tabii ekonomiden ve siyasetten sonra eğitim meselesine sıra geldi. Anadolu’nun farklı illerinden gelen öğrenciler, kendilerini iyi bir devlet üniversitesine girdikleri için şanslı sayıyorlar. Ama ya geride kalanlar; arkadaşları, kardeşleri bu şansa sahip olmayabilir; bundan dolayı sisteme kızgınlar ve eleştiriyorlar. Ancak bunun dışında da, artık iyi bir üniversite mezunu olmak da isteğiniz mesleği yapmanın ve başarının tek anahtarı değil.
Bizim zamanımızda iyi bir üniversitede sevdiğiniz bölüm ve bir yabancı dil ‘tek başına kurtuluşun’ eğer biraz da şansınız varsa kapısını açabiliyordu. Ama artık bu yetmiyor; hatta yurt dışında lisansüstü ‘birşeyler’ yapmanın da çoğu kere yeterli olmadığını görüyoruz. Başarının kurumsal, yukarıdan devlet tarafından ‘ihsan’ edilen anahtarı artık yok, teknolojinin, bilginin giderek yaygınlaşmasına parelel olarak bireysel farkındalık, önceden hedef belirleme, uzmanlık alanını çok önceden seçme gibi bireysel stratejiler kendini yetiştirmenin ve başarının tek yolu gibi geliyor bana. Burada, günlük hayatta çok sık rastladığımız ‘kendini yetiştirme’ deyişini özellikle kullandım. Hep duyarız ya; ‘kendini yetiştirmiş valla helal olsun’ cümlesini... Artık bu cümle münferit, rastgele bireysel başarılar için kullanılmayacak. Yetenek, yatkınlık, ilgi gibi bireysel özellikleri, çok önceden farkına varıp, bunları derinleştirmek gerekiyor.
Devlet müfredat belirleyemez
Bunun için eğitim sisteminin, artık önceden belirlenmiş, paketlenmiş bilgileri aktaran hatta dayatan konumundan çıkıp, rehberlik eden, yönlendiren, bulup çıkaran konumuna geçmesi gerekir. Artık bilgiyi verme okulunun işi olamaz; okul, en çok bilgiyi bulma araçlarını öğrencinin önüne koyar, ona -bilgiye- nasıl ulaşacağını, ulaştıktan sonra nasıl kullanacağını öğretir. Zaten bilgi, artık örgün öğretime sığmayacak kadar geniş bir alanda dolaşıyor ve buna okul -örgün eğitim- dışında da herkes ulaşabiliyor.
Bu anlamda ‘andımız’ denilen uygulama nasıl gerici -geride kalan- bir dayatma olduğu için kaldırıldıysa, önceden belirlenmiş eğitim müfredatı da bir dayatmadır ve olmaması gerekir. Üniversite dahil, hiç bir eğitim kurumunda, ders içeriklerine, kurumsal müdahalenin-hele hele devletin- olmayacağı bir yere doğru gidiyoruz. Ders içerikleri anlık-sınıfın durumu, ilgileri, bireysel katılım vb durumlarına göre- demokratik bir şekilde öğrenciler tarafından belirlenmelidir.
Kapansın, kapanmasın kısır tartışmasına son!
Bunun dışında Boğaziçili öğrenci arkadaşlara, hâlâ sınav sistemi geçerli; lise eğitiminin yetersizliği de ortada, fırsat eşitliği için sizin bir ara çözümünüz var mı diye sordum; herkes şu an var olan sistemin, hem devlet tarafında hem de özel kesim tarafında bu fırsat eşitliğini sağlamaktan uzak olduğu konusunda hemfikirdi. Toplanıp konuştuğumuz yer bir vakıf binası idi. Onlara, ‘bakın burayı istediğiniz gibi kullanıyorsunuz, bu vakıf bir fon oluştursa, siz bu fonla üniversiteye hazırlanan, eğitim açığı olan kardeşlerinize ders verseniz; hatta eğitim fakültesinden mezun olan arkadaşlarınız da öğretmen olarak buraya katılsa nasıl olur’ diye sordum; bunun yapılabilir ve önemli bir adım olacağı ortak görüştü.
Şimdi tam burada duralım ve bu öneriyi genişletelim: Bugün Türkiye’de -sanılanın aksine- özel üniversite yok. İki tür üniversite var; devlet ve vakıf üniversiteleri... Özünde her iki yapılanma da kamu müessesidir. Hatta vakıf üniversiteleri daha fazla -geniş anlamda- kamusal kurumlardır. Bugün her vakıf üniversitesinin bir hami devlet üniversitesi vardır. Hami üniversiteye, bu vakıf üniversiteleri zor duruma düştüğünde, buraya devredilecek kurumlar olarak bakılır. Bu da yanlıştır; hami üniversite, denetim ve gözetim görevini yerine getirmeli, gerekirse kaynak paylaşımı, proje paylaşımı yapmalı ve ortak kaynak yaratmalıdır. Öğretim üyesi, öğrenci geçişi olmalıdır. Eğitim ve üniversite vakıfları, Anadolu’nun her yerinde, eğitim boşluğunu dolduracak, lise öğrencilerini hazırlayacak kurumları açmalıdırlar. Bu eğitim kurumları, ilgili vakıf üniversitenin ve hami üniversitenin uhdesinde olmalıdır. Dolayısıyla bu kurumlar, o ildeki vakıf üniversitesi ve onun hamisi olan devlet üniversitesi ile bu hizmeti yaparlarsa, her üniversitenin kendi öğrencisini seçme şansı da doğar. Çünkü bu kurumlarda çocuklar, yeteneklerine ve isteklerine göre üniversitelere yönlendirirler. Biliyorsunuz, üniversite eğitiminde, öğrencinin üniversiteyi seçmesi kadar, üniversitenin de, uzmanlık alanı ve yönelimine göre, öğrenci seçme hakkı mutlaka olmalıdır.
Eğitim ve üniversite vakıflarını gerçek işlevlerine dönüştürüp, niteliklerini yukarı çekerek sayılarını artırırsak, eğitim sorununda çok önemli bir adımı da atmış oluruz diye düşünüyorum. Bu çözüme, dershaneleri savunanların da, ona karşı çıkanların da hayır diyeceğini sanmıyorum. Hatta daha ileri giderek şunu da söyleyeyim; bu çözüm, hem içinde bulunduğumuz geçiş dönemini kapsayacak hem de bize eğitimde vakıflaşmanın, dolayısıyla kalıcı çözümün, yolunu açacak yegane çıkıştır. Ben, eğitimde vakıf sisteminden başka bir çözümün mümkün olmayacağını savunuyorum. Zaman içinde devlet eğitimden tümden çekilmeli ve eğitim, gerçek kamusal bir yapılanma olan vakıflar eliyle yürütülmelidir.
Herkese maaş da, bedava eğitim de mümkün!
Biliyorsunuz, Avrupa’nın sigorta sisteminin adını bile bilmediği zamanlarda Osmanlı, Vakıf sistemi sayesinde yaşlılık ve maluliyet maaşları verilebilmiş; lonca ya da mahalle üyeleri için sigorta güvencesi sağlanmıştır.
Şimdi isviçre, her yetişkine 2800 dolar maaş verecek bir sosyal güvence sistemini referanduma sunuyor. Kriz sonrası, ücretlerde yaşanan dengesizliğe tepki olarak, bir halk komitesi referandum için yüz bin imza toplamayı başardı. Evet çıkarsa, her yetişkin 2800 dolar koşulsuz maaş alacak. Bunun ekonomik ve sosyal sonuçları ayrı ama İsviçre bunu yapabilecek bir ülke. Ancak gelirin adil paylaşımını sağlayacak bir sistemle bu tür sosyal güvenceleri her ülke yapabilir.
İşte Vakıf sistemi böyle bir sistemdir. Eğitimden başlamaya ne dersiniz...
İyi bayramlar...
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları

































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.10.2018
24.10.2018
18.10.2018
17.10.2018
25.09.2018
21.09.2018
18.09.2018
11.09.2018