Ceren KENAR
Özgecan Aslan hakkında yazmak üzerine çok düşündüm. Gencecik bir genç kadına yapılan bu barbarlık sonrasında ne denilebilirdi ki? Ne yazılabilirdi? Özgecan'ın o güzel, masum yüzüne baktıkça, ona reva görülen o korkunç sonu düşündükçe, ne diyebilir ki bir insan? Kızlarının saç teline zarar gelmesin diye hayatını verebilecek bir ailenin, şu an hissettiklerini bir saniye olsun düşününce, insan nasıl rasyonel kalabilir? Acılı ailesinin yasına, merhumenin aziz anısına saygısızlık etmeden, bu konu nasıl tartışılabilir? Alman filozof Theodor Adorno'nun meşhur sözü “Auschwitz'den sonra şiir yazmak barbarlıktır” nasıl hatırlanmaz? Böylesi bir vahşetten sonra, insanın eli nasıl yazı yazmaya, tweet atmaya gidebilir...
Ama yazmak lazım belki de, konuşmak lazım. Her zamankinden yüksek sesle. Bir daha asla demek için, bu konuda kadına yönelik şiddeti engellemek için, hep beraber konuşmak lazım. Dinlemek lazım. Kadınları dinlemek, hikâyelerini duymak lazım.
Fakat bunu yaparken dikkatli de olmak lazım. Meseleyi ıskalamamak, kadına yönelik şiddeti sığ politik angajmanlar için araçsallaştırmamak, gerçekten meseleyi tartışmayı hedeflemek lazım. “Kadın için, kadına rağmen” bir üslupta, bu meseleyi kadın ekseninden çıkararak bir istismar malzemesine dönüştürmekten kaçınmak da lazım. Yani dürüst ve samimi olmak lazım. Tartışma ahlakına sadık kalmak lazım. Özgecan'ın aziz anısını kirletmemek ve bu ülkede şiddete maruz kalmış milyonlarca kadının hakkına girmemek için bunu yapmak lazım.
Tüm dünyada olduğu gibi kadına yönelik şiddet ve taciz Türkiye'nin en önemli problemi. Dünya üzerindeki en yaygın, en evrensel ayrımcılık kadınlara yönelik olanı. Ataerkillik, kültür, dil, etnik köken, mezhep, sınıf üstü bir sorun. Kimse bundan azade değil, kimse masum değil.
Türkiye'de kadının durumunun görece iyi olduğu ülkeler var, kötü olanlar da. Fakat bu hiçbir şeyi değiştirmez, bu ülkede kadınlar yaygın biçimde ayrımcılığa uğramaktadır, kadına şiddet utanç verici düzeydedir, kadınlar erkeklere kıyasla daha az eğitim almakta, daha az çalışmakta, daha az para kazanmaktadır.
Peki bunun sebebi nedir ve bununla nasıl mücadele edilir?
Bu soruya verilecek iki cevap var.
1- Bu sorunu bu ülkede sevmediğimiz bir kampa havale etmek, sevmediğimiz siyasi partiyi bunun yegane müsebbibi olarak görmek, sonuçta kendimizi iyi hissetmek ama sonuca hiçbir katkı sunmamak.
Uzun yıllar boyunca Türkiye'de apolitiklikten şikayet edildi. Son senelerde ise Türkiye aşırı bir politizasyonun içinde buldu kendini. Temel olarak AK Parti'ye (ve ismini tam koymak gerekirse Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a duyulan hissiyat) bakışın ayrıştırdığı bir siyasi kutuplaşma içindeyiz. Bu ayrışmada da kimse masum değil, bunu not etmek lazım. Tarafgirlik, fanatiklik iki tarafın da sorunu, bunu kayda geçirmek lazım.
Böylesi bir atmosferde, Türkiye'de siyasi aktivizmden anlaşılan, ne yazık ki, kendini iyi hissetme oyununa dönüştü. “Slacktivism” yani real hayatta karşılığı pek de olmayan ancak o faaliyete katılan insanın egosunu tatmin eden bir aktivizm türü Türkiye'de siyaset yapmanın yegane biçimi olarak görülmeye başlandı. Herhangi bir tartışmanın nihai amacı o konuda gerçek ve yapıcı katkı sunmaktansa, karşı kampı döverek, kendi kampının en ahlaklı ve iyi insanlardan oluştuğunu kanıtlamaya dönüştü. Söylemeye gerek yok ki, bu siyasi aktivizmden veya tartışmadan öte, bir narsisizm, bir kendini tatmin pratiği olmaktan öteye geçemedi. Siyaseten ise AK Parti'ye yaramak dışında bir sonuç üretmedi. Kendi kampını bilerken, sayıca çoğunlukta olan karşı kamp da bilendi. Sonucunu her seçim sonrasında görüyoruz.
Bu kampın kadın meselesine bakışı da (istisnalar beni affetsin) Türkiye'de kadın sorununu AK Parti'ye ve muhafazakâr zihniyete havale etmek oldu. Sorumlu belliydi ve tekti: Türkiye'de kadına yönelik ayrımcılıktan sorumlu olan yegane unsur AK Parti idi.
Bu tespitin yanlış olduğunu söylemek için, Türkiye yakın tarihine kısa bir bakış atmak, Türkiye sosyolojisine aşina olmak yeterli. 1990'larda bekaret testleri savunan Kadından Sorumlu Bakan, AK Partili değildi. Bu ülkede kadına yönelik yüzlerce ayrımcı yasayı onayan da AK Parti değildi. Bu ülkede başörtüsü yasağı ile kadınların takriben %60'ının eğitim almasını, çalışmasını engelleyen AK Parti değildi. AK Parti'nin kadın politikasında eleştirilecek birçok unsur bulunabilir, ancak bu ülkedeki kadim ve ideoloji, sınıf, etnik köken, mezhepten bağımsız bir meseleyi bir siyasi grubun tekelinde görmek bu ülkede kadın mücadelesine yarar değil zarar getirir.
2- Bu meseleyi kapsamlı bir şekilde tartışmak ve bu ülkede kadına yönelik ayrımcılığın kimsenin tekelinde olmayan bir hastalık olduğunu vurgulamak. Hükümete bu konuda sorumluluklarını hatırlatmak, atılması gereken adımları ısrarla vurgulamak, kadın konusunda siyasetçilerin rolünü vurgulamak ve bunun takipçisi olmak. Kadınlara yönelik yapılan iyileştirmeleri teşvik etmek, bunların önemli adımlar olduğunu söyleyerek, yeterli olmadığının altını çizmek...
Ve bununla beraber, kadın mücadelesinin ancak kolektif bir çaba ile yürütülebileceğini unutmamak. Siyasetçilerden kadın konusunda daha duyarlı siyaset geliştirmelerini beklerken, kendi evimizin önünü temizlemeyi de ihmal etmemek.
Kadına yönelik ayrımcılık konusunda bu ülkede kimse masum değil, kimse günahsız değil. Bu konuda sorumluluktan kaçmanın kısa vadede siyasi rant getirebileceğini ancak bu meseleyi çözmeyeceğini görmek lazım. Buradan devam...
Yazarlar
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları






















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.02.2017
5.02.2017
4.02.2017
27.06.2017
26.06.2017
21.06.2017
7.02.2017
5.02.2017
2.02.2017
30.05.2017