Ekrem DUMANLI
Bu yazıyı sana yardım etmek için yazıyorum. Zalime yardım? Evet! Çünkü bir gün buyurdu ki, Hazreti Muhammed (sas): “Zalim de olsa, mazlum da olsa kardeşine yardım et!” Arkadaşları sordu: “Ey Allah’ın Resûlü, kardeşim mazlumsa ona yardım ederim. Ama zalimse nasıl yardım edebilirim ki?” Ve muhteşem cevap: “Onu zulümden alıkoyar, ona mâni olursun ki bu da ona yardım etmektir. ”İşte ey zalim kardeşim!
Hassaten ‘zalim kardeş’e sesleniyorum; zira dıştaki zalim nasıl olsa bir gün hakile yeksan olacak; ancak içerdeki zulümün daha kalıcı ve derin yara açmasından korkulur...
Senin zulmünü söylemek, seni o zulümden alıkoymak ve zulmüne engel olmak için sana bu mütevazı nameyi yazıyorum. Lütfen darılma; söylenen sözlerin keskinliğine bakma; ‘koynunda akrep var’ diyen bir kardeşinin seni ateşten sakındırmak için çırpınıp durduğunu farz et. Ve inan ki zulüm en çok zalimi yer bitirir..
Hem sanma ki ‘Ey zalim’ hitabının muhatabı tek bir kişidir. Asla! Zulüm bir zihniyet bozulması, ruh kaymasıdır ki her nefis onunla çetin bir sınava tabi tutulur. İşte bu nedenle ‘Ey zalim!’ sözünün muhatabı bir şahsa indirgenemez; zira zalim nefis, renkten renge girer, tebdil-i kıyafet eder, makamdan makama geçer. Zalim çoğu kez zalim olduğunu bile fark edemez...
Zulmün boyutları da farklıdır; kimi bir kişinin hakkını yiyerek zalim olur; kimi binlerce, milyonlarca insanın hakkına tecavüz ederek. Daha da ötesi kul hakkının bütün sınırları yerle bir edilir ve bazen Allah’ın hakkına riayet edilmediği olur. Bazı zulümlerin affı (mazlumların erdemi ve affediciliği nedeniyle) bu fani dünyada mümkün olsa ve helalleşme kapıları kıyamete kadar açık tutulsa bile, o mukaddes emanete karşı yapılan zulmü affetmeye hiçbir fani me’zun değildir...
Ey zalim!
Tarih şahittir ki her zalim kendi uydurduğu ve herkesi inanmaya mecbur hale getirdiği yalanlar üzerinden eziyet eder insanlara. Masum kitlelerin her türlü zulme müstahak olduğunu vehmeder. Zalimin cinneti bulaşıcıdır o yüzden. Kendisi gibi düşünmeyen herkese baskı kurduğu için zulüm umumi bir cinnete dönüşür. Kimi korkusundan, kimi bir menfaat uğruna pençesine düştüğü zulme ortak olur. Ne var ki zulüm kalıcı değildir; mazlumun ahı bir gün yeri göğü inletir...
Zalim olmaktan sakınmanın ilk basamağı peygamberlerin açtığı muhasebe ve murakabe yoluna başvurmak ve gözyaşları içinde Rabb’e karşı, “Ben nefsime zulmettim!” diyerek yakarmaktan geçer. Âdem Peygamber öyle yalvardı Allah’a; ta ki evlatları da öyle yakarsın. Yunus Peygamber de öyle dedi, Musa Peygamber de... Neden? Çünkü, “Ben nefsime zulmettim...” diyen, başkasına zulmedemez. Kendini kusursuz gören ve her yaptığı fiilin doğru olduğuna inanan her nefis, Firavun olma yoluna girmiş demektir. Sahte tevazu kibri örtemez, alçak gönüllük gösterileri zulmü gizleyemez; zira kimin zalim olduğunu gücü elinde tutan bilemez; onu mazlumun iniltisinde aramak lazımdır...
Zulüm bir süreçtir; kendi özünden kopma, başkalaşma, haddi aşma süreci. İnsanoğlu önce kendi nefsini unutur; sonra Yaradan’ı. Nefsini unutan, özündeki acziyeti, kul olma erdemini bir kenara iter. Kendi aslî sınırını ve irade çemberini tevehhümle başka bir alana taşıyan ve böylece haddini aşan insan, zulmün karanlıklarında yürümeye başlamıştır artık. Zulmün varacağı son noktayı Lokman Aleyhisselam oğluna nasihat ederken şöyle işaretliyor: “Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma, çünkü Allah’a ortak koşmak (şirk), elbette büyük bir zulümdür.”
Zulüm adım adım ilerler ve insan ruhunu esir alır. ‘Ene’ sırrı çözülemediği ve nefis terbiye edilemediği zaman, insan önce kendini beğenir, sonra kendine hayran olur; daha sonra kendine tapınmaya başlar. Kendi sınırlarını yerle bir ettiği için kul hakkını da tanımaz, Allah hakkını da. Çünkü artık her şeyin merkezine ego oturmuştur. İyiler ve kötüler firavunlaşmış egoya göre dizayn edilince bütün mükâfat ve mücazat sistemi de o enaniyet üzerine inşa edilir. Kendini beğenen başkasını beğenemez, kendini seven başkasını sevemez. Seviyor gibi görünse de zalimin tek kriteri vardır: kendisine duyulan muhabbet. Melek gibi biri karşısına çıkıp itiraz etse ona şeytan der ve şeytanlaştırmak için akla hayale gelmedik iftiralarda bulunur. Bir gün şeytan, kapısını çalıp ona övgüler dizse, o iblisi de melek gibi tasvir eder, bağrına basar, işbirliği yapar.
Ey zalim!
Bilmelisin ki ferde zulüm eden, sadece bir kişinin hakkına tecavüz etmiş olur ve onunla helalleşmedikçe iflah olmaz, kurtuluşa eremez. Ya koskoca bir kitlenin hukukuna tecavüz edenler? Ya milyonlarca insan hakkında her Allah’ın günü yalan söyleyen, gıybet eden, iftirada bulunanlar? Şayet sen de zulme uğradığını, sana yanlış yapıldığını düşünüyorsan, bilmelisin ki zulme zulümle mukabele edilmez. Hem üstelik sana zulmettiğini düşündüğün kişilere duyduğun öfke ile suçu günahı olmayan kitlelere saldıramazsın. Kur’an, “Bir kimsenin günahından dolayı başkası kınanamaz.” diyor. Mer’î hukuk da, şer’î hukuk da suçun şahsîliği prensibini gürül gürül ifade ediyor. Suç şahsi ise ve onunla hukuk içinde hesaplaşmak esassa, başkalarına gadretmek korkunç bir vebal değil mi?
Ey zalim!
Zulümlerin en kabası, en acımasızı devlet imkânlarının tepe tepe kullanılması ile ortaya çıkar. Oysa devlet, milletin himmeti ile ayakta durur ve asla millete karşı şiddet unsuru olarak kullanılamaz. Ne var ki bütün ceberut zalimler devleti kendi babalarının malı sanarak ve insandan daha üstün görerek bireyi ezip geçmeyi dener. Güvenlik güçlerini kendi şahsi intikam duygusu için kullanan, yargıyı adaletsiz karar vermesi için zorlayan, maliyeyi keyfi denetimine araç haline getiren -kim olursa olsun ve ne maksatla yaparsa yapsın- zulmetmiş olur. İnsanları haksız yere derdest edebilir, onları adaletsiz bir biçimde zindanlara atabilir, kamuoyunda kara propagandaya neden olacak şekilde kitleleri karalayabilirsin. Ama unutma ki zalimler asla kazanamaz. Zalim zafer naraları atarken ve mazlumun ahı göklere yükselirken kader ağlarını örmektedir çünkü. Kitle psikolojisine muvakkaten esir düşen maşeri vicdan, mutlaka bir gün uyanır ve zalimlerin maskesi düşüverir...
Ey zalim!
Yol yakınken dön. Hangi makamı işgal ediyor ve hangi kin ile meşbu bulunuyorsa; gel o zulüm yolundan gerisin geriye dön. Her bir insan Allah’ın halifesi ve imanlı her bir kalp Kabe hürmetinde olduğuna göre “adalet ve doğruluktan ayrılma”. İnat edip zulme devam edersen, kelamını ve kalemini zulüm yolunda heba edersen -ki öyle olmaz inşallah- kendine de, sana ümit bağlayana da yazık etmiş olursun. Zira o mev’ud günde ne gazeteciliğin önemi kalır ne siyasetçiliğin; ne bürokratlık işe yarar ne tüccarlık. Ve hiçbir zulüm zalimin yanına kâr kalmaz...
FİLİSTİN DUYARLILIĞI BU MU ALLAH AŞKINA?
Yazarlar
-
İbrahim KahveciYaşanacaklara dair olası senaryolar 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANAksiyon müfettişliği 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRGülme ihtiyacı artıyor, gülme cesareti azalıyor: Toplumsal baskılar mizahın kamusal alanı daralttı m 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANBabamın hasta yatağında bana son sözleri: Kötü günler geliyor kendini koru 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları






























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.11.2015
6.01.2015
3.01.2015
30.10.2015
27.10.2015
23.10.2015
20.10.2015
16.10.2015
13.10.2015