Elif ÇAKIR
Anayasa Mahkemesi’nin Şahin Alpay ve Mehmet Altan hakkında vermiş olduğu “ihlal” kararı üzerine kızılca kıyametler koptu.
İlk kez de kopmuyor.
Anayasa Mahkemesi, Can Dündar ve Erdem Gül hakkında vermiş olduğu “ihlal” kararı üzerine, çok daha ağır eleştirilerle, “AYM’nin kararı bizi bağlamaz” gibi tepkilerle, sert kınamalarla karşı karşıya kalmıştı.
Hatta AYM “FETÖ’cüleri koruyan kurum” gibi deli saçması ithamlara maruz bırakılmıştı. Bunun üzerine AYM Başkanı Zühtü Arslan şöyle bir açıklama yapmıştı:
“AYM’nin kararları herkesi bağlar. Verdiğimiz kararları doğal olarak bazıları beğeniyor, bazıları da beğenmiyor. Dahası bugün alkışlayanlar yarın tabiri yerindeyse lanetleyebiliyor. Hatta bazen aynı kişiler, verilen kararlardan bir kısmını alkışlıyor, ancak aradan bir gün geçmeden aynı hakimlerin verdiği kimi kararlar için ‘skandal’ diyebiliyor. Kınayanın kınaması da övenin övgüsü de Anayasa Mahkemesi’ni etkilemez. Bireysel başvuruda, başvurucunun kimliğine bakmıyoruz. Biz işimizi yapıyoruz. Kısacası Ankara’daki varlığımızı hatırlayanlar, kararlara göre değişiyor. Verdiğimiz kararlara göre bizi hatırlayanlar değişse de biz hep buradayız.” (1 Mart 2016)
Bir hukuk devletinde, siyaset kurumu ve yargı kurumu arasında tartışma olmaz diye bir şey yok, siyasal irade mahkemelerin verdiği kararlardan çoğunlukla hoşnut olmayabilir, siyaseten eleştirebilir de. Burada bir anormallik yok. Siyasi güç yargıya müdahale etmek de isteyebilir. Yargıyı kullanmak isteyebilir. Bunlar siyasetin doğasında var. Anormal olan yargı kurumlarının, yargıçların kararlarını hukuka göre değil, siyasi beklenti içerisinde olarak, siyasi kurumları hoşnut edecek şekilde, konjonktüre uygun olarak vermesidir.
Kuvvetler ayrılığı ilkesi bunun için önemlidir. Devletin kurumsallaşması bunun için mühimdir.
Bir devletin hukuk devleti olması bu yüzden hayatidir.
Bu bağlamda AYM Başkanının bu açıklaması hukuk devleti imajı açısından önemli olduğu gibi, toplumun adalet duygusuna güveninin zedelenmemesi açısından da önemlidir.
Şimdi bir kez daha AYM tartışmaların odağında. Vahim olanı yerel mahkemenin anayasal suç işleyerek, tabi hakimlik ilkeleriyle bağdaşmayacak şekilde, kanunları alaşağı ederek AYM’ye direnmesiydi.
Şimdi el yükseltilmiş durumda.
Dün bir televizyon programına katılan Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e bir kez daha AYM’nin vermiş olduğu “ihlal” kararı soruldu. Şöyle enteresan şeyler söyledi:
“Anayasa Mahkemesi’nin kararları bağlayıcıdır.”
Enteresan olan bu değil elbette. Anayasa’nın 153. Maddesine göre de “AYM’nin kararları kesindir. Yasama, yürütme, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri, bütün yargı organlarını” bağlar.
Enteresan olan, çelişkili olan şu sözleri. Diyor ki Sayın Gül:
“Mahkemelerde hiyerarşi olmaz. İlk derece mahkemesi olur, istinaf olur, yüksek mahkeme olur.”
Sonra da şöyle diyor:
“Her mahkeme yetkisini anayasa ve kanundan alır.”
Peki, bu durumda nasıl olacak?
Anayasa diyor ki, Anayasa Mahkemesi’nin kararı bağlayıcıdır. Anayasa Mahkemesi’nin kararı kesindir. Sokaktaki vatandaşı da bağlar, Türkiye Büyük Millet Meclisini de, Başbakanı da, Cumhurbaşkanını da, yargı organlarını da...
Sayın Gül sormak istiyorum:
Tamam, sizin dediğiniz gibi, mahkemeler arasında TSK’da, devlet bürokrasisi içinde olduğu gibi “emir talimat” anlamında bir hiyerarşi yok. Tamam, kabul ediyorum, siyaseten oldukça başarılı bir “söz oyunu” yaptığınız. Siz de bunun farkındasınız.
Fakat, Anayasa’nın 153. Maddesi bu durumda ne anlama geliyor?
Ülkemizde ABD’de, Avrupa ülkelerinde, yani normal bütün hukuk devletlerinde olduğu gibi “üst derece” mahkemeler var mı yok mu?
İlk derece mahkemelerinin en doğru kararı vereceklerine inanıyorsak madem neden ikili yargılama sisteminden özellikle temel haklar ve hürriyetler konusunda dörtlü yargılama sistemine geçtik?
Neden ilk derece mahkemeleriyle temyiz mahkemesi olan Yargıtay’ın arasına Bölge İstinaf Mahkemeleri sokuldu?
Ve Yargıtay’ın kararları alt derece mahkemelerin kararını bağlıyor mu bağlamıyor mu?
Özellikle temel hak ve hürriyetler konusunda bu üçlü yargılama sistemiyle de yetinilmeyerek Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı getirilmedi mi?
Bütün bunlar ilk derece mahkemelerinin etkin bir şekilde denetlenmesi ve yargıda keyfi kararlar verilmesini önlemek için atılan adımlar değil miydi?
Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu kararlar bütün yargı organlarını bağlar mı bağlamaz mı?
Bütün bunlar bir hiyerarşi değil de nedir?
***
Bakınız...
Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu kararın “tahliye” kararı olmadığını siz de hükümetiniz de biliyor.
Sizin hükümetiniz döneminde getirilen Bireysel Başvuru sisteminin varlık nedeni Anayasa’da güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilmesini önlemektir değil mi?
Bireysel Başvurunun kural olarak, kamu gücü işlemlerine karşı yapıldığı konusunda da hemfikir olmalıyız. Anayasa Mahkemesi, kendisine kanunlar yoluyla verilen görev ve yetkisi dahilinde başvurucunun müraacatına göre dosyasını inceler “yargılama sürecinde hak ve hürriyet ihlali yapılıp yapılmadığını” tespit ederek bir karar verir.
AYM’de bunu yaptı. Yetki gaspı falan yapmadı.
Şimdi siyaseten bunlara karşı çıkmak başka. Ancak, hoşa giden karar veren yerel mahkemeye sahip çıkmak adına, polemiğin “yargıda hiyerarşi yoktur” eşiğine getirilmesi çok daha başka.
Ve vahim bir açıklamadır. Bu açıklama mahkemeler arasında curcunaya sebep olur ki, Allah korusun.
YARGIMIZ BAĞIMSIZ SAYGI DUYALIM... YOKSA...
Devlet büyüklerimiz bir yandan yargımızın bağımsız ve tarafsız olduğunun altını kalın kalın çiziyorlar ve sevgili vatandaşlar olarak mutlak surette “yargımıza saygı” göstermemizi istiyorlar...
Bir yandan da “yargıya” ilişkin tuhafın ötesinde vahim sayılacak, yargının siyasallaştığı algısını besleyecek tartışmalara öncülük ediyorlar.
Örneğin, Adalet Bakanlığının Müsteşarı, bütün yargıçlara “yargıya müdahale edilmesine müsaade etmeyin” mektubu gönderirken, Adalet Bakanı, Anayasa Mahkemesi’nin kararına uymayacağı bayrağı açarak, kanunen suç işleyen, Anayasa ihlali yapan yerel mahkemeye arka çıkıyor.
Dolayısıyla bu durumda
şimdi...
Bir ülkenin Anayasa Mahkemesi, anayasanın ve kanunların kendisine verdiği yetkileri kullanarak, hukuka uygun vermiş olduğu bir karar neticesinde bu kadar linç edilebiliyorsa, bu durumda alt derece mahkemelerde görev yapan hakimler “yargıya müdahale edilmesinin” önüne nasıl geçecekler?
Yazarlar
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
11.02.2026
3.02.2026
28.01.2026
16.01.2026
14.01.2026
13.01.2026
6.01.2026
13.12.2025
30.11.2025
19.11.2025