Ergun BABAHAN
Herkes Avrupa kupası kura çekimlerinde olduğu gibi torbadan hangi ismin başbakan olarak çıkacağını bekliyor. Her türlü yetkiyi Saray'a bırakmış olan AKP kurmaylarının bile net bir fikri yok. Çünkü bu konular partide değil, Erdoğan ve damadından oluşan yetkili kurullarda belirleniyor. Yarışmanın yerini atamanın aldığı bir sisteme dönüştü Türkiye'nin çarpık demokrasisi.
Evet, AKP'den önce de Türkiye'nin Siyasi Partiler Yasası sorunluydu. AKP ısrarla bu yasada reform yapmaktan kaçındı. Yüzde 10 barajı gibi, 12 Eylül'ün mirası olan bu yasaya sahip çıktı. Darbe anayasasından bahsedenler, darbecilerin en etkili yasalarından olan Siyasi Partiler ve Seçim Yasası değişikliğini hiçbir zaman gündeme getirmedi.
Çünkü zihinlerinde demokrasi fikri yoktu, iktidarı ve gücü ele geçirince darbecilerin geliştirdiği hukuksal yapıya sahip çıkmakla kalmadılar, bu sistemi kendi lehlerine olmak üzere daha da bozdular. Bugün artık Türkiye'de bir hukuk devletinden söz etmek mümkün değil. MHP kongresi öncesi yargı sistemi üzerinden yapılan müdahaleler, yargının artık iktidarın denetiminde bir erk haline geldiğinin açık göstergesi.
Türkiye'de artık tek kişinin oyu var. Milyonların ne düşündüğü, neyi veya kimi tercih ettiğinin önemi yok. Erdoğan, damadına danıştıktan sonra oyunu kullanıyor ve herhangi bir kişi ya AKP ilçe başkanı ya da başbakan oluyor. Tek bir oy ülkenin kaderine hakim olmuş durumda bulunuyor. O oy, başbakanı işinden edebiliyor, yenisini belirliyor. Koca bir parti ve ülke bu durumu olağan karşılıyor.
Bir iş yapmak, bir yere atanmak isteyen herkes, bu oyu kazanmak için her türlü hokkabazlığı yapıyor. Kimi aşkını ilan ediyor, kimi yeni bir halifelik dönemi başladığını duyuruyor. En çok bağıran, lideri için göğsünü siper eden mutlaka karşılığını alıyor ve bunlar genellikle devşirmelerden çıkıyor.
Bu kaos ortamında başta Kürt meselesi olmak üzere ülkenin hiçbir sorunu konuşulmuyor, tartışılmıyor. Eğitim sistemi yerle bir edilmiş, yolsuzluk norm haline gelmiş, ekonomi ciddi bir krizle karşı karşıya gelmek üzereymiş kimsenin umurunda değil. Tıpkı hukuk devleti normunun yok edilmesi ve ifade özgürlüğünün tamamen ortadan kaldırılmış olmasını dert etmedikleri gibi, bunları da etmiyorlar.
Bütün bunların üzerine bir de Avrupa Birliği ile yaşanan kriz ortaya çıkıyor. Türkiye'yi iyice yalnızlaştırıp Mısır düzeyi bir ülke durumuna düşürecek bir gerilimin ortasındayız. Avrupa Birliği çıpasının kaybedilme riski artarken bu toprakların insanlarının daha kaliteli bir yaşam standardı yakalama şansı da azalıyor.
Kabul etmek gerekir ki, tek adam kültünün bu topraklarda alıcısı var. Cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren sistem, güçlü bir lider etrafında örülmüş durumda. Kuralları aşabilen, gerektiğinde anayasayı ihlal edebilen bu tek adamın tercihlerinin tek belirleyici olması, toplumun geniş yığınlarını rahatsız etmiyor. Hatta bundan memnunlar bile diyebiliriz.
Tekçiliği seven bir şekilde yetiştirilmiş bir insanlar topluluğu burası. Tercih yapmak zorunda kalmaktan hoşlanmayan, çok seslilik ve renklilikten rahatsız olanların ülkesi. Bununla da yetinmiyor, kendisi gibi olmayanı, düşünmeyen ve yaşamayanı imha etmeye kalkıyor. Önümüzdeki dönemin tek adamlık rejiminin hukuki bir boyut almasıyla birlikte, bu tekçiliğin katlanılması daha da güç bir hal alacağını söyleyebiliriz. Acı ama gerçek bu.
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.03.2022
7.03.2022
1.03.2022
21.02.2022
28.01.2022
11.01.2022
6.01.2022
3.01.2022
25.11.2021
18.11.2021